Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Fussilet Sûresi, 54. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Fussilet Sûresi, 54. Ayet

    اَلَٓا اِنَّهُمْ ف۪ي مِرْيَةٍ مِنْ لِقَٓاءِ رَبِّهِمْۜ اَلَٓا اِنَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ مُح۪يطٌ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Elâ innehum fî miryetin min likâ-i rabbihim(k) elâ innehu bikulli şey-in muhît(un)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Bilesin ki onlar Rablerinin huzuruna çıkacakları konusunda kuşku içindedirler. Kesinlikle unutulmamalı ki Allah her şeyi kuşatmıştır."

      Bilesin ki onlar Rab’lerinin huzuruna çıkacakları konusunda kuşku içindedirler. Yani onlar ölümden sonra dirilmek konusunda şüphe ve tereddüt içindedirler. İşte bu şüphe onları, Allah katından gelenleri inkâra ve reddetmeye sevketmiştir. Doğru olanı en iyi bilen Allah’tır.
      ​​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Elâ (أَلَا)

        İbn Fâris, bu edatın sözlükte "dikkat edin, uyanık olun, iyi bilin" anlamlarına gelen bir tenbih (uyarı) ve istiftah (başlangıç) edatı olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "elâ" edatının muhatabın zihnindeki gafleti dağıtmak, dikkatini dağıtan unsurları susturmak ve ardından gelecek olan çok önemli, sarsıcı haberin (bilginin) mutlak kesinliğine zemin hazırlamak için kullanıldığını söyler. Surenin bu son ayetine bu edatla başlanmasının, tüm surenin özeti mahiyetindeki o büyük gerçeğe (likâ/buluşma) karşı zihni teyakkuz haline getirdiğini vurgular.

        İnnehum (إِنَّهُمْ)

        İbn Fâris, "inne" (şüphesiz/muhakkak) tekit edatı ile "onlar" (hum) zamirinin birleşiminden oluştuğunu; cümlenin bildirdiği psikolojik veya ontolojik durumu şüpheden arındırarak mutlaklaştırdığını belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, bu yapının doğrudan müşriklerin ve inkarcıların iç dünyasını, onların tüm iddialarının arkasındaki o derin varoluşsal krizi deşifre etmek üzere kurgulandığını söyler.

        Fî Miryetin (فِي مِرْيَةٍ)

        İbn Fâris, "m-r-y" kökünün sözlükte "bir şeyi sağmak, sürtmek, tartışmak, şüphe etmek ve çekişmek" anlamlarına geldiğini tespit eder. Mirye kelimesinin, sıradan bir kararsızlıktan ziyade; içinde inat, tartışma ve sürekli bir huzursuzluk barındıran, kalbin mutlak bir sükûnete ermesine engel olan "çalkantılı şüphe" durumunu nitelediğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, mirye kavramını "delillerin apaçık olmasına rağmen nefsin bir türlü kabule yanaşmaması sonucu oluşan marazi (hastalıklı) şüphe" olarak tanımlar. "Şüphe içinde" (fî miryetin) ifadesindeki "fî" edatının, bu şüphenin onların zihnini her yönden kuşattığını, içine hapsoldukları karanlık bir kuyuya dönüştüğünü vurguladığını söyler.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın bilgi felsefesinde bu kavramı inceler. Izutsu'ya göre "mirye", hakikate karşı geliştirilen aktif bir dirençtir. İnsanların dış dünyadaki (âfâk) ve iç dünyadaki (enfüs) ayetleri görmelerine rağmen "mirye" içinde kalmaları, onların bilgi eksikliğinden değil, iradî olarak hidayeti (yakîni) reddetmelerinden kaynaklanan ontolojik bir tıkanıklıktır.

        Min Likâi (مِنْ لِقَاءِ)

        İbn Fâris, "l-k-y" kökünün sözlükte "biriyle karşılaşmak, yüz yüze gelmek, kavuşmak ve buluşmak" anlamlarına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "likâ" kavramının iki varlığın yüz yüze gelmesini ifade ettiğini; Kur'an'da "Rabbine kavuşmak" anlamında kullanıldığında bunun, insanın ölümden sonra mutlak otoritenin huzuruna çıkarılmasını, hesap günündeki o kaçınılmaz yüzleşmeyi (eskatolojik buluşma) nitelediğini söyler. Müşriklerin en temel şüphesinin (mirye) bu "likâ" (buluşma/diriliş) konusunda olduğunu vurgular.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, likâ kavramını varoluşsal bir randevu olarak değerlendirir. İnsanın dünyadaki serüveninin başıboş olmadığını, her amelin (salih veya seyyie) nihayetinde "Likâullah" (Allah'a kavuşma) noktasında bir hesaba ve anlama kavuşacağını; inkârcıların bu buluşmadan şüphe etmelerinin aslında hesaba çekilme korkusundan kaynaklanan bir kaçış psikolojisi olduğunu ifade eder.

