اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَق۪يمَۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Fâtiha Sûresi, 6. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: doğru yol, fatiha 6, fatiha suresi, fatiha suresi 6. ayet, hidayet, rehberlik, sıratı müstakim
-
Bize doğru yolu göster.
Hidâyetin Mânası
"İhdina's-sırat." (اهدنا الصراط) Abbas radıyallahu anhümâ "ihdina (اهدنا) ya "erşidnâ (ارشدنا) (bizi irşad et) mânası vermiştir. Aslında irşadla hidâyet aynı mânaya gelir, şu farkla ki hidâyet ilâhî muhabbet ve rızâya ulaştırma çerçevesinde halkın anlayışına irşaddan daha yakındır, çünkü bu kelime halk geleneğinde daha yaygın bir kullanıma sahiptir.
Hidâyet kavramı üç mânada kullanılır. Birincisi açıklamaktır (beyan). Bilindiği üzere dinî konularda açıklama Allah tarafından yapılmıştır. Bu sebeple Kitap ve Sünnette açıklama fonksiyonunu yerine getiren çeşitli ifadelerin varlığı karşısında kimse âyet-i kerîmedeki ihdina (اهدنا) kelimesiyle açıklama mânasını kastetmez. Ancak Mu'tezile mezhebinin mensupları bu anlamı benimsemiştir.
İkincisi Allah Teâlânın kulu doğru yola iletmesi ve hak yoldan sapmaktan korumasıdır. Bazılarının vitir namazında okudukları Kunut duasının mânası da aynı şekildedir: "Allahım! Hidâyete erdirdiklerinin içinde bize de daima doğru yolu göster" Cenâb-ı Hak bu âyetten itibaren sûrenin sonuna kadar makbul kulların vasıflarını açıklamaktadır. Şayet âyetteki hidâyet Mu'tezile'nin dediği gibi beyan mânasına gelseydi onu ifade eden kısımla "gayri'l-mağdûbi aleyhim ..." (غير المغضوب عليهم) kısmının aynı statüde olması gerekirdi. Şu halde Mu'tezile'nin değil, bizim söylediğimizin isabetli olduğu ortaya çıkmaktadır.
Üçüncüsü hidâyeti bizim için yaratmasını isteme mânasında olmasıdır; çünkü hidâyet, fiili olması açısından Allah'a nisbet edilmiştir. O'nun fiilinin eseri olan her şey yaratılmıştır. Bir bakıma kul şöyle demektedir: "Hidâyetimizi yarat!" Bu da hidâyeti bizim kabul etmemizden ibarettir. Başarıya ulaşmak ancak Allah'ın yardımıyla mümkündür.
Allah Teâlânın mümin olmayı nasip etmek suretiyle zaten hidâyete erdirdiği kimsenin onu talep etmesinin iki yorumu vardır. Birincisi Allah'ın lütfettiği hidâyetten ayrılmamayı istemektir. İmanın artmasının mânası da bu çizgi üzerinde seyreder: Daima iman hali üzere olmak. Bu aynı şeye bakan iki adama benzer, bunlardan birinin bakışını başka tarafa çevirmesi halinde diğerinin bakışının artış kaydettiğini söylemek mümkündür. Diğer bir yorum ise şöyledir: Hayatın her kademesinde insanın hidâyet karşıtı davranışlar sergilemesi endişe edilen bir husustur. Fâtihada yer alan bu niyaz vesilesiyle Cenâb-ı Hak kişiyi daima hidâyet noktasına iletir. Bu onun için yeniden hidâyeti benimseme anlamına gelir, çünkü mümin her zaman dilimi içinde bir iman hamlesi yapmak suretiyle zıddı olan bir davranışı reddeder. Allah Teâlâ'nın, "Ey iman edenler! Allah'a ... olan imanınızı yeni hamlelerle tazeleyin" meâlindeki beyanı ve benzeri diğer âyetler de aynı durumdadır. Bu ikinci yorum da ziyade mânasına alınabilir. Başarıya ulaşmak ancak Allah'ın yardımıyla mümkündür.
Sirât (الصراط) kelimesi yapılan bütün yorumlarda "yol" mânasına gelmektedir, Cenâb-ı Hakkın şu beyanlarında olduğu gibi: "Şüphesiz bu, benim dosdoğru yolumdur", "De ki: 'İşte bu, benim yolumdur".
Müfessirler âyetteki sırât kelimesiyle ne kastedildiği konusunda farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Bir kısmı sırât Kur'ân'dır, bir kısmı da imandır demiştir. Hangisi kabul edilirse edilsin sırât eğriliği ve sapması olmadan varlığını sürdüren, içinde çelişkiler bulunmayan mânevî bir yoldur. Bu yoldan ayrılmayan Fâtihada anlatılan ilâhî lütuflara mazhar olur. Başarıya ulaşmak ancak Allah'ın yardımıyla mümkündür.
"el-Müstakim (المستقيم)". Bunun mânasını "el-kâim (القائم)" diye belirleyenler olmuştur; yani kesin aklî ve naklî delillerle sabit olan; öyle ki hiçbir karşı fikir onu yok edemez. Parlak delillerini ne düşünce cambazlarının kurnazlığı ne de şüphecilerin aldatıcı kanıtları çürütebilir. Bir görüşe göre müstakîm "kendisine uyup sadakat göstereni doğru yola sevkeden, kurtuluşa ulaştırıp cennete koyan" demektir. Diğer bir yoruma göre ise müstakim (مستقيم) "sayesinde doğru yola girilen" anlamına gelir, tıpkı Cenâb-ı Hakk'ın şu beyanında olduğu gibi: "Allah gündüzü nesne ve olayları gösteren (mübsır) kılmıştır". Yani, "Nesne ve olayların görülmesine vesile kılmıştır" (yübsaru bihî) (يبصر به) demektir. Nitekim şu âyet-i kerîme bu mânaya delil oluşturmaktadır: "Rabbimiz Allah'tır, deyip sonra doğru yolda yürüyenler ... (sümme's-tekâmû)" (ثم استقاموا). Bu durumda müstakîm doğru yolu izleyen demektir. Başarıya ulaşmak ancak Allah'ın yardımıyla mümkündür.
Yorumu Yorumla
-
İhdinâ (اهدنا)
Kelimenin etimolojik kökeni, Arapçada birine yol göstermek, rehberlik etmek ve bir şeyi nezaketle tanıtmak anlamlarına gelen h-d-y köküne dayanmaktadır. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "öncülük etmek" ve "delalet etmek" olduğunu belirterek, kelimenin aynı zamanda "hediyye" (armağan) kelimesiyle de kökteş olduğuna dikkat çeker; buna göre hidayet, yol gösterilen kişiye sunulan en kıymetli manevi ikramdır. Râgıb el-İsfahânî, kelimeyi dini bir ıstılah olarak detaylandırarak hidayetin; hedefe ulaştıran lütufkar bir rehberlik olduğunu ifade eder ve bunun dört aşamada gerçekleştiğini (akıl/fıtrat, peygamberlik/vahiy, başarıya ulaştırma ve ahirette cennete yönlendirme) belirtir. Toshihiko Izutsu, kavramın semantik evriminde Câhiliye dönemindeki "çöl rehberliği" anlamının Kur'an ile birlikte insanı karanlıktan aydınlığa çıkaran kozmik ve ahlaki bir pusulaya dönüştüğünü analiz eder. Arthur Jeffery, h-d-y kökünün Arapça dışındaki Sami dillerindeki izlerini sürerek, kelimenin kadim Habeşçe (Ge'ez) dilinde "yol göstermek" ve Fenike dilinde benzer anlamlarda kullanıldığını, dolayısıyla kökün çok köklü bir Sami mirası olduğunu vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, buradaki emir kipinin (bize hidayet et) zaten hidayet üzere olan müminler için "hidayetin devamlılığını ve artırılmasını talep etmek" anlamı taşıdığını, etimolojik olarak bu talebin kulun acziyeti ile ilahi rehberliğin sürekliliği arasındaki bağı kurduğunu tahlil eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, h-d-y kökünün sadece kuru bir bilgi aktarımı değil, aynı zamanda o yolun gereklerini yapma gücünü (tevfik) de içerdiğini, dolayısıyla kelimenin bünyesinde hem "yolu gösterme" hem de "yola iletme" anlamlarını barındırdığını ifade eder.
