Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Furkan Sûresi, 22. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Furkan Sûresi, 22. Ayet

    يَوْمَ يَرَوْنَ الْمَلٰٓئِكَةَ لَا بُشْرٰى يَوْمَئِذٍ لِلْمُجْرِم۪ينَ وَيَقُولُونَ حِجْراً مَحْجُوراً​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Yevme yeravne-lmelâ-ikete lâ buşrâ yevme-iżin lilmucrimîne veyekûlûne hicran mahcûrâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Melekleri görecekleri gün, işte o zaman, günahlara boğulmuş olanlar için hiçbir iyi haber olmayacak ve onlar (meleklere), ‘Her şeyden mahrum olduk!’ diyecekler.”

      Melekleri görecekleri gün, işte o zaman, günahlara boğulmuş olanlar için hiçbir iyi haber olmayacak ve onlar (meleklere), “Her şeyden mahrum olduk!” diyecekler. Her şeyden mahrum olduk! meâlindeki beyan hakkında Haşan- 1 Basrî şöyle dedi: Bu söz Arap deyişlerindendir. Bir kimse bir şeyden hoşlanmadığı zaman “Hicran harâmun hâzâ” (هَذَا حَرَامٌ حِجْرًا) der. Onlar melekleri gördüklerinde onlardan hoşlanmazlar ve “hicran mahcûran” (حِجْرًا مَحْجُورًا) derler. Bu yoruma göre bu sözü söyleyenler, melekleri ve onlarla birlikte vâdedilenleri (azabı) gördüklerinde bizzat kâfirler olmaktadır.

      Bazıları dedi ki: Melekler cennet kapılarında müminleri müjde ile karşılarlar ve kâfirler için de size müjde yok derler. Bu durumda onlar “Her şeyden mahrum olduk!” diyecekler. Yani melekler: “Günahkârlara müjde yok!”, yani “onlara cennete girmeleri haram” diyecekler. Buna göre “Hicr” (الْحِجْر) haram demektir. Bazıları da dedi ki: Buradaki “Hicr” men etmek ve yasaklamak anlamındadır. Onlar diyorlar ki: Biz meleklere ve putlara tapınmamıza, onlara yönelmemize mukabil umduğumuz beklentiden mahrum edildik ve engellendik. Hani onlar tapındıkları şeyler hakkında şöyle diyorlardı: “Bunlar Allah katında bizim aracılarımızdır”; “Sadece bizi Allaha yaklaştırsınlar diye onlara tapıyoruz”. Der ki: Onlar, ibadetleriyle yöneldikleri ve umdukları şeyden engellenirler. Yahut engellenme, onların bu dünya hayatında işlemiş oldukları sıla-ı rahim, sadaka verme ve benzeri zâhirde hayır işi olarak görünen şeylerin sevaplarından âhirette mahrum kılınmalarıdır. Nitekim bu mânaya şu âyetler de işaret etmektedir: “Rabb’imin huzuruna götürülürsem bile, hiç şüphem yok ki, orada bunun yerine daha iyisini bulurum”.; “Ama, dönüp Rabb’ime varacak olsam bile, O’nun huzurunda benim için güzel şeyler bulunduğundan eminim” Ve benzeri âyetler. Dedi ki: Onlar bunların hepsinden mahrum kılınırlar. En doğrusunu Allah bilir.

      Bazıları şöyle dedi: “Hicran mahcûran” sözü “avezen muâzen” (مُعَاذًا عَوَذًا) demektir. Diyor ki: Günahkârlar meleklerden istiazede bulunurlar. Ebû Avsece dedi ki: “ve atev utüvven kebîran” (وَعَتَوْا عُتُوًّا كَبِيرًا) “tekebbür”, yani kibirlenme anlamındadır. “Hilâf” (خِلَاف) anlamında olduğu da söylenmiştir. Kişi muhalefet ettiği zaman “atâ, itiyyen” (عَتَا، عِتِيًّا) denir. Sözde de “lâ ta tü aleyye” denir ve “bana muhalefet etme” denilmek istenir. Bazıları onun, şiddet ve kuruluk anlamında olduğunu söylemiştir. Nitekim “ve kad belağtü mine’l-kiberi itiyyen” (وَقَدْ بَلَغْتُ مِنَ الْكِبَرِ عِتِيًّا) âyetinde kuruluk anlamındadır. “Hicran, mahcûran” sözü “harâmen, muharramen” (حَرَامًا مُحَرَّمًا) anlamındadır. “Hacertü aleyhi mâlehü” (حَجَرْتُ عَلَيْهِ مَالَهُ) cümlesi ise malını hacir altına aldım, yani malını ona vermedim demektir. Çekimi “ahcüru, hicran” (أَحْجُرُ، حِجْرَانًا) şeklindedir. “Hacertü aynehû” (حَجَرْتُ عَيْنَهُ) cümlesi ise göz kapaklarına bir tür ilaç sürdüm, demektir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Yevme (يَوْمَ)

