اَلْمُلْكُ يَوْمَئِذٍۨ الْحَقُّ لِلرَّحْمٰنِۜ وَكَانَ يَوْماً عَلَى الْكَافِر۪ينَ عَس۪يراً
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Furkan Sûresi, 26. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: hükümranlık, furkan suresi 26. ayet, zor gün, furkan 26, rahman, furkan suresi, hak, gün, mülk, rahmet
-
''İşte o gün gerçek egemenlik Rahmân’ındır ve o gün inkârcılar için çok zor bir gün olacaktır."
İşte o gün gerçek egemenlik Rahmân’ındır. Egemenlik dünya ve âhirette aslında her gün Allaha aittir. Böyle olmasına rağmen bu âyette o gün gerçek egemenliğin Rahmân*ın olduğunun ifade edilmesi değişik şekillerde izah edilebilir; Birincisi âhiret hükümranlığı ebedî ve daimîdir, yok olması söz konusu değildir. Dünya hükümranlığı ise fânidir, devamı ve bekası yoktur.
İkincisi: O gün bütün yaratıklar hükümranlığın O’nun olduğunu ikrar eder, oysa dünyada bazıları O’nun hükümranlığını kabul etmez.
Üçüncüsü: O günün hükümranlığında hiç kimse Allaha ortak olmak iddiasına kalkışamaz. Oysa dünya hükümranlığında bazı kendini bilmezler O’nun mülkünde hükümranlık iddiasına kalkışabilir.
Yahut bu âlemin yaratılışındaki maksadın o günde halk için açık hale gelmesidir. O gün herkes bilir ki dünyada iken yaratılmış olmaları âhiret hayatı içindir, sadece dünya yaşantısı için değildir.
Bu beyanda Rahmân ismi zikredilmiştir. Başka bir beyanda ise “Bugün hükümranlık kimindir? Elbette tek ve mutlak hükümran olan Allah’ındır! denilmektedir. Bu şekildeki bir kullanım, muhatap olan Araplar’ın bu âyette sözü edilen Rahmanın o âyette sözü edilen Allah olduğunu bilmeleri içindir. Çünkü Araplar tapındıkları her şeyi “ilâh/tanrı” diye bilir ve öyle isimlendirirlerdi. Rahmanı ise mabut olarak bilmez, Allah’a Rahmân denilmesini de bilmezlerdi. Allah onlara bildirdi ki kendilerine bahsettiği iki isim olan Allah ve Rahmân aynıdır.
Ve o gün inkârcılar için çok zor bir gün olacaktır. Açıktır ve bunda en ufak kuşku yoktur. Aynı şekilde de olacaktır.
Yorumu Yorumla
-
El-Mülkü (الْمُلْكُ)
İbn Fâris, "m-l-k" kökünün temelinde "güç, sağlamlık ve bir şeyi kendi tasarrufuna alarak üzerinde mutlak otorite kurma" anlamlarının bulunduğunu belirtir. Kelime, sadece iyelik (sahiplik) değil, hükmetme ve yönetme kudretini de içerir.
Râgıb el-İsfahânî, "mülk" kavramını akıl sahibi varlıklar üzerinde emir ve yasak koyma yetkisi olarak tanımlar. Dünyada insanların birbirleri üzerinde kurdukları geçici ve iğreti otoritelerin (mecazi mülk), o gün yerini asıl ve gerçek sahibine bırakacağını; "El-Mülk" kelimesinin başındaki "el" takısının, mutlak ve bölünemez egemenliğin sadece Allah'a has kılınmasını (hasr) ifade ettiğini açıklar.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ontolojik hiyerarşisinde "mülk" kavramının dünyevi krallar ve tiranlar (melik) ile Allah (El-Melik) arasındaki çatışmayı temsil ettiğini analiz eder. Câhiliye zihniyetindeki kabile reisliği ve güç odaklı mülkiyet anlayışına karşılık, bu ayette mülkün tek bir merkezde (Allah'ta) toplanması, tüm dünyevi otoritelerin ontolojik olarak iflas ettiğinin ilanıdır.
El-Hakku (الْحَقُّ)
İbn Fâris, "h-k-k" kökünün "bir şeyin yerli yerine oturması, sarsılmaz bir gerçeklik kazanması ve boşluk kabul etmez bir doğruluk" anlamına geldiğini belirtir. "Hakk", inkârı mümkün olmayan, varlığı kendinden olan sabit gerçekliktir.
Râgıb el-İsfahânî, "hakk" kelimesini batılın zıddı olarak tanımlar. Ayette mülkün "hak" ile nitelenmesi, o günkü egemenliğin hiçbir haksızlık barındırmayan, tam bir adaletle işleyen ve asla sarsılmayacak olan "mutlak hakikat" olduğunu gösterir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, teolojik açıdan "el-Hak" isminin Allah'ın zatına raci olduğunu, O'nun varlığının ve uluhiyetinin değişmezliğini ifade ettiğini kaydeder. O gün mülk "haktır"; yani dünyadaki gibi sahte iddialara, zulümlere ve illüzyonlara dayalı değil, varlığın en çıplak ve adil gerçeği üzerinedir.
Er-Rahmâni (لِلرَّحْمَٰنِ)
İbn Fâris, "r-h-m" kökünün temelinde "incelik, şefkat ve koruma hissi" bulunduğunu, "Rahmân" isminin ise bu merhametin en geniş ve kuşatıcı halini (mübalağa) ifade ettiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "Rahmân" isminin sadece Allah'a has olduğunu ve O'nun tüm yaratılmışlara yönelik genel rahmetini simgelediğini açıklar. Dehşetli bir mahşer sahnesinde mülkün "Rahmân"a ait olduğunun vurgulanması, mutlak otoritenin aynı zamanda mutlak bir merhametle dengelendiğini; inananlar için bir müjde, inkârcılar için ise merhametin bile adaletle tecelli edeceği bir sonu işaret eder.
Arthur Jeffery, kelimenin Arapça köken tartışmalarının yanı sıra, Güney Arabistan yazıtlarında (Rahmânân) ve Aramice/Süryanice metinlerde ilahi bir isim olarak geçtiğini, Kur'an'ın bu ismi tevhidin merkezine yerleştirerek çok tanrılı anlayışı yıktığını belirtir.
Kâne (كَانَ)
İbn Fâris, "k-v-n" kökünün "meydana gelmek, var olmak ve bir hal üzere bulunmak" anlamına geldiğini ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, "kâne" fiilinin Allah'ın sıfatları veya ahiret halleri için kullanıldığında zaman sınırlarını aştığını, bir şeyin "olageldiğini" ve "mutlaka olacağını" (kesinlik) bildirdiğini açıklar. O günün zorluğu, sonradan oluşacak bir durum değil, ilahi yasanın şaşmaz bir sonucu olarak zaten karara bağlanmıştır.
Yevmen (يَوْمًا)
İbn Fâris, "y-v-m" kökünün belirli bir zaman dilimi veya büyük bir olayın gerçekleştiği "an/süreç" olduğunu belirtir.
Angelika Neuwirth, bu kelimenin eskatolojik bağlamda dünyevi takvimden kopuşu temsil ettiğini analiz eder.
Alel-Kâfirîne (عَلَى الْكَافِرِينَ)
İbn Fâris, "k-f-r" kökünün "örtmek, gizlemek" anlamına geldiğini, hakikatin üzerini örtenlere "kâfir" denildiğini yazar.
Toshihiko Izutsu, "alâ" (üzerine/aleyhine) edatının kâfirler ile birleşerek bir "ağırlık" ve "baskı" ifade ettiğini belirtir. O günün zorluğu genel bir durum değil, özellikle hakikati örtenlerin "üzerine" (aleyhine) çöken bir yüktür.
Asîrâ (عَسِيرًا)
İbn Fâris, "a-s-r" kökünün "zorluk, darlık, sıkışma ve kolaylığın (yüsr) zıddı" manasına geldiğini belirtir. Sol elini kullananlara veya zor doğum yapan kadınlara da bu kökten türeyen isimler verildiğini, bir şeyi sıkıp suyunu çıkarmayı (asar) ifade ettiğini aktarır.
Râgıb el-İsfahânî, "asîr" kelimesinin, çözüm yolu bulunmayan, şiddetli baskı altında bırakan ve nefes aldırmayan mutlak zorluk olduğunu açıklar. İnkârcılar için o gün, sadece uzun değil, her anı bir "sıkılma" (asîr) ve bunalım içinde geçecek bir zaman dilimidir.
Dücane Cündioğlu, "yüsr" (kolaylık) ve "usr" (zorluk) kavramlarının Kur'an'daki ontolojik dengesini analiz eder. Müminler için "makîl" (rahatlık/serinlik) olan günün, kâfirler için "asîr" (daraltıcı/sıkıştırıcı) olması; insanın dünyadaki amellerinin ahirette bizzat kendi "zaman algısını" (psikolojik zamanını) belirlemesi olarak yorumlar.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla