Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Fâtiha Sûresi, 4. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Fâtiha Sûresi, 4. Ayet

    مَالِكِ يَوْمِ الدّ۪ينِۜ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Mâliki yevmi-ddîn(i)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Ceza ve mükâfat gününün sahibi.

      "Mâliki yevmi'd-din (مالك يوم الدين) hesabın görüleceği ve amellere karşılık verileceği gün mânasına geldiği noktasında fikir birliğine varılmıştır. Cenâb-ı Hakkın, "Amellerimizin karşılığını bulacak mıyız?" ve "O gün Allah amellerinin tam karşılığı olan cezalarını verecek" şeklindeki beyanlarında yer alan din kavramı da aynı mânaya gelir, bu da dünyada işlenen amellerin karşılığı (ceza) demektir. "Davranışına uygun düşen karşılık ne ise onu bulursun" mânasında insanlar arasında yaygınlaşan söz de bu esasa dayanır.

      "Mâliki yevmi'd-din (مالك يوم الدين) âyetinin manası, kıyametin zâlimlere boyun eğdirilen gün olma esprisine dayandırılmış olabilir, zira kıyamet gününün mahiyeti, yüksek mertebesi ve Rabb'inin nezdindeki üstün konumu bu çerçevede belirginlik kazanır.

      Sözü edilen âyet-i kerîmede Cenâb-ı Hakkı henüz mevcut olmayan bir şeye mâlik olmakla nitelemenin delili vardır ki bu, kıyâmet günüdür. Şu halde Allah Teâlâ vasıflandırılmaya lâyık olduğu bütün sıfatlara başkası sayesinde değil bizzat lâyıktır. Bu sebeple biz, "Allah ezelde yaratıcı, ezelde rahîm, ezelde cömert, ezelde işitendir" demeyi esas kabul ettik, her ne kadar bu sıfatların konusunu oluşturan hususlar ezelde bulunmuyor idiyse de. Bunun gibi, "O, ezelde her şeyin Rabb'i ve her şeyin ilâhıdır" da deriz, her ne kadar şeyler sonradan vücut buluyorsa da. Benzer bir şekilde bu günden "ceza ve mükâfat gününün mâliki" buyurmuştur, halbuki sözü edilen gün henüz gelmemiştir. Başarıya ulaşmak ancak Allah'ın yardımıyla mümkündür.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Mâlik (مَالِكِ)

        Kelimenin etimolojik kökeni, Arapçada bir şeye sahip olmayı, gücü ve otoriteyi elinde tutmayı ifade eden m-l-k köküne dayanmaktadır. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeye sımsıkı sahip olmak, onu kontrol altında tutmak ve üzerinde tam bir otorite kurmak" olduğunu belirterek, kelimenin mutlak bir aidiyet ve tahakküm ilişkisi barındırdığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, m-l-k kökünden türeyen "mâlik" (eşyaya sahip olan) ile "melik" (akıl sahibi varlıkları yöneten hükümdar) kelimeleri arasındaki anlamsal farka dikkat çeker; ayetin bağlamında Allah'ın her iki vasfı da kendisinde toplayarak ahiret gününün ve oradaki tüm varlıkların mutlak sahibi ve yegâne yöneticisi olduğunu vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kıraat farklılıkları ekseninde hem "mâlik" hem de "melik" olarak okunmasına değinerek, ahiret bağlamında bu iki kavramın birleştiğini; dünyadaki tüm izafi mülkiyetlerin ve geçici otoritelerin sıfırlanıp, egemenliğin yalnızca Allah'a ait olduğu gerçeğinin bu kelimeyle tescillendiğini tahlil eder. Batılı dilbilimci Arthur Jeffery, m-l-k kökünün İbranicedeki "melek" ve Aramicedeki "malka" kelimelerinde de görüldüğü üzere ortak Sami dil ailesinin en köklü ve yaygın kelimelerinden biri olduğunu, krallık ve egemenlik ifade eden bu kelimenin Arapçanın kendi iç dinamiklerinde doğal olarak bulunduğunu belirtir. Theodor Nöldeke de bu kökün ortak Sami havzasındaki tarihsel kökenini teyit ederek, İslam öncesi dönemde dünyevi krallar ve kabile liderleri için kullanılan bu yerel ve seküler otorite kavramının, Kur'an tarafından ilahi ve mutlak bir egemenlik vasfına dönüştürülerek teolojik bir derinlik kazandığını ifade eder.

        Yevm (يَوْمِ)

        Zaman birimini ifade eden bu kelimenin etimolojisi, hem dünyevi hem de ahiret (eskatolojik) bağlamındaki kullanımı ekseninde incelenmektedir. İbn Fâris, y-v-m kökünün dilde güneşin doğuşundan batışına kadar geçen süreyi ifade ettiği gibi, herhangi bir zaman dilimini, dönemi veya mutlak bir vakti belirtmek için de kullanıldığını aktarır. Râgıb el-İsfahânî, Kur'an'daki yevm kelimesinin sadece 24 saatlik astronomik bir günü değil, belli bir dönemi, devri veya önemli bir olayın gerçekleştiği aşamayı ifade edebildiğini; bu ayetteki kullanımıyla da hesap ve ceza sürecini kapsayan ucu açık, dehşetli ve devasa bir ahiret zaman dilimini nitelediğini belirtir. Toshihiko Izutsu, kelimenin semantik evrimini incelerken, Câhiliye dönemi Arapları için "yevm" kelimesinin kabile savaşlarının yaşandığı günleri (Eyyâmü'l-Arab) veya sıradan dünyevi zamanı tanımladığını; ancak Kur'an'ın bu sıradan zaman zarfını alarak ona "Kıyamet", "Hesap" ve "Din" gibi tamlamalarla muazzam bir eskatolojik ağırlık yüklediğini ve onu sıradan bir takvim gününden çıkarıp kozmik bir hesaplaşma anına dönüştürdüğünü analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin ayetteki bağlamından hareketle, "yevm" ifadesinin kronolojik bir zamandan ziyade ontolojik bir duruma, imtihan yurdundan mutlak adalet yurduna geçişin yaşandığı mutlak hakikat anına işaret ettiğini vurgular.

        Dîn (الدّ۪ينِ)

        Hesap, ceza ve itaat anlamlarına gelen bu kelimenin etimolojisi, Arapçanın yerel kökleri ile diğer kadim dillerden geçiş teorileri arasında zengin bir tartışma alanına sahiptir. İbn Fâris, d-y-n kökünün Arapçada iki temel anlama ayrıldığını; birinin itaat, boyun eğme ve karşılık (ceza/mükafat) verme, diğerinin ise borç (deyn) olduğunu belirterek, bu ayette kelimenin itaat karşılığında verilecek nihai hüküm ve karşılık anlamında kullanıldığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, din kelimesinin özünde "itaat etmek ve yapılan amelin tam karşılığını (ceza) görmek" anlamı yattığını, "yevmü'd-din" tamlamasının da herkesin dünyadaki amellerinin hesabını vereceği ve ilahi adaletin tecelli edeceği "karşılık günü" olduğunu detaylandırır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Mekke toplumunun "din" kelimesini örf, adet ve itaat anlamında bildiğini, ancak ölümden sonra dirilişe ve hesaba inanmadıkları için kelimenin "ahiretteki hesap ve ceza/mükafat" boyutunun onlara tamamen yabancı olduğunu, dolayısıyla ayetin onların bu materyalist dünya görüşüne radikal bir itiraz niteliği taşıdığını tahlil eder. Toshihiko Izutsu, d-y-n kökünün İslam öncesi dönemdeki sosyolojik "gelenek ve kabile yasası" anlamının, Kur'an tarafından ahiret inancıyla harmanlanarak "ilahi yasa" ve "nihai hesap" şeklinde yepyeni bir teolojik sisteme dönüştürüldüğünü açıklar. Batılı filolog Arthur Jeffery, "din" kelimesinin "hesap ve yargı" anlamının saf Arapça kökenli olmadığını; bilakis kelimenin bu spesifik eskatolojik anlamıyla İbranice "dīn" (yargı, hukuk) ve bilhassa Aramice/Süryanice "dīnā" kelimesinden İslam öncesi dönemde Arapçaya geçen bir alıntı kelime (loanword) olduğunu güçlü kanıtlarla savunur. Christoph Luxenberg, bu dış köken teorisini daha da ileri taşıyarak "yevmü'd-din" (din günü/hesap günü) tamlamasının tamamının, Hristiyan Süryani litürjisinde "Son Yargı"yı ifade etmek için kullanılan "yawma d-dina" ibaresinin kelimesi kelimesine doğrudan bir çevirisi (kalkiyer/calque) olduğunu iddia eder. Gabriel Said Reynolds da bu teze katılarak, Kur'an'ın bu kavramı Geç Antik Çağ'daki Yahudi ve Hristiyan muhatapların aşina olduğu ortak dini dilden (Süryanice/Aramice) aldığını ve kendi monoteist teolojisini inşa ederken bu köklü terminolojiyi kullandığını belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X