        İbn Fâris, "y-v-m" kökünün "güneşin doğuşundan batışına kadar geçen zaman dilimi" veya "belirli bir vakit, an" anlamlarına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "yevm" kelimesinin mutlak bir zaman biriminden ziyade, içinde büyük ve sarsıcı bir olayın vuku bulduğu süreç olduğunu açıklar. Ayette bu kelime, müşriklerin alaycı bir dille istedikleri melekleri nihayet görecekleri o dehşetli eskatolojik anı (kıyamet/hesap gününü) işaret eder.

        Angelika Neuwirth, Mekke dönemi surelerindeki "yevm" (o gün) vurgusunun, Geç Antik Çağ apokaliptik edebiyatındaki kozmik yıkım ve ilahi yargı anını temsil ettiğini inceler. İnkarcıların dünyevi zaman algısının aniden kesilerek, meleklerin azap habercileri olarak belirdiği dikey ve geri dönülemez bir zamana geçişi ifade ettiğini analiz eder.

        Yeravne (يَرَوْنَ)

        İbn Fâris, "r-e-y" kökünün sözlükte "göz ile bakıp görmek, idrak etmek ve akılla kavramak" anlamlarına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "rü'yet" eyleminin fiziksel (basar) veya zihinsel (akıl) olabileceğini açıklar. Müşriklerin dünyadayken "bize melekler indirilse ya" şeklindeki cüretkar taleplerine karşılık bu fiilin kullanılması, ahirette o melekleri gerçekten "gözleriyle göreceklerini", ancak bu görme eyleminin bir lütuf değil, mutlak bir dehşet ve azabın başlangıcı olacağını ifade eder.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'daki görme eyleminin psikolojik bağlamını analiz eder. İnkarcıların dünyada hakikate (vahye) karşı sergiledikleri ontolojik körlüğün (amâ), ahirette melekleri gördükleri an yerini dehşet verici ve sarsıcı bir "görsel idrake" (rü'yet) bırakacağını vurgular. Bu görme, inkarın çöküp gerçeğin bütün çıplaklığıyla gözbebeklerine kazınmasıdır.

        El-Melâikete (الْمَلَائِكَةَ)

        İbn Fâris, kelimenin etimolojisi hakkında dilbilimciler arasındaki iki farklı yaklaşıma yer verir. Birinci görüşe göre "m-l-k" (mülk, güç, iktidar) kökünden gelir ve onların doğaüstü, boyun eğdirici güçlerini vurgular. İkinci görüşe göre ise "l-e-k" (haber, mesaj, elçilik) kökünden türemiş olup, ilahi iradenin mesajını taşıyanlar manasına gelir.

        Arthur Jeffery, kelimenin Arapça köklerinden ziyade, doğrudan İbranice "mal'âkh" ve Etiyopça/Aramice "mal'ak" (haberci, elçi, ilahi görevli) kelimelerinden İslam öncesi dönemde Arapçaya dini bir terim olarak transfer edildiğini ileri sürer.

        Toshihiko Izutsu, melek tasavvurunun Câhiliye zihniyetindeki karşılığı ile Kur'an'daki gerçekliği arasındaki çatışmayı inceler. Müşrikler melekleri "Allah'ın kızları" veya kendilerine şefaat edecek göksel müttefikler olarak kurgularken; ayette onların "suçluların karşısına çıkan" tavizsiz ve dehşetli ilahi infazcılar olarak resmedilmesi, pagan mitolojisini yıkarak melekleri salt ilahi adaletin memurları konumuna oturtur.

        Lâ Buşrâ (لَا بُشْرَىٰ)

        İbn Fâris, "b-ş-r" kökünün temelinde "derinin dış yüzeyi, insanın cildi ve bir şeyi soyup açığa çıkarmak" anlamlarının yattığını belirtir. İnsanın duyduğu bir haberin etkisinin (sevinç veya üzüntü) anında yüzünün rengine ve cildine yansıması sebebiyle, yüzü aydınlatan ve cildi güzelleştiren sevinçli haberlere "beşâret/müjde" denildiğini ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "buşrâ" kelimesinin insanın içindeki sevinci dışarı (yüzüne) taşıran müjdeli haber olduğunu açıklar. Ancak ayette bu kelimenin "lâ" (hayır/yok) olumsuzluk edatıyla birlikte kullanılması, melekleri görme anının inkarcıların yüzünde hiçbir aydınlanma yaratmayacağını, aksine tüm ümitlerin tükendiği, mutlak bir umutsuzluk ve karamsarlığın yüzlerine (ciltlerine) vuracağı bir an olduğunu gösterir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, meleklerin gelişinin inananlar için bir "buşrâ" (cennet müjdesi) olmasına karşılık, müşrikler için bu beklentinin (müjde/şefaat umudunun) tamamen sıfırlanmasını ifade eden teolojik bir retorik olduğunu kaydeder.

