Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Fâtiha Sûresi, 3. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Fâtiha Sûresi, 3. Ayet

    اَلرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Errahmâni-rrahîm(i)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Rahmân ve rahîm olan (Allah).

      Rahmân ve rahîm rahmet (رحمة) kökünden türetilmiş iki isimdir. Bu ikisi hakkında "biri ötekinden daha ileri derecede olmak üzere ince, rakîk, yufka" diye mâna verildiği nakledilmiştir. Kelimelere bu mânayı verdiği söylenen kimse biri diğerinden daha ileri derecede olmak üzere, latif (لطيف) nezaket ve merhametle muamele eden mânasını kastetmiş olmalıdır. Bunun da ispatı iki şekildedir. Birincisi bu konuda naklî delilin gelmesidir, zira Kur'ân'da da yer aldığı üzere Allah Teâlânın isimleri arasında latîf kelimesi mevcuttur, buna mukabil naslarda rakîk ismi zikredilmemiştir. Latîfîn mânası, Allah'ın, gizli kalan hususları ortaya çıkarması ve bunların kendisince bilinir hale gelmesidir, meselâ şu ilâhî beyanda olduğu gibi: "Yaptığın iş bir hardal tanesi ağırlığında bile olsa ve bu, bir kayanın içinde veya göklerde yahut yerin derinliklerinde de bulunsa yine Allah onu kıyamet gününde karşına getirir. Muhakkak ki Allah en ince işleri görüp bilmektedir (latîf) ve her şeyden haberdardır (habîr)". Başarıya ulaşmak ancak Allah'ın yardımıyla mümkündür.

      İkincisi latîf vefakârlığa, şefkat ve merhamete işaret eden bir kelimedir, rikkat ise kalınlık ve yoğunluğun zıddı olarak bir şeyin ince oluşu mânasına gelir. Nitekim filan yufka yüreklidir denilir. Şayet filan latîftir denilecek olursa bununla vefakâr, merhametli mânası kastedilmiş olur. Bu sebeple Allah Teâlâ hakkında latîf ismi kullanılır ama rakîk kullanılamaz. Zaten, "Rahmân" ism-i celîlini, "Rızıklarını vermek suretiyle halkına merhamet eden" (latîf) şeklinde tefsir eden de aynı düşünceden hareket etmiştir, ilk dönem âlimlerinden bazıları latîf isminin yoğun ve kalın olmanın zıddı mânasındaki "letâfet"ten (لطافة) geldiği görüşünü benimsemişse de bu, isabetli olmaktan uzaktır, kelime lütuftan (لطف) gelmektedir.

      Yukarıda İbn Abbas'a atfen sözü edilen "biri ötekinden daha ileri derecede olmak üzere rakîk" mânası da lütuf muhtevası çerçevesindedir. Bu ifade iki ihtimal taşımaktadır. Birincisi rahmân ve rahîm kelimelerinden biriyle (rahîm) vâki olan lütuf daha hususi, daha münasip, daha tam ve kâmildir, bu da müminlere olan rahmetidir; şöyle ki, "Allah müminlere karşı rahîmdir" denilir ve bununla onları diniyle müşerref kılması kastedilir. Ayrıca O, Muhammed ümmetini aralarında merhametli oluşla nitelemiştir; bunun yanında Allah müminleri başkaları için irade buyurduğu dünya nimetlerine ortak kılmış ve aralarında fark gözetmemiştir. Görmez misin ki, "Allah müminlere karşı Rahman'dır" denmediği halde "rahîmdir" denilmektedir. Yine genel bir ifade kullanarak, "Kâfirlere rahîmdir" söylenmesi doğru değildir. Başarıya ulaşmak ancak Allah'ın yardımıyla mümkündür.

      İkinci bir yorum da "rahmân ve rahîm'den her birinin lütuf ve ihsana diğerinden daha çok işaret etmesidir. Bir bakıma bu iki ismin yan yana gelmesi en üst noktada lütfun ifadesini amaçlamıştır, öyle ki her birinde bulunan ilâhî lütfu tam mânasıyla anlamak imkânsız hale gelmektedir. Ya da her bir ismin içerdiği lütfun doruk noktasını belirleyemeyen bir niteleme mânası kastedilmiştir. Başarıya ulaşmak ancak Allah'ın yardımıyla mümkündür.

      Söz konusu edilen meselede bir de şu husus var ki Rahmân ismine sadece Allah Teâlâ lâyık olup başkası onunla isimlendirilemez, rahîm ise başkasına isim olarak verilebilmektedir. Buna bağlı olarak Rahmân zatî, rahîm ise fiilî isim olarak nitelendirilmiştir. Bununla birlikte her ikisi de rahmet kökünden türemiştir. Bu telakkinin ispatı Araplar'ın rahmân kelimesini yadırgayışlarıdır, halbuki onlardan hiçbiri rahîm kelimesini yadırgamamıştır. Araplar şöyle demiştir: "Rahman'ın ne olduğunu bilmiyoruz. Emrettiğin şeye secde mi edeceğiz?" Bir de Cenâb-ı Hakk'ın, "De ki: İster Allah deyin ister Rahmân deyin; hangisini derseniz olur" meâlindeki beyanı Rahmân'ın fiilî değil zatî bir isim olduğunu gösterir. Ne var ki Allah'ın fiili de zatî sıfattır, çünkü O'na ait sıfatın başkasının etkisiyle oluşması imkânsızdır; böyle bir şey Allah'a yönelik övgü ve senânın hâsıl olması için başkasına muhtaç olmayı gerektirir. Sonuç olarak böyle bir bağlamda, "Allah övgüye nail olmak için mahlûkatı yaratmıştır" gibi bir iddianın ileri sürülmesi söz konusudur. Gerçekte ise O, bundan münezzehtir, aksine zâtından ötürü bütün hamd ve övgülere lâyıktır. Bütün güç ve kudret Allah'a aittir.

