Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Fil Sûresi, 2. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Fil Sûresi, 2. Ayet

    اَلَمْ يَجْعَلْ كَيْدَهُمْ ف۪ي تَضْل۪يلٍۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Elem yec’al keydehum fî tadlîl(in)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Onların kurnazca planlarını boşa çıkarmadı mı?"

      Yani kendilerince tasarladıkları Kâbe’yi tahrip edip yıkma planını boşa çıkardı. Âyette geçen “keyd” (كَيْد), yani “kurnazca düzenlenen plan ve hile” sûrenin başında sözünü ettiğimiz düşüncelerinden ibarettir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Tera (ترى)

        İbn Fâris, r-e-y kökünün iki temel anlama geldiğini; bunlardan ilkinin "gözle algılamak", ikincisinin ise "zihinsel bir kanaat veya inanç geliştirmek" olduğunu belirtir. Kökenin r-e-y (رأي) biçiminde şekillenmesi, bilginin kesinliğini ve şüphe götürmezliğini temsil eder. Râgıb el-İsfahânî, rü'yet kavramını birkaç kategoriye ayırır. Buradaki "görme" eyleminin sadece gözle görmeyi (hâssatü'l-ayn) değil, aynı zamanda tefekkür yoluyla elde edilen yakini bir bilgiyi (marifet-i kalbiyye) ifade ettiğini savunur. Bu ayetteki kullanımın, muhatabın olayı bizzat görmüşçesine kesin bir bilgiye sahip olması gerekliliğine işaret ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik dünyasında "görmek" eyleminin sıklıkla "idrak etmek" ve "ibret almak" ile eş anlamlı kullanıldığını, burada Hz. Muhammed'e yöneltilen hitabın tarihsel bir bilincin uyandırılması amacı taşıdığını vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin Arap belagatindeki "istifham-ı takriri" (onaylatma sorusu) fonksiyonuna dikkat çeker. "Görmedin mi?" ifadesinin aslında "Biliyorsun ki..." anlamına geldiğini, bunun Araplar arasında çok iyi bilinen ve üzerinde icma edilen "Fil Vakası"na bir atıf olduğunu; dolayısıyla eylemin fizyolojik bir görmeden ziyade kolektif hafızadaki canlılığı temsil ettiğini belirtir.

        Fe'ale (فعل)

        İbn Fâris, f-a-l kökünün asıl manasının bir şeyin ortaya çıkarılması ve bir tesirin harici bir varlık üzerinde gösterilmesi olduğunu belirtir. Bu kökün, tesadüfi bir hareketten ziyade belirli bir amaca yönelik eylemi karşıladığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, Arapçada "yapmak" anlamına gelen kelimeler arasında ince bir ayrım yapar. "Fi'l" kelimesinin, bazen niyetle bazen de niyet olmaksızın (fıtri veya içgüdüsel) gerçekleşebilen genel bir eylem kategorisi olduğunu, ancak Allah'a nispet edildiğinde bunun mutlak iradenin sonucu olan bir müdahale anlamı taşıdığını söyler. Kelimenin "amel" (عمل) kelimesinden farkı olarak, daha kısa sürede gerçekleşen veya ani müdahaleleri ifade etme gücüne sahip olduğunu kaydeder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu fiilin kullanımının ilahi kudretin somut bir tezahürü olduğunu, tarihe doğrudan müdahale eden bir Tanrı tasavvurunu pekiştirdiğini ve bu eylemin hiçbir engelle karşılaşmadan tamama erdiğini belirtir.

        Rabbüke (ربك)

        İbn Fâris, r-b-b kökünün mülkiyet, sahiplik, ıslah etmek ve bir şeyi kemale erene kadar gözetmek anlamlarına dayandığını açıklar. "Rab" isminin mutlak otoriteyi ve her şeyin dizginini elinde bulundurma vasfını nitelediğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "terbiye" köküyle olan bağlantısına dikkat çekerek, Rab isminin mahlukatı başlangıçtan sona kadar aşama aşama olgunlaştıran ve koruyan bir özneye işaret ettiğini savunur. Buradaki "kâf" (senin) zamiriyle olan birleşimin, Hz. Muhammed'e ve onun şahsında inananlara yönelik özel bir himaye mesajı taşıdığını söyler. Toshihiko Izutsu, Cahiliye dönemi ve Kur'an dönemi arasındaki anlam kaymalarını inceleyerek, Rab kavramının "kabile reisi" veya "efendi" anlamlarından sıyrılarak Kur'an'da "Tek ve Mutlak Egemen" manasına evrildiğini, ayetteki "senin Rabbin" vurgusunun ise Kabe'nin asıl sahibinin kim olduğunu hatırlatan teolojik bir meydan okuma içerdiğini belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, buradaki Rab isminin, Ebrehe'nin ordusuna karşı Kabe'yi ve dolayısıyla tevhid inancının merkezini koruyan "koruyucu güç" vasfını öne çıkardığını ifade eder.

        Ashâbi (أصحاب)

        İbn Fâris, s-h-b kökünün bir şeyden ayrılmamak, ona sürekli eşlik etmek ve onunla bütünleşmek anlamlarına geldiğini belirtir. Bu kökten türeyen "sahib" kelimesinin sadece yan yana durmayı değil, bir tür yönetme veya sahiplik ilişkisini de barındırabileceğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, "sahib" ile "muhib" (seven) veya "refik" (yol arkadaşı) arasındaki farklara değinir. Ashab kelimesinin burada fillerle o kadar özdeşleşmiş bir orduyu tanımladığını, onların kimliğinin artık bu hayvanlar üzerinden tanımlandığını ifade eder. Bu kullanımın, ordu ile techizatları arasındaki kopmaz bağı ve o dönem için fillere sahip olmanın yarattığı askeri prestiji yansıttığını savunur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Kur'an'da "ashabü'l-cennet" veya "ashabü'n-nar" gibi kullanımlarda olduğu gibi, burada da "bir duruma veya bir nesneye kalıcı olarak maruz kalanlar/onunla anılanlar" manasında teknik bir tabir olarak kullanıldığını belirtir.

        Fîl (فيل)

        Arthur Jeffery, kelimenin saf bir Arapça kökene sahip olmadığını, Süryanicedeki "pîlâ" veya Orta Farsça (Pehlevice) "pîl" kelimelerinden Arapçaya girdiğini kapsamlı bir şekilde analiz eder. Kelimenin Güney Arabistan (Habeşistan) üzerinden Mekke çevresine taşınmış bir terim olduğunu, Arap şiirinde de bu yabancı kökenin izlerinin sürülebileceğini belirtir. El-Cevâlîkî, bu lafzın Arapçaya başka dilden geçmiş olan "mu'arreb" isimlerden biri olduğunu, Arapların bu devasa hayvanı kendi dillerindeki mevcut köklerle değil, dışarıdan aldıkları bu isimle isimlendirdiklerini ifade eder. Theodor Nöldeke, kelimenin İslam öncesi dönemde Aramice etkisiyle Arapçaya yerleşmiş olabileceğine dikkat çekerek, bu isimlendirmenin tarihsel bir vakayı (Ebrehe'nin seferi) etiketlemek için kullanıldığını söyler. Christoph Luxenberg, kelimenin kökeni üzerinde dururken Süryanice/Aramice arka plana vurgu yapar ve bu kelimenin o dönemdeki askeri terminolojideki yerine işaret eder. Gabriel Said Reynolds, "fil" kelimesinin Kur'an'daki bu tekil kullanımının, Geç Antik Çağ'daki askeri anlatılarla (özellikle Bizans ve Sasani ordularındaki fil kullanımıyla) dilsel ve kültürel bir paralellik arz ettiğini, kelimenin bu büyük gücü ve ardından gelen yıkımı simgeleyen bir metafor olarak seçildiğini analiz eder. Angelika Neuwirth, fil kelimesinin o dönem Mekke halkı için sadece bir hayvanı değil, aynı zamanda "yabancı ve yıkıcı bir askeri teknolojiyi" temsil eden kültürel bir kod olduğunu; kelimenin etimolojik olarak dışarıdan gelmesinin, ordunun da "yabancı ve dışarlıklı" oluşuyla edebi bir uyum içinde olduğunu savunur.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X