وَمَٓا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا مُبَشِّراً وَنَذ۪يراً
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Furkan Sûresi, 56. Ayet
Daralt
X
-
“Biz seni sadece bir müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.”
Biz seni sadece bir müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik. Kendisine itaat edene müjdeci, isyan edip itaate yanaşmayana da uyarıcı. “Bişâre" (müjdeleme). sonuçta salih ameller sebebiyle kişiye erişecek olan sevinç ve neşe halinin haber verilmesidir. “Nezâret” (uyarma) ise, sonuçta kötü ameller sebebiyle kişiye erişecek olan hoşnutsuzluk ve huzursuzluk halinin bildirilmesidir.
Yorumu Yorumla
-
Mâ ... İllâ (وَمَا ... إِلَّا)
İbn Fâris, "mâ" (olumsuzluk) ve "illâ" (istisna/ancak) edatlarının sözlük anlamlarının ötesinde, dilde bir şeyi mutlak surette sınırlandırmak (kasr/hasr) için kullanıldığını belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, bu iki edatın yan yana gelmesiyle oluşan yapının, cümlede kastedilen eylemi veya sıfatı tek bir merkeze hapsettiğini açıklar. "Biz seni göndermedik... ancak şu amaçla gönderdik" (Ve mâ erselnâke illâ) kalıbı, peygamberin ontolojik ve sosyolojik işlevinin sınırlarını kesin çizgilerle çizen, teolojik bir daraltma (tahsis) formudur.
Dücane Cündioğlu, bu dilbilimsel sınırlandırmanın felsefi ve psikolojik yükünü analiz eder. Müşrikler peygamberden melek olmasını, hazineler indirmesini, gaipten haberler verip onların dünyevi sorunlarını çözmesini (bir nevi yarı-tanrısal bir güç sergilemesini) beklerken; Kur'an "mâ... illâ" kalıbıyla peygamberin etrafındaki bu mitolojik ve insanüstü beklentileri acımasızca yıkar. Elçinin varoluş amacı sadece ve sadece "müjdelemek ve uyarmaktır"; bunun dışında ona yüklenen hiçbir ilahi, ekonomik veya büyüsel misyon yoktur. Bu, İslam'ın peygamber tasavvurunu Hıristiyanlıktaki "kurtarıcı/tanrısal figür" sarmalından koruyan en keskin ontolojik settir.
Erselnâke (أَرْسَلْنَاكَ)
İbn Fâris, "r-s-l" kökünün temelinde "yumuşaklık, sükûnet ve bir şeyi serbest bırakıp peş peşe yönlendirmek" anlamlarının yattığını belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "irsâl" eyleminin, bir kimseyi belirli bir mesajı iletmek üzere yetkilendirip dışarıya (topluma) göndermek olduğunu açıklar. Fiilin "Biz seni gönderdik" (erselnâke) şeklinde ilahi fail (Allah) ile kullanılması, peygamberliğin kişinin kendi çabasıyla, ahlaki gelişimiyle veya felsefi tefekkürüyle elde edeceği (kazanılacak) bir makam olmadığını; tamamen yukarıdan aşağıya (aşkın bir iradeden yeryüzüne) doğru yapılan aktif bir görevlendirme (vehbî) olduğunu tesciller.
Angelika Neuwirth, Geç Antik Çağ'da "elçi/apostolos" mefhumunun politik ve dini önemini inceler. İmparatorların veya kralların gönderdikleri elçiler, doğrudan gönderenin mutlak otoritesini temsil eder ve o otoritenin koruması altındadırlar. Kur'an, "Seni biz gönderdik" diyerek, Mekke'nin aristokratik kibri (Ebu Cehil ve velid b. Muğire gibi figürler) karşısında, Hz. Muhammed'in arkasında yeryüzündeki tüm kabile ittifaklarından çok daha büyük, ezici ve mutlak bir kozmik iktidarın (Allah'ın) bulunduğunu ilan eder.
Mübeşşiran (مُبَشِّرًا)
İbn Fâris, "b-ş-r" kökünün "derinin dış yüzeyi, insanın cildi ve bir şeyi soyup açığa çıkarmak" anlamlarına geldiğini belirtir. İnsanın duyduğu güzel ve iç açıcı bir haberin, kalpten hızla yükselerek cildine (beşeresine) vurması, yüzünü aydınlatıp tebessüm ettirmesi sebebiyle sevinçli haberlere "beşâret/müjde" denildiğini ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, "tebşîr" kavramının, muhatabın iç dünyasındaki umudu yeşerten, onu ahlaki eyleme (salih amele) teşvik eden ve ilahi rızayı/cenneti ona yakınlaştıran sevgi dolu bir haber verme eylemi olduğunu açıklar. Ayette bu ismin "nezîr"den (uyarıcıdan) önce getirilmesi, ilahi rahmetin gazaba olan ontolojik önceliğini ve tebliğdeki temel yöntemin sevdirme ve ümit verme olduğunu gösterir.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlak sistematiğinde "mübeşşir" figürünün yerini inceler. Putperest Câhiliye toplumu, tanrılarından sürekli korkan, onlara rüşvet (kurban) vererek gazaplarını yatıştırmaya çalışan karanlık ve menfaatçi bir teolojiye sahiptir. Peygamberin bir "mübeşşir" (müjdeleyici) olarak gelmesi, evrenin merkezinde kör bir gazabın değil, merhametli ve kullarının iyiliğini isteyen bir Rahman'ın bulunduğunu o karamsar pagan aklına "müjdeleyen" aydınlık bir teolojik devrimdir.
Ve Nezîrâ (وَنَذِيرًا)
İbn Fâris, "n-z-r" kökünün sözlükte "korkutmak, sakındırmak, gelecekteki bir tehlikeyi önceden haber vererek muhatabı uyarmak" anlamlarına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "inzâr" kavramının, düşmanca bir kuru tehditten (vaîd) farklı olarak; uyarılan kişiye duyulan derin şefkatten doğan ve onun zarar görmesini engelleme kaygısı taşıyan "merhametli bir uyarı" olduğunu açıklar. Nezîr, uçurumun kenarında yürüyen insanları o dehşetli sona (cehenneme ve ontolojik yok oluşa) düşmemeleri için telaşla ve ciddiyetle silkeleyen elçidir.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, "mübeşşir" (müjdeleyici) ve "nezîr" (uyarıcı) sıfatlarının ayette yan yana kullanılmasındaki pedagojik ve psikolojik dengeyi analiz eder. İnsan fıtratı, sadece müjdeyle karşılaştığında rehavete, tembelliğe ve ilahi rahmeti istismar etmeye (şımarıklığa); sadece uyarıyla karşılaştığında ise umutsuzluğa, mutlak korkuya ve yabancılaşmaya meyillidir. Kur'an, peygamberin şahsında "havf ve recâ" (korku ve ümit) sarmalını kurarak, insan bilincini her iki yönden de uyanık tutan, eyleme zorlayan sarsılmaz bir ahlaki gerilim hattı inşa eder. Elçi, ne salt bir ütopya pazarlamacısı ne de karamsar bir felaket tellalıdır; o, hakikatin o keskin ve dengeli terazisidir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla