ثُمَّ قَبَضْنَاهُ اِلَيْنَا قَبْضاً يَس۪يراً
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Furkan Sûresi, 46. Ayet
Daralt
X
-
"Sonra da onu yavaş yavaş kendimize çekmekteyiz.”
Sonra da onu yavaş yavaş kendimize çekmekteyiz. Bazıları dediler ki: Kolayca ve gizlice. Bu kullanımın aslı O’nun güneşle gölgeyi yakalaması ve onu azar azar yok etmesi ve sonunda güneşin onu tam olarak bürüyüp görünmez kılmasıdır.
Yorumu Yorumla
-
Sümme (ثُمَّ)
İbn Fâris, bu kelimenin sözlükte bir eylemin diğerinin hemen ardından değil, araya belirli bir zaman dilimi veya bir süreç girdikten sonra gerçekleştiğini bildiren bir atıf (bağlaç) edatı olduğunu belirtir. Süreklilik içindeki gecikmeyi ve aşamalılığı ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, "sümme" edatının zaman ve mekan bağlamındaki ardışıklığı (terâhî) anlattığını açıklar. Gölgenin sabahın ilk ışıklarıyla uzatılmasının (medd) ardından, bu edatın kullanılması; güneşin yavaş yavaş yükselmesiyle geçen o uzun zamansal sürece ve kozmik döngünün aşamalılığına dikkat çeker.
Kabadnâhu (قَبَضْنَاهُ)
İbn Fâris, "k-b-d" kökünün sözlükte "bir şeyi avuç içine almak, kendine doğru çekmek, toplamak, daraltmak ve genişlemenin (bast) tam zıddı" anlamlarına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "kabz" eyleminin yayılan ve genişleyen bir varlığın tedrici olarak aslına döndürülmesi ve sınırlandırılması olduğunu açıklar. Bir önceki ayette gölgenin yeryüzüne "uzatılması/yayılması" (medd) anlatılırken, bu ayette güneşin yükselmesiyle o gölgenin adım adım küçültülerek "toplanması/çekilmesi" kozmik bir kabz eylemi olarak tanımlanır.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın varlık tasavvurundaki "bast" (yayma/genişletme) ve "kabz" (toplama/daraltma) diyalektiğini analiz eder. Evrendeki bu genişleme ve daralma ritminin mekanik bir fizik yasası olmadığını, doğrudan Allah'ın kozmosa anbean müdahale ettiğini gösteren ilahi bir "nefes alışveriş" olduğunu belirtir. Gölgenin toplanması, mutlak kudretin varlık üzerindeki kesintisiz tasarrufunun görsel bir kanıtıdır.
İleynâ (إِلَيْنَا)
İbn Fâris, "ilâ" edatının "bir yöne doğru, bir hedefe veya sınıra ulaşmak" anlamlarına geldiğini; sonundaki "nâ" (biz) zamiriyle birleştiğinde eylemin nihai varış noktasını işaret ettiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "ileynâ" (Bize / Kendimize) ifadesinin, yeryüzündeki tüm hareketlerin ve dönüşümlerin nihayetinde ilahi merkeze rücu ettiğini (döndüğünü) gösteren ontolojik bir vurgu olduğunu açıklar.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin barındırdığı antropomorfik (insan biçimci) dili ve teolojik derinliği inceler. Gölgenin geri çekilmesinin salt "Güneş yükseldi, gölge kısaldı" şeklinde kuru bir doğa olayı olarak değil de; "Onu kendimize çektik/topladık" şeklinde son derece kişisel, kudret sahibi ve fail bir Yaratıcı diliyle anlatılmasının, deist (evrene müdahale etmeyen tanrı) tasavvurunu yıkan sarsıcı bir retorik olduğunu ifade eder.
Kabdan (قَبْضًا)
İbn Fâris, fiille aynı kökten ("k-b-d") gelen bu mastarın (meful-i mutlak), eylemin bizatihi kendisini pekiştirmek ve onun nasıl gerçekleştiğini nitelemek için kullanıldığını yazar.
Dücane Cündioğlu, gölgenin "kabz" edilmesini (toplanmasını) fenomenolojik bir zeminde okur. Gölgenin kendi başına müstakil (pozitif) bir varlık olmadığını, aslında ışığın önündeki engelden doğan "görece bir yokluk" olduğunu belirtir. Güneş (delil) yükseldikçe gölgenin daralması ve "kabz edilmesi", aydınlığın (ışığın/hakikatin) artmasıyla karanlığın/gölgenin Yaratıcı'nın kudreti içinde eriyip aslına (yokluğa) dönmesini simgeleyen felsefi bir doğa okumasıdır.
Yesîrâ (يَسِيرًا)
İbn Fâris, "y-s-r" kökünün sözlükte "kolaylık, hafiflik, zorluğun (usr) zıddı ve yumuşaklık" anlamlarına geldiğini belirtir. Akışı pürüzsüz olan, çaba gerektirmeyen durumlar için kullanılır.
Râgıb el-İsfahânî, "yesîr" kavramının hem miktar olarak azar azar olmayı hem de eylem olarak hiçbir zorluk ve meşakkat barındırmayan kusursuz bir yavaşlığı ifade ettiğini açıklar. Gölgenin toplanmasının "yesîran" (yavaş yavaş, hissettirmeden, kolayca) olması, evrendeki ilahi yasaların (Sünnetullah'ın) ani ve yıkıcı şoklarla değil, muazzam bir ahenk, düzen ve sükunet içinde işlediğini gösterir.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), Kur'an'ın bu kelimeyle çizdiği sinematografik (görsel) tabloyu analiz eder. Suredeki önceki ayetlerde isyankar kavimlerin "kökünün kazınması" (tedmîrâ) veya "paramparça edilmesi" (tetbîrâ) gibi şiddetli, sert ve gürültülü yıkım sahnelerinden sonra; evrenin işleyişinin "yesîrâ" (sessizce, usulca, yumuşak bir kayışla) kelimesiyle tasvir edilmesinin, metnin estetik ritminde muazzam bir duyusal denge (mukabele) yarattığını inceler. Gölge adeta yeryüzünden sessizce ve pürüzsüzce silinmektedir.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kavramın kozmik ve pedagojik bağını inceler. Vahyin bir anda değil de insan ruhunu sarsmadan "tane tane, yavaş yavaş" (tertîlâ) indirilmesi ile; güneşin gölgeyi bir anda yutmayıp "yavaş yavaş, usulca" (yesîrâ) kendine çekmesi arasındaki bu ontolojik paralellik, hem tabiat kitabının hem de vahiy kitabının aynı "yumuşak ve hikmetli" (yesîr) ilahi kudret elinden çıktığının kanıtıdır.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, teolojik açıdan "yesîr" sıfatının Allah'ın kudretinin mutlaklığını gösterdiğini kaydeder. Koca bir evrenin gölgelerini, gezegenlerin devasa dönüşlerini idare etmek, O'nun için hiçbir yorgunluk (luğûb) içermeyen, son derece "kolay ve basit" (yesîr) bir eylemdir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla