Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Fussilet Sûresi, 5. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Fussilet Sûresi, 5. Ayet

    وَقَالُوا قُلُوبُنَا ف۪ٓي اَكِنَّةٍ مِمَّا تَدْعُونَٓا اِلَيْهِ وَف۪ٓي اٰذَانِنَا وَقْرٌ وَمِنْ بَيْنِنَا وَبَيْنِكَ حِجَابٌ فَاعْمَلْ اِنَّـنَا عَامِلُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve kâlû kulûbunâ fî ekinnetin mimmâ ted’ûnâ ileyhi vefî âżâninâ vakrun vemin beyninâ ve beynike hicâbun fa’mel innenâ ‘âmilûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Dediler ki: Bizi çağırdığın vahiylere karşı kalplerimiz kapalıdır, kulaklarımızda da sağırlık var; bir de seninle bizim aramızda perde bulunmaktadır. Sen yapacağını yap, biz de yapmaktayız!"

      Dediler ki: Bizi çağırdığın vahiylere karşı kalplerimiz kapalıdır, kulaklarımızda da sağırlık var. Hiç şüphe yok ki söyledikleri gibi onarın kalpleri kapalı, kulakları da sağırdı. Çünkü şanı yüce olan Allah, onların kalplerini kapattığını, kulaklarına da sağırlık verdiğini söylemekte, şöyle buyurmaktadır: “Onların kalplerinin üstüne örtüler çektik, kulaklarına da sağırlık koyduk”. Haber verdiklerine göre onların kalpleri örtülü ve kapalıydı, kulaklarında da sağırlık vardı, bu yüzden her ne kadar başka şeyleri duyup anlasalar da davet edildikleri şeyi anlamıyorlar ve duymuyorlardı. Çünkü onlar şöyle diyorlardı: kalplerimiz kapalıdır, kulaklarımızda da sağırlık var. Bir de seninle bizim aramızda perde bulunmaktadır. Eğer müfessirlerin söyledikleri doğru ise, onlar Resûlullah (s.a.) ile aralarına bir perde çekmişler ve şöyle demişlerdi: Yâ Muhammed! Sen perdenin bir tarafında dur, biz de öbür tarafında. Ancak seninle bizim aramızda perde vardır sözünden maksat muhtemelen, onları küfrün karanlığı perdelemiş ve davet edildikleri dini anlamalarını engellemiş ve Muhammed aleyhisselâmın davet ettiği vahiyleri anlamalarına mani olmuştu. Sen yapacağını yap, biz de yapmaktayız! Bu cümle iki şekilde yorumlanır: Birincisi, sen dinine göre amel et, biz de dinimize göre amel edeceğiz. Yahut onlar şöyle demişlerdi: Sen kendi ilâhın için çalış, biz de kendi ilâhlarımız için çalışalım. Nitekim Allah da meâlen şöyle buyurdu: “Sizin dininiz size, benim dinim banadır". İkincisi, sen bizim kurduğumuz tuzaklar hakkında çalış, biz de senin bize kurduğun tuzaklar ve hileler hakkında çalışacağız. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kulûbunâ (قُلُوبُنَا)

        İbn Fâris, "k-l-b" kökünün "bir şeyi tersine çevirmek, bir halden başka bir hale dönmek ve içini dışına çıkarmak" gibi anlamlara geldiğini belirtir. Kalp kelimesinin, insanın duygu ve düşüncelerindeki hızlı değişim, kararsızlık ve değişkenlik doğası sebebiyle bu kökten türetildiğini ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, kalbin sadece kan pompalayan biyolojik bir organ değil, insanın idrak, akletme, anlama ve inanç merkezi olduğunu tespit eder. Ayetteki "kalplerimiz" ifadesinin, doğrudan müşriklerin zihinsel kapasitelerine ve hakikati kavrama yetilerine işaret ettiğini vurgular.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın antropolojik ve semantik sisteminde "kalp" (kalb) kavramını, insanın dini hakikati algılama aygıtı olarak inceler. Bu bağlamda kalbin örtülü olmasının, sıradan bir duygu yoksunluğu değil, ilahi vahye karşı geliştirilmiş bilinçli bir epistemolojik kapanma ve ontolojik bir körlük hali olduğunu belirtir.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, kalbin Kur'ani terminolojide insanın en derin varoluşsal çekirdeğini temsil ettiğini kaydeder. Kalbin ilahi mesaja kapatılmasının, insanın kendi yaratılış gayesiyle bağını koparması ve manevi bir intihar süreci başlatması anlamına geldiğini ifade eder.