        Rabbihim (رَبِّهِمْ)

        İbn Fâris, "r-b-b" kökünün "sahip, efendi, terbiye eden ve olgunluğa eriştiren" anlamlarına geldiğini belirtir. Rab isminin, varlığı her an gözetip yöneten makamı ifade ettiğini kaydeder.

        Râgıb el-İsfahânî, "Rablerine kavuşma" tamlamasının, insanın kendisini yaratan ve hayatı boyunca rızıkla/nimetle (en'amnâ) besleyen asıl sahibine iade edilmesini (rücû) vurguladığını söyler. İnsanın efendisiyle yüzleşmekten şüphe duymasının, onun kendi kulluk (abd) hakikatinden kopması anlamına geldiğini ifade eder.

        Elâ (أَلَا)

        İbn Fâris, dikkati en üst düzeye çıkarmak için tekrarlanan uyarı ve tenbih edatıdır. Surenin final cümlesinden hemen önce gelerek, Allah'ın mutlak kuşatıcılığını ilan eden o sarsılmaz mühür için zihni hazırlar.

        İnnehu (إِنَّهُ)

        İbn Fâris, pekiştirme bildiren "inne" ve Allah'a dönen "O" (hu) zamirinin birleşiminden oluştuğunu belirtir.

        Bi Kulli Şey'in (بِكُلِّ شَيْءٍ)

        İbn Fâris, "küll" (her, bütün) ile "şey" (var olan her nesne/durum/zaman) kelimelerinin birleşimiyle, evrenin hiçbir zerresini dışarıda bırakmayan mutlak bir kapsayıcılığı ifade ettiğini belirtir.

        Muhîtun (مُحِيطٌ)

        İbn Fâris, "h-v-t" kökünün sözlükte "bir şeyi her taraftan kuşatmak, çevresini sarmak, korumak ve bilgisiyle/kudretiyle hâkim olmak" anlamlarına geldiğini tespit eder. Muhît kelimesinin, bir nesneyi çevreleyen sur (hâit) gibi, onu her yönden içine alan ve hiçbir boşluk bırakmayan kuşatıcıyı nitelediğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, Allah'ın "Muhît" olmasını hem ilmiyle (bilgiyle kuşatma) hem de kudretiyle (egemenlik altına alma) açıklar. Muhît sıfatı, bir şeyin hem dışını hem içini, hem başlangıcını hem sonunu aynı anda ve eksiksiz olarak kavrayan mutlak bir kuşatıcılıktır. Bu ismin surenin sonunda yer alması, insanın kaçmaya çalıştığı o "likâ"dan (buluşmadan) kaçışının imkansız olduğunu; çünkü insanın zaten her an ve her yerde Allah'ın kudret ve ilim çemberi (Muhît) içinde olduğunu vurgular.

        Toshihiko Izutsu, Muhît ismini ilahi varlığın ontolojik şümulü (kapsayıcılığı) olarak inceler. Izutsu'ya göre bu isim, Allah-alem ilişkisinin zirve noktasıdır; hiçbir varlığın ilahi alanın dışına çıkamayacağını, şüphelerin (mirye) bile bu kuşatmanın içinde birer "bilgi nesnesi" olduğunu ve her şeyin nihayetinde bu kuşatıcı merkezde (Allah'ta) son bulacağını (ba's/haşr) tespit eder.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin "kuşatmak" anlamındaki kökten ism-i fâil olduğunu; Allah'ın esmâ-i hüsnâsından biri olarak, ilmi, kudreti ve azametiyle bütün kainatı çevreleyen, hiçbir şeyin O'nun kontrolü ve bilgisi dışında kalamayacağı mutlak hakimiyet makamını ifade ettiğini aktarır.

        Surenin sonu, insanın dünyadaki şüphe ve kibrinin (mirye), Allah'ın her şeyi kuşatan (Muhît) mutlak gerçekliği karşısındaki çaresizliğini ilan ederek biter.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X