es-Sırât (الصراط)
Yol anlamına gelen bu kelimenin etimolojisi, Arap dilinin kendi iç dönüşümleri ile yabancı dillerden Arapçaya geçen kelimeler (muarreb) tartışmasının en önemli örneklerinden biridir. İbn Fâris, kelimenin s-r-t kökünden türediğini ve asıl anlamının "yutmak" olduğunu ifade ederek, ana yolun üzerine çıkan yolcuları içine alıp yutması (hızla ilerletmesi) nedeniyle bu ismi aldığını belirtir. El-Cevâlîkî, kelimenin Arapçaya dışarıdan girdiğini ve aslında Arapça olmadığını savunan dilciler arasında yer alır. Arthur Jeffery, kelimenin etimolojik serüvenini çok katmanlı bir şekilde tahlil eder; kelimenin Latince "strata" (döşenmiş, taşlı ana yol) kelimesinden Yunancaya "strata" olarak geçtiğini, oradan Süryaniceye "estrata" formuyla girdiğini ve nihayetinde Arapçaya "sırât" olarak ulaştığını detaylandırır. Theodor Nöldeke, kelimenin Roma İmparatorluğu dönemindeki askeri yollarla ilişkili olarak Latince kökenli olduğunu ve Arap yarımadasına ticaret yolları vasıtasıyla girdiğini teyit eder. Christoph Luxenberg, kelimenin Süryanice "estrata" (yol, cadde) kelimesiyle olan doğrudan bağını vurgulayarak, Kur'an'ın bu terimi dönemin bölge dillerindeki yerleşik anlamıyla kullandığını savunur. Gabriel Said Reynolds, kelimenin Geç Antik Çağ'da sadece fiziksel bir yolu değil, aynı zamanda dini bir öğretiyi veya mezhebi (yol) ifade etmek için de kullanıldığını, Fâtiha Sûresi'ndeki kullanımın bu teolojik "doğru yol" algısıyla birebir örtüştüğünü belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin Arapçadaki "sin" harfiyle (sirât) okunuşunun asıl olduğunu, ancak "sad" (sırât) harfiyle yazımının ve okunuşunun kelimeye bir heybet ve genişlik kattığını, etimolojik olarak "apaçık ve geniş cadde" imajının bu ses değişimiyle pekiştirildiğini tahlil eder.
el-Mustakîm (المستقيم)
Eğriliği olmayan, dosdoğru anlamındaki bu sıfatın etimolojisi, k-v-m kökü üzerinden şekillenmektedir. İbn Fâris, k-v-m kökünün temel anlamının "dik durmak", "ayakta durmak" ve "istikrar" olduğunu belirterek, bir şeyin dengede durması ve hiçbir yöne sapmaması halini ifade ettiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin "istif'al" kalıbında olmasının, bir şeyin kendi doğası gereği ve bizzat dik, düzgün ve tutarlı olması anlamına geldiğini; "sırât-ı mustakîm" tamlamasında bu kelimenin, üzerinde yürüyen kişiyi hiçbir sapmaya meydan vermeden doğrudan hedefe (Allah'a) ulaştıran yol olduğunu vurgular. Toshihiko Izutsu, kelimenin semantik alanını analiz ederken, "kıyam" kökünün barındırdığı sarsılmazlık ve dürüstlük anlamlarının, İslam'ın inşa ettiği ahlaki sistemde "istikamet" kavramıyla birleşerek her türlü aşırılıktan uzak, mutedil ve tutarlı bir hayat tarzını nitelediğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin etimolojik olarak "dosdoğru" olmasının yanı sıra "pürüzsüz ve sabit" olma anlamlarını da taşıdığını, bu yönüyle İslam'ın temel ilkelerinin zaman ve mekana göre eğilip bükülmeyen evrensel karakterini temsil ettiğini ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin ontolojik bir dürüstlüğe işaret ettiğini, varlığın yaratılış gayesine uygun bir doğrultuda hareket etmesinin etimolojik olarak "mustakîm" lafzıyla mühürlendiğini tahlil eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla