Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Fussilet Sûresi, 32. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Fussilet Sûresi, 32. Ayet

    نُزُلاً مِنْ غَفُورٍ رَح۪يمٍ۟​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Nuzulen min ġafûrin rahîm(in)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Çok bağışlayıcı, çok merhametli olan Allah’tan bir ikram olarak..."

      Buradaki nüzülen kelimesi rızık mânasına gelir; çok bağışlayıcı, çok merhametli olan Allah’tan bir rızık olarak her şeyi orada bulacaksınız. O, misafir için hazırlanan ziyafettir. Bazıları bu kelimeye, çok bağışlayıcı, çok merhametli olan Allah tarafından verilen nzıkları evde bulacaksınız, anlamı vermiştir. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Nuzulen (نُزُلًا)

        İbn Fâris, "n-z-l" kökünün sözlükte "yukarıdan aşağıya inmek, bir yere konaklamak, yerleşmek ve misafir olmak" anlamlarına geldiğini belirtir. Nüzül kelimesinin, eve gelen bir misafir için özel olarak hazırlanan ilk ikram, ziyafet, yiyecek, içecek ve ağırlama hazırlığı olduğunu kaydeder.

        Râgıb el-İsfahânî, "nüzül" kavramının Arap kültüründeki misafirperverlik bağlamına dikkat çeker. Uzun bir yoldan gelen misafire, asıl ziyafetten önce sunulan "hoş geldin" ikramına nüzül denildiğini söyler. Ayette cennet nimetlerinin "nüzül" (bir ikram/ön hazırlık) olarak nitelendirilmesinin, müminlere sunulacak asıl ilahi lütufların ve eskatolojik (ahirete dair) mükafatların, bu ilk ikramdan çok daha büyük ve idraki aşan ontolojik bir boyutta olduğunu gösteren ince bir müjde taşıdığını vurgular.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın eskatolojik tasvirlerinde bu kelimeyi "ilahi misafirperverlik" çerçevesinde inceler. Dünyada tevhid üzere kalıp "istikamet" gösteren insanın, ahirette sıradan bir varlık gibi değil; bizzat mutlak otorite (Allah) tarafından ağırlanan, değer verilen ve adına özel şölen (nüzül) hazırlanan şerefli bir "ontolojik konuk" statüsüne yükseltildiğini tespit eder.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin arka planını dönemin Hicaz bedevi kültürü üzerinden okur. Çöl ortamında yolcunun en çok ihtiyaç duyduğu şeyin güvenli bir konaklama yeri ve hazır bir sofra (nüzül) olduğunu belirterek; Kur'an'ın bu yerel ve canlı kültürel hafızayı kullanarak, cenneti müminler için her türlü yorgunluğun bittiği, ilahi keremle donatılmış mutlak ve ebedi bir "huzur ve ağırlanma mekanı" olarak resmettiğini ifade eder.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin "konaklamak, inmek" anlamındaki n-z-l kökünden geldiğini; terim olarak misafire sunulan yiyecek ve içecek ile onun istirahati için hazırlanan menzil (konaklama yeri) demek olduğunu, ahirette Allah'ın mümin kulları için hazırladığı cennet nimetlerini ifade ettiğini aktarır.

        Min (مِنْ)

        İbn Fâris, bu kelimenin Arapçada bir şeyin başlangıç noktasını, menşeini, cinsini veya bir kısmını bildiren bir harf-i cer (edat) olduğunu belirtir. Ayetteki kullanımının (min ğafûrin), sunulan bu eşsiz ikramın (nüzülün) sıradan bir yerden değil, doğrudan doğruya bağışlayıcı ve merhametli olan "ilahi kaynaktan" geldiğini, lütfun menşeini gösterdiğini kaydeder.

        Râgıb el-İsfahânî, "min" (den/dan) edatının, arkasından gelen ismin (Ğafûr ve Rahîm) sıfatlarıyla doğrudan bir nedensellik ve aidiyet bağı kurduğunu söyler. Bu ikramın büyüklüğünün ve değerinin, ikramı yapan makamın (Allah'ın) yüceliğinden ve merhametinden kaynaklandığını ifade eder.