      Namazın, başka bir deyişle Fâtiha'nın ikiye taksim edildiğini haber veren hadiste şöyle denilmiştir: "Kul, 'er-rahmanirrahim (الرحمن الرحيم)' dediğinde Allah Teâlâ, 'Kulum bana senâ etti' buyurur. 'Mâliki yevmid-din (مالك يوم الدين)' dediğinde ise Cenâb-ı Hak, 'Kulum bana şan ve şeref nisbet etti' buyurur." Bir rivayete göre de Hz. Peygamber sözü edilen ilk âyette şan ve şerefi, ikincisinde ise senâyı söz konusu etmiştir. Aslında bu ikisi aynı sonuca varır, çünkü senânın mânası şeref, lütuf ve cömertlikle nitelemekten ibarettir. Temcîd de aynı şeylerle vasıflandırmayı ifade eder. Başarıya ulaşmak ancak Allah'ın yardımıyla mümkündür.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Rahmân (الرحمن)

        Alemlerin Rabbi sıfatından hemen sonra gelerek ilahi otoritenin temelinde mutlak merhametin yattığını vurgulayan bu kelimenin etimolojik tahlili, Arapça kökler ile Sami dilleri havzası ekseninde şekillenmektedir. İbn Fâris, r-h-m (acımak, şefkat göstermek, rahim) kökünden türeyen bu ismin "fa'lân" vezninde olmasının, merhametin taşkınlık ve doluluk derecesini ifade ettiğini; Rab sıfatından sonra gelmesinin ise bu otoritenin ezici bir güçten ziyade kuşatıcı bir şefkat barındırdığını gösterdiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin varoluşsal bir merhameti ifade ettiğini, Allah'ın alemleri terbiye edişinin (rububiyet) her varlığa fıtratına uygun bir rahmet tecellisiyle gerçekleştiğini ve bu mutlak kuşatıcılık sebebiyle ismin sadece Allah'a has olduğunu vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayetteki bağlamına dikkat çekerek, mutlak mülkiyet ve otoritenin (Rabb) hemen ardından gelen Rahmân isminin, ilahi gücün ontolojik zeminini şefkat olarak belirlediğini ve bu kelimenin Güney Arabistan teolojisindeki kullanımının Kur'an tarafından tevhid merkezli olarak yeniden inşa edildiğini analiz eder. Arthur Jeffery, kelimenin saf Arapça bir kök yerine, Güney Arabistan'daki Yahudi kabileler ile Suriye'deki Hristiyanların kullandığı Aramice/Süryanice "Rahmana" kelimesinden Arapçaya geçtiğini, Kur'an'ın bu lafzı alemlerin Rabbi sıfatıyla birleştirerek monoteist muhatapların aşina olduğu teolojik bir dili kullandığını savunur. Theodor Nöldeke de bu tezi destekleyerek, kelimenin Geç Antik Çağ'daki ortak dini terminolojinin bir parçası olduğunu ve Arapçaya dışarıdan dahil olduğunu belirtir.

        Rahîm (الرحيم)

        Rahmân isminin hemen ardından gelerek merhametin sürekliliğini ve fiiliyatını pekiştiren bu kelime de aynı r-h-m kökünden türemiştir. İbn Fâris, bu lafzın "fa'îl" vezninde gelmesinin, eylemin kalıcılığına ve merhametin kesintisiz bir şekilde devam ettiğine işaret ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Rahmân ile Rahîm arasındaki etimolojik ve anlamsal farka bağlamsal olarak değinerek; Rahmân'ın zatî ve genel bir merhameti, Rahîm'in ise iradeye bağlı, özellikle müminlere yönelik fiili ve özel bir şefkati ifade ettiğini açıklar. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin morfolojik yapısının Arap dilindeki işlevine odaklanarak, "fa'îl" vezninin rububiyet (Rablık) makamındaki ilahi merhametin durağan olmadığını, her an yeniden üretilen ve eyleme dönüşen dinamik bir yapı arz ettiğini vurgular. Toshihiko Izutsu, ayetteki bu ikili kullanımın rastgele olmadığını, Rahmân'ın Allah'ın mutlak ve sonsuz şefkat tabiatını nitelediğini, Rahîm'in ise bu tabiatın alemler üzerindeki anlık, sürekli ve tecrübe edilebilir tezahürlerini yansıttığını semantik bir tahlille ortaya koyar. Arthur Jeffery, Rahmân kelimesini dış kökenli (Aramice) kabul ederken, Rahîm lafzının saf Arapça r-h-m kökünden geldiğini, Kur'an'ın bu iki kelimeyi yan yana kullanarak hem bölgesel monoteist hafızaya (Rahmân) hitap ettiğini hem de yerel Arap dilinin (Rahîm) ifade gücünden yararlanarak benzersiz bir teolojik terkip oluşturduğunu iddia eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X