        Lil-Mucrimîne (لِلْمُجْرِمِينَ)

        İbn Fâris, "c-r-m" kökünün sözlükte "kesmek, meyveyi dalından koparmak ve bir şeyi bedenden ayırmak" anlamlarına geldiğini belirtir. Sonradan insanın işlediği ağır günahlar ve suçlar için kullanılan "cürüm" kelimesi, bu kökten türemiştir; zira günah, insanı asıl fıtratından, hakikatten ve ilahi rahmetten "kesip koparan" bir eylemdir.

        Râgıb el-İsfahânî, "cürüm" kavramının, kişiyi iyilikten ve dinden koparan ağır ihlaller olduğunu açıklar. "Mücrim" kelimesi, tesadüfen hata yapan kişiyi değil, şirki ve inkarı sistematik bir eylem/yaşam tarzı haline getirerek ilahi bağları tamamen koparan (kesen) kişiyi ifade eder.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlak sistematiğinde "mücrim" kavramının "müttaki" (kötülükten sakınan) kavramının karşıt kutbu olduğunu analiz eder. Müşriklerin bu ayette "mücrimler" (suçlular) olarak nitelendirilmesi, onların peygambere yönelttikleri itirazların salt bir entelektüel şüphe olmadığını, bunun kozmik bir ihanet ve teolojik bir suç olduğunu tesciller.

        Hicran (حِجْرًا)

        İbn Fâris, "h-c-r" kökünün "bir şeyi menetmek, alıkoymak, engellemek ve etrafını çevirip korumaya almak" anlamlarına geldiğini yazar. Taşa "hacer" denilmesinin sebebi de sertliğiyle dışarıdan gelen darbelere karşı bir engel/koruma oluşturmasıdır.

        Râgıb el-İsfahânî, "hicr" kelimesinin insanın girmesi veya dokunması yasaklanmış, koruma altına alınmış alan veya mutlak engel manasına geldiğini belirtir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin Arap kültüründeki sosyolojik kullanımına dikkat çeker. "Hicran" kelimesi, İslam öncesi dönemde bir kişinin aniden tehlikeli bir düşmanla veya korkunç bir durumla karşılaştığında, karşısındakini durdurmak ve ondan aman dilemek için söylediği "benden uzak dur, bana dokunman yasaktır/haramdır" manasına gelen bir sığınma formülüdür.

        Mahcûrâ (مَّحْجُورًا)

        İbn Fâris, yine "h-c-r" kökünden türeyen bu kelimenin ism-i mef'ul (edilgen ortaç) yapısında olduğunu ve "etrafı çevrilmiş, aşılması tamamen imkansız hale getirilmiş, yasaklanmış" anlamına geldiğini ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "hicran mahcûrâ" ikilemesinin, Arapçada yasağın ve engelin şiddetini pekiştirmek için kullanılan deyimsel bir kalıp (meful-i mutlak) olduğunu açıklar. "Aşılmaz bir engel, mutlak bir yasak!" anlamına gelir.

        Dücane Cündioğlu, bu deyimsel ifadenin eskatolojik sahnedeki dramatik etkisini felsefi bir dille analiz eder. Ayette bu sözün kim tarafından söylendiğinin çok katmanlı olduğunu belirtir: Ya suçlular, meleklerin getirdiği o korkunç azabı gördüklerinde dünyadaki refleksleriyle "Benden uzak durun, bana dokunmanız yasaktır!" diyerek çaresizce feryat etmektedirler; ya da melekler onlara "Bugün size müjde (buşrâ) ve rahmet tamamen yasaklanmış, aranıza aşılmaz bir engel (hicran mahcûrâ) konmuştur!" diyerek ilahi lütuf kapılarının sonsuza dek kapandığını ilan etmektedirler. Her iki durumda da kelime, varoluşsal bir kopuşun ve geri dönüşü olmayan bir dışlanmışlığın sarsıcı bir ifadesidir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X