        Ğafûrin (غَفُورٍ)

        İbn Fâris, "ğ-f-r" kökünün sözlükte "bir şeyin üzerini örtmek, gizlemek ve onu dış etkenlerden korumak" anlamlarına geldiğini tespit eder. Savaşta başı koruyan miğfere (miğfer) bu kökten dolayı bu ismin verildiğini hatırlatan müellif, Allah'ın kulunun günahlarını örtüp onu azaptan korumasına "mağfiret" denildiğini belirtir. Ğafûr isminin, bu örtme ve koruma eylemini en üst düzeyde yapan anlamına geldiğini kaydeder.

        Râgıb el-İsfahânî, ğufrân (bağışlama) eylemini salt bir görmezden gelme değil, ilahi bir koruma kalkanı olarak tanımlar. Allah'ın günahları örtmesinin, o günahların ahiretteki yakıcı sonuçlarını iptal etmesi olduğunu söyler. Ğafûr isminin mübalağa (aşırılık/çokluk) ifade eden bir vezinde olduğunu belirterek, insanın dünyadaki kusurlarının ve eksikliklerinin, cennete girmeden önce bu "mutlak örtücü" sıfat tecellisiyle tamamen temizlendiğini vurgular.

        Toshihiko Izutsu, Ğafûr ismini Kur'an'ın ilahi adalet ve rahmet teolojisinde inceler. İnsanın ontolojik olarak eksik ve günaha meyilli bir varlık olduğunu; ancak Ğafûr sıfatının, kulun tevbesine ve istikametine karşılık olarak onun varoluşsal "kirliliğini" silen, onu cennetin safiyetine (temizliğine) hazırlayan aktif ve dönüştürücü bir ilahi müdahale olduğunu tespit eder.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin "örtmek, korumak" anlamındaki ğ-f-r kökünden türeyen mübalağalı ism-i fâil olduğunu; Allah'ın esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden) biri olarak, kullarının günahlarını ne kadar çok olursa olsun örten, onları rezil etmeyen ve cezalandırmaktan vazgeçen mutlak bağışlayıcı makamı ifade ettiğini aktarır.

        Rahîmin (رَحِيمٍ)

        İbn Fâris, "r-h-m" kökünün sözlükte "şefkat, acıma, incelik ve merhamet" anlamlarına geldiğini belirtir. Akrabalık bağlarının temeli olan anne rahmine de (rahim) aynı kökten dolayı bu ismin verildiğini, kelimenin temelinde biyolojik ve duygusal bir kucaklamanın, koruyuculuğun ve varoluşsal şefkatin yattığını kaydeder.

        Râgıb el-İsfahânî, rahmet kavramını "birine iyilik etmeyi ve ihsanda bulunmayı gerektiren kalp inceliği (rıkkat)" olarak tanımlar. Allah'ın Rahmân isminin dünyada inanan-inanmayan her varlığı kapsayan genel bir var etme rahmeti olduğunu; Rahîm isminin ise ahirette sadece müminlere tecelli eden, onları cennetle ödüllendiren, kesintisiz, özel ve kalıcı bir şefkat (ihsan) makamı olduğunu vurgular.

        Arthur Jeffery, kelimenin köken itibarıyla saf Arapça "r-h-m" kökünden türetilmekle birlikte, Kur'an'daki yoğun eskatolojik ve teolojik kullanımının Kuzeybatı Sami dillerindeki (özellikle Süryanice ve Aramicedeki "Rahmana/Rahma") monoteistik kullanımlarla tarihi bir süreklilik arz ettiğini tartışır. İslam öncesi Ortadoğu'nun ilahi merhamet tasavvurunun, bu isimle Kur'an'ın kurtuluş (necat) teolojisinin merkezine yerleştiğini iddia eder.

        Toshihiko Izutsu, Rahîm ismini Allah-insan ilişkisinin ontolojik temeli olarak inceler. Ğafûr isminin negatif olanı (günahı) silme işlevine karşılık, Rahîm isminin pozitif olanı (nimeti, cenneti, ikramı) var etme ve sunma işlevi gördüğünü; bu iki ismin ayetin sonunda yan yana gelmesinin, ilahi misafirperverliğin (nüzül) hem günahlardan arındıran hem de ebedi lütuflara boğan kusursuz dengesini kurduğunu tespit eder.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin "merhamet etmek, şefkat göstermek" anlamındaki kökten geldiğini; esmâ-i hüsnâdan biri olarak, verdiği nimetleri iyi kullananları ahirette daha büyük ve ebedi nimetlerle mükafatlandıran, müminlere hususi bir şefkatle muamele eden sonsuz merhamet sahibi anlamına geldiğini aktarır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X