Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Furkan Sûresi, 48. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Furkan Sûresi, 48. Ayet

    وَهُوَ الَّـذ۪ٓي اَرْسَلَ الرِّيَاحَ بُشْراً بَيْنَ يَدَيْ رَحْمَتِه۪ۚ وَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً طَهُوراًۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Vehuve-lleżî ersele-rriyâha buşran beyne yedey rahmetih(i)(c) veenzelnâ mine-ssemâ-i mâen tahûrâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Rüzgârları rahmetinin önünde müjdeci olarak gönderen O’dur. Gökten de tertemiz su indirdik.”

      Rüzgarları rahmetinin önünde müjdeci olarak gönderen O’dur. Bazıları dediler ki: “Neşran” (نَشْرًا) yani hayat olarak. Bazıları da bulutları yayarak anlamı vermiştir. “Tenşürus-sehâb” (تَنْشُرُ السَّحَابَ) bulutları yaymak demektir.

      Birinci yoruma göre “tenşüru” (تَنْشُرُ) ona hayat veriyor anlamındadır.

      Rahmetinin önünde. Yani yağmurun öncesinde. Yağmura rahmet denilmesi, Allah’ın rahmetinin eseri olması sebebiyledir. Aynı şekilde cennete de rahmet denilmektedir, çünkü oraya giren ancak O’nun rahmeti ile girecektir. “Beyne yedey rahmetihî” (بَيْنَ يَدَيْ رَحْمَتِهِ) ifadesi “el-yed” (الْيَد), yani el kelimesinden muradın bilinen organ anlamındaki el olmadığının delilidir. Çünkü bu yağmur için de kullanılmıştır ve yağmurun organı, yani eli yoktur. Buradan Allah Teâlanın “bi yedillâh” (بِيَدِ اللهِ) ya da “beyne yedeyillâh” (بَيْنَ يَدَيِ اللهِ) gibi ifadelerindeki “el-yed” kelimesinden, yani elden maksadın aynı şekilde bir organ olmadığının bilinmesi istenmiştir. Hatadan korunma ancak Allah’ın yardımı sayesinde mümkün olur!

      Bazıları bâ ile “büşran” (بُشْرًا) diye okumuşlardır ki o takdirde müjdelemek anlamında olur ve şu beyandaki kullanıma benzer: “Müjdeler taşıyan rüzgârları göndermesi de O’nun kanıtlarındandır”. Yani rahmeti ve geniş lütfü ile onları müjdeler. En doğrusunu Allah bilir.

      Gökten de tertemiz su indirdik. Yani görünür olan ve görünmeyen her türlü pislikleri (necaset ve atıkları) temizleyen suyu indirdik. Aynı şekilde “tahûr” (طَهُور) dokunduğu her şeyi temizleyen demektir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Arsele (أَرْسَلَ)

        İbn Fâris, "r-s-l" kökünün temelinde "yumuşaklık, sükûnet ve bir şeyi ardı ardına, peş peşe serbest bırakmak/göndermek" anlamlarının bulunduğunu belirtir. Su akıntısı veya birbiri ardına giden sürü için de bu kök kullanılır.

        Râgıb el-İsfahânî, "irsâl" eyleminin, bir nesneyi veya elçiyi belirli bir gaye ve görevle yönlendirmek olduğunu açıklar. Ayette rüzgarların "gönderilmesi" eylemi, tabiat olaylarının kendi başına buyruk (tesadüfi) bir kaos olmadığını, her bir rüzgar esintisinin ilahi irade tarafından belirlenmiş bir rotası ve maksadı olduğunu ifade eder.

        Er-Riyâha (الرِّيَاحَ)

        İbn Fâris, "r-v-h" kökünün sözlükte "nefes, hava akımı, ruh, ferahlık ve genişlik" anlamlarına geldiğini belirtir. İnsanın içini ferahlatan esintiye ve bedene hayat veren ruha aynı kökten isim verilmiştir.

        Râgıb el-İsfahânî, kelimenin tekil (rîh) ve çoğul (riyâh) kullanımları arasındaki Kur'ani inceliğe (semantik farka) dikkat çeker. Kur'an'da tekil formdaki "rîh" kelimesi genellikle azap, yıkım ve felaket getiren şiddetli fırtınalar için kullanılırken; çoğul formdaki "riyâh" kelimesi istisnasız olarak rahmet, bereket, yağmur müjdesi ve aşılayıcı tatlı meltemler için kullanılır.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, bu kelimenin tabiat ayetleri bağlamındaki teolojik işlevini kaydeder. Çoğul olarak "rüzgarların" gönderilmesi, onların farklı yönlerden eserek bulutları bir araya getirme, havayı temizleme ve yeryüzünü yağmura hazırlama gibi çok boyutlu ve merhamet yüklü (rahmani) ekolojik işlevlerine işaret eder.

        Buşran (بُشْرًا)

        İbn Fâris, "b-ş-r" kökünün temelinde "derinin dış yüzeyi, insanın cildi ve bir şeyi soyup açığa çıkarmak" anlamlarının yattığını belirtir. İnsanın duyduğu güzel bir haberin etkisinin anında yüzünün rengine ve cildine yansıması, yüzünü aydınlatması sebebiyle sevinçli haberlere "beşâret/müjde" denildiğini ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "buşrâ" kelimesinin insanın içindeki sevinci dışarı (yüzüne) taşıran haber olduğunu açıklar. Kurumuş, çatlamış ve suya hasret kalmış yeryüzü (ve insanlar) için, yağmurdan hemen önce esen serin rüzgarların, adeta toprağın "yüzünü güldüren" kozmik bir müjdeci (buşran) olduğunu belirtir.

        Beyne Yedey (بَيْنَ يَدَيْ)

        İbn Fâris, "b-y-n" (iki şeyin arası) ve "y-d-y" (iki el) kelimelerinden oluşan bu ifadenin, sözlükte "iki elinin arası" anlamına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "beyne yedeyhi" tamlamasının Arapçada "hemen önünde, huzurunda, çok yakınında" anlamında kullanılan deyimsel bir ifade (mecaz) olduğunu açıklar. Mekansal bir yakınlık tasvirini, zamansal bir ardışıklığa (yağmurdan hemen önce esen rüzgara) uyarlayan dilbilimsel bir formdur.

        Dücane Cündioğlu, bu deyimin ayette yarattığı antropomorfik (insan biçimci) ve estetik imgeyi analiz eder. "Rahmetinin iki eli arasında/önünde" şeklindeki kullanımın, ilahi merhameti adeta kucak açmış, elleriyle yeryüzüne şefkat sunan devasa ve kuşatıcı bir varlık gibi resmettiğini; rüzgarların da o "şefkatli ellerin" hemen önünde yürüyen elçiler olduğunu felsefi bir dille inceler.

        Rahmetihî (رَحْمَتِهِ)

        İbn Fâris, "r-h-m" kökünün temelinde "incelik, şefkat, acıma ve koruma hissi" bulunduğunu, anne rahmine de çocuğu koruyup beslediği için bu ismin verildiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "rahmet" kavramının sadece soyut bir acıma duygusu olmadığını, mutlaka iyilik yapmayı ve lütufta bulunmayı gerektiren aktif bir şefkat eylemi olduğunu açıklar. Ayette "rahmet" kelimesi doğrudan "yağmur" (el-gays) anlamında istiare (metafor) olarak kullanılmıştır.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlamsal evreninde Rahmet kavramının teolojik ve ekolojik boyutunu inceler. Çöl ikliminde yaşayan bir toplum için su, hayat ile ölüm arasındaki tek ince çizgidir. Bu nedenle Kur'an, yağmuru sıradan bir meteorolojik olay olarak değil; Allah'ın "Rahmân ve Rahîm" isimlerinin yeryüzündeki en somut, en dokunulabilir ve hayat veren kozmik tecellisi (rahmeti) olarak tanımlar.

        Enzelnâ (وَأَنْزَلْنَا)

        İbn Fâris, "n-z-l" kökünün "yukarıdan aşağıya doğru inmek, yerleşmek ve konaklamak" temel anlamını taşıdığını ifade eder. "İnzâl" fiili, bu inişin bir dış iradeyle (Allah tarafından) gerçekleştirilmesidir.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki gramatik altüst oluşa (iltifat sanatına) dikkat çeker. Ayetin başında rüzgarları gönderen irade "O" (Hüve/Arsele) diyerek üçüncü tekil şahısla (gaib) anılırken; yağmurun indirilmesi anında fiil aniden birinci çoğul şahsa ("Biz indirdik" / Enzelnâ) dönüşür. Bu üslup değişimi, yağmurun indirilmesinin taşıdığı hayati önemi, ilahi kudretin olaya doğrudan, görkemli ve bizzat müdahil olduğunu hissettiren sarsıcı bir retorik (beyânî) hamledir.

        Es-Semâi (السَّمَاءِ)

        İbn Fâris, "s-m-v" kökünün "yükseklik, yücelik ve yukarıda olma" manasına geldiğini, insanın başının üstünde yer alan ve onu gölgeleyen her şeye "semâ" denildiğini ifade eder. Bu bağlamda yağmurun yağdığı bulut tabakası da dilbilimsel olarak "semâ" (yüksekte olan) kapsamındadır.

        Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki (Aramice "şmayyâ", İbranice "şâmayim") kök ortaklığına dikkat çekerek, bu kavramın kadim Ortadoğu kozmolojisindeki yerini belirtir. Kur'an'da gökyüzü, sadece fiziksel bir boşluk değil, bereketin (suyun) ve vahyin (kelamın) yeryüzüne intikal ettiği ilahi rahmet deposu olarak işlev görür.

        Mâen (مَاءً)

        İbn Fâris, "m-v-h" kökünden türeyen bu kelimenin bildiğimiz "su" anlamına geldiğini, ancak temelinde "hayatın ve canlılığın özü" manasını barındırdığını belirtir.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın tabiat ayetlerindeki (âyât) su sembolizmini analiz eder. "Mâ" (su), yeryüzündeki ölü toprağın dirilişini (ba's) sağlayan ontolojik kaynaktır. Müşriklerin inkar ettiği eskatolojik dirilişin (ahiretin) ispatı, gökten inen bu "su" aracılığıyla her yıl gözleri önünde gerçekleşen tabiatın diriliş sahnesine bağlanarak, onlara ampirik (gözlemsel) bir argüman sunulur.

        Tahûrâ (طَهُورًا)

        İbn Fâris, "t-h-r" kökünün "maddi ve manevi her türlü kirden, pislikten arınmak, temizlik ve nezaket" anlamlarına geldiğini yazar.

        Râgıb el-İsfahânî, "tahûr" kelimesinin sîga-i mübalağa (aşırılık/yoğunluk bildiren form) yapısında olduğunu açıklar. Bu kelime, sadece "kendi zatında temiz olan" (tâhir) demek değildir; aynı zamanda "başka şeyleri de temizleme kapasitesine ve gücüne sahip olan, arıtıcı" manasına gelir. Gökten inen suyun "tahûr" olması, onun yeryüzündeki kirleri fiziksel olarak yıkayan mutlak arıtıcı gücünü ifade eder.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, "tahûr" sıfatının fiziksel ve ritüel (ibadetsel) derinliğini inceler. Suyun arıtıcı niteliği, sadece toprağı veya bedeni yıkamasından ibaret değildir; aynı zamanda abdest ve gusül gibi ibadetlerin temel vasıtası olarak, insanı "hades"ten (manevi kirden) arındırıp ilahi huzura çıkmaya hazırlayan teolojik bir arınma (taharet) aracıdır. Yağmur, kozmik bir rahmet olduğu kadar, yeryüzünü ibadete (secdeye) elverişli kılan evrensel bir temizleyicidir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X