اَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِاَصْحَابِ الْف۪يلِۜ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Fil Sûresi, 1. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: görmedin mi, fil 1, fil suresi 1. ayet, fil sahipleri, fil suresi, rabbin ne yaptığı, rab
-
"Rabb'inin fil ordusuna neler yaptığını bilmiyor musun?"
Fil ordusunun Kâbe’yi yıkıp tahrip etmeye karar vermesinin sebebi hakkında farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bazıları şöyle demiştir: Fil ordusunu teşkil edenler daha önce kendi ülkelerinde (Yemen) adına Kâbe dedikleri bir mâbet inşa etmişlerdi. Bununla Kâbe’ye olduğu gibi insanların bu mâbede yönelerek onu düzenli bir şekilde ziyaret etmelerini amaç edinmişlerdi. Fakat Araplar sözü edilen Yemendeki bu mâbede ilgi göstermemişlerdi. Bu husus kendilerini kızdırmış ve Kâbe’yi yıkmaya sevk etmiştir. Diğer bir grubun ifadesine göre Araplar Yemenlilere ait bir kiliseyi yakıp yok etmişti. Bu olay kendilerini kızdırmış ve yaptıklarına karşılık vermek üzere Kâbe’yi yıkmak istemişlerdi. Başka bir yoruma göre ise fil ordusu mensupları krallar ve kudretli hükümdarlar (firavunlar) geleneğine bağlı kimseler olup yönetimlerine ve krallıklarına karşı çıkanlara saldırmayı töre haline getirmişlerdi. Bunların hangisi olursa olsun fark etmez. Aslında sûrede sözü edilen savaşın sebebini kesin olarak bilmeye ihtiyacımız yoktur. Bizim ihtiyacımız sûrenin indirilişine ve Kur’ân’da yer almasına vesile olan mânayı ortaya koymaktır.
Fil Sûresinin İnzalindeki Hikmetler
Fil sûresinin amaçladığı hedefi üç şekilde dile getirmek mümkündür. Birincisi Allah Teâlâ (İslâm’ın ilk muhatapları olan) Mekke halkına, kendilerini ortadan kaldırmak isteyen fil ordusuna engel olmak suretiyle lütfettiği nimetleri hatırlatmaktadır. Aslında fil ordusu Mekkeliler’i öldürmeyi, kadın ve çocuklarını esir almayı ve servetlerine el koymayı amaçlamıştı. Cenâb-ı Hak bu sûrede, kendilerine yönelik lütuflkarlığını hatırlatmaktadır, tâ ki O'na şükredip hakkıyla ibadet etsinler ve başkasına tapınmaktan vazgeçsinler.
İkincisi Allah Teâlâ bu sûrede Mekke halkını etkili bir şekilde uyarmaktadır. Şöyle ki O, fil ordusunu Beytullah'a saygı göstermedikleri için mahvettiğine göre, Mekke sakinleri de Allah'ın, kendilerini helâk etmesinden emin görmemelilerdir. Bunun sebebi Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme karşı gereken saygıyı göstermemeleridir, halbuki ona gösterilecek saygı Beytullah'a gösterilenden daha önemlidir. Dolayısıyla Kâbe'ye saygısızlıkları sebebiyle sözü edilen musibet Yemenliler'in başına geldiğine göre resûlüne saygısızlık yapmalarından ötürü O'nun azabına uğramaktan endişe edilmesi daha çok dikkate alınması gereken bir durumdur.
Üçüncüsü Allah Teâlâ işaretlerini (olağanüstü olaylar) gösterdiği halde fil ordusu iman etmemiş ve bu yüzden Cenâb-ı Hak onları yok etmişti. Zira nakledildiğine göre Yemenliler fillerini Beytullah'a yönelttiklerinde hayvanlar direniş gösterip gitmemiş, kendi ülkelerine doğru çevirdiklerinde ise koşarak gitmeye başlamışlardır. Yemenliler bu olaya şahit oldukları halde Mekke'yi kuşatmaktan vazgeçmemiş, Allah da onları helâk etmiştir. Bunun gibi asr-ı saâdetteki Mekke halkı da Allah Teâlâ'nın helâkine mâruz bırakılmak ve hışmına uğratılmak suretiyle cezalandırılmaktan emin olamaz, çünkü onlar da Hz. Peygamber vasıtasıyla âyet ve mûcizelere şahit olmuşlardır. Fil sûresinin indirilmesinin amacı bu anlattıklarımıza göre açıklanır.
Denilmiştir ki Fil sûresi Hz. Peygamber'e bir müjde konumundadır. Şöyle ki fil hâdisesinin vuku bulduğu yıllarda Beytullah'ın ne bir koruyucusu vardı ne de yardımcısı. Bununla birlikte Allah onu korumuş ve bu sebeple de düşmanları, Kâbe'yi yıkmaya imkân bulamamıştır. Aynen bunun gibi, ey Muhammed! Allah sana da yardım ve desteğini ulaştırır, tek başına da olsan düşmanını yok eder. Bilindiği gibi bu sûrenin indiği dönemlerde Hz. Peygamber'in çok sayıda yardımcıları yoktu. Cenâb-ı Hak ona bu yardımı Bedir Savaşı'nda yapmıştır.
“Elem tera” (أَلَمْ تَرَ) görmedin mi, bilmedin mi? anlamına gelen bu söz, vuku bulmuş, çevredekiler tarafından bilinmiş, fakat sonraları unutulmuş fevkalâde bir olayın karşılıklı hatırlanması için kullanılmıştır. Bazan gerçekleşmemiş bir husus için de kullanılır. Buradaki kullanılışı, Cenâb-ı Hakk'ın kendi düşmanlarının başına getirdiği belâya dikkatleri çekmektedir, belki bu, insanları Allah'ın haram kıldığı işlerden vazgeçmeye sevkeder diye. Bu âyetteki hitabın Hz. Peygamber'e yönelmesi ve fakat başkalarının hedeflenmesi mümkün olduğu gibi tek tek her bir kişiyi amaçlaması da imkân dâhilindedir.
Yemenli ordunun “ashâbü’l-fîl” (أَصْحَابِ الْفِيلِ) diye anılması ve filin kendilerine nispet edilmesi iki şekilde yorumlanabilir. Birincisi “fillerle beraber olanlar” demektir. İkincisi ise ashâb-ı fîl sahipleri mânasına gelebilir, tıpkı “rabbü’d-dâr, sahibü’d-dâr”, yani ev sahibi denildiği gibi.
Yorumu Yorumla
-
Tera (ترى)
İbn Fâris, r-e-y kökünün görsel bir algılamaya veya bir görüşe, inanca işaret ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "rü'yet" kavramının temelde göz ile idrak etmek olduğunu, ancak bu bağlamda gözden ziyade kalp gözüyle, akılla idrak etmek veya kesin bir bilgiyle "bilmek" anlamını taşıdığını ifade eder. Toshihiko Izutsu, buradaki görme eyleminin bilişsel bir idrak olduğunu ve ilahi bir hakikatin farkına varılması anlamı taşıdığını vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin lafzi anlamının ötesinde "bilmedin mi, haberin yok mu" şeklinde anlaşıldığını, bunun muhatabın dikkatini bilinen tarihi bir vakaya çekmek için kullanılan yaygın bir Arapça ifade biçimi olduğunu kaydeder.
Fe'ale (فعل)
İbn Fâris, f-a-l kökünün bir şeyi meydana getirmek, var etmek veya bir hareket ve eylem oluşturmak anlamlarına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, kelimeyi bir failin etkisinin sonucu olarak ortaya çıkan eylem şeklinde tanımlar; bu bağlamda doğrudan ilahi müdahaleyi ve yaratıcının fiili olarak gösterdiği gücü temsil ettiğini ifade eder.
Rabbüke (ربك)
İbn Fâris, r-b-b kökünün mülkiyet, sahip olma, besleme, büyütme ve terbiye etme anlamlarını içerdiğini; kelimenin sahip olan, ayakta tutan ve yönlendiren manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kavramı bir şeyi derece derece, aşama aşama kemale erdiren varlık olarak tanımlar ve bu bağlamda ilahi rububiyetin, kutsal mekanı koruması üzerinden tecelli ettiğini vurgular. Toshihiko Izutsu, kelimenin İslami bağlamda mutlak otorite ve yaratılanlar üzerindeki mutlak mülkiyeti ifade eden temel bir ilişkisel terim olduğunu analizine ekler.
Ashâbi (أصحاب)
İbn Fâris, s-h-b kökünün temelinde yakınlık, beraberlik, bir arada bulunma ve eşlik etme manalarının yattığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, kelimeyi bir şeye eşlik eden veya onunla yakından ilişkili olan kişi olarak tanımlar; metindeki kullanımının, bu topluluğun doğrudan fillerle olan beraberlikleri ve onları kullanmaları üzerinden tanımlanmalarına dayandığını belirtir.
Fîl (فيل)
El-Cevâlîkî, kelimenin Arapça kökenli olmadığını, Farsça veya Süryaniceden Arapçaya geçmiş mu'arreb (Arapçalaşmış) bir lafız olduğunu tespit eder. Arthur Jeffery, kelimenin yabancı kökenli olduğunun altını çizerek Süryanice "pîlâ" veya Orta Farsça "pîl" lafzına dayandığını, İslam öncesi Arap şiirinde de bilinen ve yerleşmiş bir alıntı kelime olduğunu ayrıntılı olarak delillendirir. Celaleddin el-Suyuti, kelimeyi Arapça dışı dillerden geçerek Kur'an lügatine giren mu'arreb kelimeler arasında sayar ve Farsça yahut Süryanice kökenine dikkat çeker. Theodor Nöldeke, suredeki Habeşistan bağlamına değinmekle birlikte, kelimenin İslam öncesinde Aramice veya Farsça yollarıyla Arap yarımadasına yayıldığını kabul eder. Angelika Neuwirth ise bu kelimeyi Mekke'nin kolektif hafızası bağlamında analiz ederek, hayvanın Güney Arabistan kökenli askeri bir gücü temsil ettiğini, muhatap kitle için daha önce benzeri görülmemiş bir tehdidin sembolü ve tarihi bir çapa olarak metinde yer aldığını ifade eder.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla