Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Furkan Sûresi, 66. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Furkan Sûresi, 66. Ayet

    اِنَّهَا سَٓاءَتْ مُسْتَقَراًّ وَمُقَاماً​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    İnnehâ sâet mustekarran vemukâmâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “O cehennem ne kötü bir yerleşme ve kalma yeridir!”

      O cehennem ne kötü bir yerleşme ve kalma yeridir! Yani cehennem ehli için orası ne kötü bir yerleşme ve kalma yeridir. O, cennet ehli için şu âyette belirtilen hususun mukabili olarak bildirilmiştir: “Ne güzel bir yerleşme ve kalma yeri!”. Bazıları “Garâm” (غَرَامًا) kelimesi hakkında şöyle dedi: O, dünyada peşinden koştukları zevklerin âhirette bedelini ödemektir. îbn Mesûd’un mushafında şöyledir: “Kâne ğarâmen innâ unbi'nâ ennehâ sâet müstekarran ve mukâmâ” (كَانَ غَرَامًا إِنَّا أُنْبِئْنَا أَنَّهَا سَاءَتْ مُسْتَقَرًّا وَمُقَامًا) “Onun azabı bitip tükenmek bilmez ve bize haber verilmişti ki o cehennem ne kötü bir yerleşme ve kalma yeridir!”

      Ebû Avsece şöyle dedi: “Hevnen” (هَوْنًا) “rıfk” yani yumuşaklık anlamındandır. Çekimi “hâne, yehûnu, hevnen, fehuve hâin” (هَانَ، يهُونُ، هَوْنًا، فَهُوَ هَائِنٌ) şeklindedir. Bu anlamda olmak üzere şöyle denilmiştir: “Ve izâ azze ehûke fehun” (وَإِذَا عَزَّ أَخُوكَ فُهُنْ) yani Kardeşin zor duruma düştüğünde ona yumuşaklık/ şefkat göster. “Garâm” (غَرَامًا) helâk anlamındadır. İbn Kuteybe de aynı şekilde “Garâm”ın helâk olduğunu söylemiştir. Ve o dedi ki: “Meşyen hevnen” (مَشْيًا هَوْنًا) yavaş yürüyüş demektir. “Selâmen” (سَلَامًا) de doğru olan, müstehcenlik ve sataşma içermeyen söz, esenlik demektir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        İnnehâ (إِنَّهَا)

        İbn Fâris, "i-n-n" kökünün dilde bir şeyi pekiştirmek, kesinleştirmek ve muhatabın zihnindeki şüpheyi tamamen ortadan kaldırmak amacıyla kullanıldığını belirtir. Sonundaki "hâ" (o) zamiri, bir önceki ayette geçen Cehennem'e işaret eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "inne" edatının tahkik (gerçekleme) ifade ettiğini açıklar. Rahman'ın kullarının dualarında cehennemin azabından bahsederken cümleye bu kesinlik edatıyla başlamaları, onların eskatolojik (ahirete dair) dehşeti zihinlerinde hiçbir şüpheye yer bırakmayacak kadar somut, mutlak ve inkar edilemez bir gerçeklik olarak algıladıklarını gösterir.

        Sâet (سَاءَتْ)

        İbn Fâris, "s-v-e" kökünün sözlükte "hüsün ve güzelliğin tam zıddı olarak çirkinlik, kötülük, insana üzüntü ve keder veren şey" anlamlarına geldiğini belirtir. İnsanın bakmaktan rahatsız olduğu, utanç duyduğu bedensel kusurlara veya avret yerlerine "sev'e" denilmesi de bu yüzdendir.

        Râgıb el-İsfahânî, "sû'" kavramının, insanı bedensel, ruhsal veya dünyevi olarak rahatsız eden, ona zarar veren her türlü kötü durumu kapsadığını açıklar. Cehennem için "ne kötü oldu/ne kötüdür" (sâet) fiilinin kullanılması, oranın sadece fiziksel bir acı mekanı değil, aynı zamanda ruhu daraltan, insan onurunu ezen ve fıtrata bütünüyle aykırı olan mutlak bir "çirkinlik ve kötülük" merkezi olduğunu ifade eder.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin gramatik yapısındaki retorik gücü analiz eder. Arapçada "sâe" ve "sâet" fiilleri fi'l-i zem (yerme/kötüleme fiili) olarak kullanılır. Rahman'ın kullarının yakarışında bu fiilin yer alması, cehennemin sadece nesnel bir tarifini yapmak değil; o mekana karşı duyulan derin psikolojik nefreti, ontolojik iğrenmeyi ve şiddetli bir varoluşsal itirazı doğrudan Allah'a arz etmektir.

        Mustekarran (مُسْتَقَرًّا)

        İbn Fâris, "k-r-r" kökünün temelinde "soğukluk, bir yerde sabit kalmak, durulmak ve yerleşmek" anlamlarının yattığını belirtir. İnsanı hareket etmekten alıkoyup bir yere sığınmaya mecbur bıraktığı için soğuğa "kurr", insanın göçebeliği bırakıp bir mekanı yurt edinmesine "istikrar" denildiğini ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "karâr" kavramının hareketin ve devinimin bitip sükunetin ve sabitliğin başlaması olduğunu açıklar. "Mustekarr", ism-i mekân (yer ismi) vezninde olup "yerleşilecek, sabit kalınacak, durulacak yer" demektir.

        Toshihiko Izutsu, bedevi Arap aklının (Câhiliye zihniyetinin) göçebe kültürü üzerinden bu kelimeyi analiz eder. Çölde sürekli hareket halinde olan, çadırını söküp yeni vahalar arayan göçebe için "mustekarr" (kalıcı yerleşim), yolculuğun bittiği nihai ve güvenli bir limanı ifade etmelidir. Ancak Kur'an, bu kelimeyi cehennemin alevli ve kahredici (ğarâm) ortamı için kullanarak muazzam bir teolojik ironi ve dehşet yaratır. İnkarcıların o çok arzuladıkları "kalıcı durak", alevlerin içinde çakılıp kalacakları, kaçamayacakları ve hareket edemeyecekleri korkunç bir hapisanesidir.

        Dücane Cündioğlu, "mustekarr" kavramını ontolojik bir tıkanma olarak felsefi zeminde okur. Varlık, tabiatı gereği sürekli bir tekamül (gelişim) ve yürüyüş halindedir. Ancak cehennemin "mustekarr" olması, orada varoluşsal yürüyüşün, umudun ve değişimin tamamen donmasıdır. İnsanın kendi kötülüğüyle baş başa kalıp, o kötülüğün içinde sonsuza dek "sabitlenmesi" (istikrar bulması), fiziksel ateşten çok daha ağır bir varoluşsal çöküştür.

        Mukâmâ (مُقَامًا)

        İbn Fâris, "k-v-m" kökünün sözlükte "dik durmak, ayağa kalkmak, bir yerde konaklamak ve duraklamak" anlamlarına geldiğini belirtir. "İkâmet" eylemi, yolculuğu sonlandırıp bir yeri daimi mesken tutmaktır.

        Râgıb el-İsfahânî, "mukâm" kelimesinin, kişinin ayrılma niyeti olmaksızın temelli yerleştiği ikametgah olduğunu açıklar.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "mustekarr" ve "mukâm" kelimelerinin ayette yan yana kullanılmasındaki eşsiz beyânî (edebi) inceliği ve ritmik mukabeleyi analiz eder. Mustekarr, yolculuk esnasında geçici olarak durulan, soluklanılan veya ilk yerleşilen mekanı da kapsayabilirken; mukâm, mutlak ve ebedi ikametgahı temsil eder. Kur'an, bu iki kelimeyi peş peşe getirerek cehennemin şu korkunç doğasını deşifre eder: Orası ne kısa bir süreliğine uğranılacak bir durak (mustekarr) olarak katlanılabilirdir, ne de sonsuza dek kalınacak bir mesken (mukâm) olarak dayanılabilirdir. Her iki durumda da orası mutlak kötülüktür (sâet).

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelam ilmindeki ahiret (eskatoloji) tasavvuru bağlamında "mukâm" kelimesini inceler. Rahman'ın kullarının dünyadaki hayatları geçici bir yürüyüş (Furkan 63: yeryüzünde yürürler) iken, ahiretteki cehennem azabı inkarcılar için değişmez bir "mukâm"dır (kalıcı ikametgahtır). İnananların geceleri gözyaşlarıyla bu mekandan Allah'a sığınmalarının temelinde, cehennemin geçici bir arınma kurnası değil, insanın Allah'ın rahmetinden ebediyen sürgün edildiği o değişmez ve geri dönüşsüz "ikametgah" olma statüsü yatar.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X