        Ekinnetin (أَكِنَّةٍ)

        İbn Fâris, "k-n-n" kökünün temel anlamının "bir şeyi örtmek, gizlemek, korumak ve muhafaza etmek" olduğunu söyler. "Kınân" kelimesinin çoğulu olan ekinne sözcüğünün, bir şeyi tamamen dış etkilere kapatan kılıf veya örtü anlamına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, bu kelimeyi kalbin anlama yetisini felç eden manevi bir bariyer olarak tanımlar. Müşriklerin kalplerinin "kılıflar içinde" olduğunu iddia etmelerinin, kendilerini hakikatin nüfuz edemeyeceği kadar kapalı bir fanusa hapsettiklerinin kendi dilleriyle itirrafı olduğunu vurgular.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), Kur'an'ın eşsiz edebi üslubu ve tasvir yeteneği üzerinden bu kelimeyi analiz eder. Soyut bir psikolojik inat ve ret halinin, "kalplerin kılıflanması" gibi somut ve sarsıcı bir metaforla ifade edilmesinin, muhatabın zihinsel kapalılığını dramatik bir şekilde resmettiğini belirtir.

        Dücane Cündioğlu, kelimeyi insanın kendi kendine ördüğü bir zihinsel duvar olarak değerlendirir. Hakikati yadsımanın, dışarıdan gelen bir engel değil, kişinin kendi kalbini kendi elleriyle kılıflayarak (ekinnetin) ontolojik bir körleşmeyi tercih etmesi durumu olduğunu ifade eder.

        Ted'ûnâ (تَدْعُونَا)

        İbn Fâris, "d-a-v" kökünün "çağırmak, nida etmek, birine seslenmek ve davet etmek" anlamlarını taşıdığını tespit eder. Bu kelimenin, birini belirli bir amaca, inanca veya eyleme yönlendirmek için yapılan güçlü çağrıyı ifade ettiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, davet eylemini salt bir seslenme değil, bir kişiyi inanca teşvik etme ve ona yönlendirme süreci olarak tanımlar. Ayetteki kullanımın, peygamberin tevhid inancına yönelik ısrarlı ve dönüştürücü çağrısına işaret ettiğini söyler.

        Toshihiko Izutsu, davet kavramının İslam'ın iletişim modelindeki merkezi rolüne dikkat çeker. İlahi mesajın tebliğinin tek yönlü bir bildirim değil, muhatabı yeni bir varoluşsal alana "çağıran" ve onu tercih yapmaya zorlayan aktif bir iletişim eylemi olduğunu vurgular.

        Vakrun (وَقْرٌ)

        İbn Fâris, "v-k-r" kökünün sözlükte "ağırlık, ağır yük ve sağırlık" gibi anlamlara geldiğini kaydeder. Kulaktaki işitme kaybını veya duymayı zorlaştıran ağırlık hissini ifade etmek için kullanıldığını belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, kelimenin fiziksel sağırlıktan ziyade, insanın duyduklarını idrak etmesine, anlamlandırmasına engel olan "kibir veya inat ağırlığı" olduğunu söyler. Vahyin sesinin kulak zarına çarpmasına rağmen, manasının zihne ve kalbe ulaşmasını engelleyen psikolojik tıkacı temsil ettiğini ifade eder.

        Dücane Cündioğlu, duyusal algının iptal edilişini manevi bir maraz olarak yorumlar. Kulaklardaki "vakr"ın (ağırlık/sağırlık), kelamın yetersizliğinden değil, dinleyicinin hakikate karşı geliştirdiği tahammülsüzlükten kaynaklanan ontolojik bir kapanma durumu olduğunu vurgular.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, tarihselci bir yaklaşımla, müşriklerin "kulaklarımızda sağırlık var" söyleminin, alaycı ve kestirip atan bir ret retoriği olduğunu belirtir. Bu ifadenin, peygamberin anlattıklarına karşı duyulan bıkkınlığı ve iletişimi tamamen kesme iradesini yansıtan dönemin polemik diline ait bir kalıp olduğunu iddia eder.

        Hicâbun (حِجَابٌ)

        İbn Fâris, "h-c-b" kökünün "iki şeyin arasına girmek, birbirini görmesini veya ulaşmasını engellemek, örtmek" anlamına geldiğini tespit eder. Hicabın, saklanan veya korunan şeye ulaşımı kesen her türlü fiziki veya soyut set olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, kelimeyi gözle görülen fiziki perdelerden ziyade, inananlar ile inkar edenler arasındaki derin zihinsel, ahlaki ve inançsal uçurumu sembolize eden aşılmaz bir duvar olarak tanımlar.

        Toshihiko Izutsu, hicab kelimesinin ayetteki bağlamını anlambilimsel bir ayrışma çizgisi olarak inceler. Müşrikler ile peygamber arasındaki iletişimsizliğin zirve noktasını temsil eden bu kelime, iki farklı gerçeklik boyutunu (iman dünyası ile küfür dünyası) kesin hatlarla birbirinden ayıran ontolojik ve metafizik bir sınır çizgisidir.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin yedinci yüzyıl Hicaz toplumundaki sosyo-psikolojik karşılığına odaklanır. Hicabın, Mekke'nin elit tabakasının, statükolarını sarsan tevhid mesajına ve onun elçisine karşı çektikleri kesin bir ambargo, iletişimi ve etkileşimi sıfıra indiren sosyolojik bir set olduğunu ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X