وَمَغَانِمَ كَث۪يرَةً يَأْخُذُونَهَاۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَز۪يزاً حَك۪يماً
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Fetih Sûresi, 19. Ayet
Daralt
X
-
18-19. "O ağacın altında sana bağlılık sözü verdikleri sırada o müminlerden Allah razı olmuştur; gönüllerinde olanı bilmiş, onlara huzur ve güven vermiş, pek yakın bir fetihle ve elde edecekleri birçok ganimetle de kendilerini ödüllendirmiştir. Allah, izzet ve hikmet sahibidir."
O ağacın altında sana bağlılık sözü verdikleri sırada o müminlerden Allah razı olmuştur. Buradaki müminlerden Allah razı olmuştur ifadesi, muhtemelen onlar Resûlullah'a (s.a.) yaptıkları biatte canları pahasına dahi olsa vefa gösterdikleri, doğru söyledikleri ve gerçekten ahitlerine sadık kaldıkları için söylenmiştir. İşte bu özelliklerinden dolayı Cenâb-ı Hak, onlardan razı olduğunu haber vermektedir. Her ne kadar Allah, onların verdikleri sözde, kararlılıkla durduklarını bize haber vermiyorsa da bu ifadeden biz, onların doğru söyledikleri ve sözlerinde durdukları neticesini çıkarıyoruz. Dolayısıyla bizim, onların yaptıkları bîata azimle vefa gösterdiklerine ve gerçekten doğru söylediklerine şahitlik etmemiz caizdir. Buna benzer bazı durumlarda onun hak ve gerçek olduğuna şahitlik etmeye istidlâlde bulunmak caizdir. En doğrusunu Allah bilir.
Allah onların gönüllerinde olanı bilmiştir. Bu cümlenin birkaç mânaya işaret etmesi ihtimali vardır. Birincisi, az önce söylediğimiz gibi kendi iradeleriyle ellerini Resûlullah'a (s.a.) uzattıkları için Allah onların kalplerindeki vefa ve doğruluk azmini bilmiştir, mânasına gelebilir.
İkincisi, Cenâb-ı Hak onların kalplerindeki korku ve endişeyi bilmiştir, mânasına gelebilir. Bu korku da ikiye ayrılır. Birincisi, onlar Mekkeliler'le savaşmaya hazırlıklı olmadıklarından korkuyorlardı; çünkü Mekkeliler savaşa hazırlıklı idiler, fakat onlar umre yapmak ve Kâbe'yi ziyaret etmek niyetiyle Medine'den yola çıkmışlardı. Bu yüzden onlara karşı duramayıp ahitlerine vefa gösterememekten korkuyorlardı. İkincisi de onlar biatlarına ve verdikleri söze vefa gösterememekten korkuyorlardı, çünkü bu biatta bütün din ve mezhep ehline karşı savaşmak ihtimali vardı. En doğrusunu Allah bilir.
Üçüncüsü, müfessirlerin söylemiş olduğu gibi Allah onların kalplerindeki hoşnutsuzluğu biliyordu mânasına da gelebilir. Ancak bu hoşnutsuzluk, iradi bir tavır değil, tabiî bir hal idi. Çünkü onlar Mekke'ye girmeyi ve Kâbe'ye varmayı çok istiyorlardı. Fakat Hudeybiye'de sulh yapılarak o sene Mekke'ye giremeyip geri dönecekleri hükme bağlanınca, bu onlara çok ağır geldi ve bundan hiç memnun olmadılar. Fakat tekrar söyleyelim ki bu, iradî bir tavır değil, tabiî bir hoşnutsuzluk hali idi. Çünkü insan tabiati bazan bir halden hoşlanmaz, bu yüzden diğerini tercih eder. Nitekim Cenâb-ı Hak bir âyet-i kerîmede meâlen şöyle buyurmuştur: "Kadınlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmazsanız, Allah'ın hakkınızda çok hayırlı kılacağı bir durumdan da hoşlanmamış olabilirsiniz". Hz. Yûsuf da şöyle söylemişti: "Rabbim! Zindan bana bunların benden istediklerinden daha iyidir". Zindanda kalmayı arzu etmek, insan tabiatının tercihi değil, tamamen iradî bir tercihtir; çünkü insan tabiatı, zindanda kalmak yerine çevresindekilerin Yûsuf aleyhisselâmdan istediklerine daha çok arzu duyar.
Allah onlara huzur ve güven vermiş, pek yakın bir fetihle ödüllendirmiştir. Yani Allah, Resûlullah'a (s.a.) bîat ettiklerinde ashabın gerçekten buna vefa göstereceklerini ve kendi iradeleriyle vermiş oldukları sözde duracaklarını bildiği için, kalplerini rahatlatacak ve sükûnete erdirecek manevî desteği onlara indirmişti. Onları ödüllendirmiştir, yani umdukları ve çok arzu ettikleri Mekke'ye girmek ve canlarının hiç hoşlanmadığı halde geri dönmek yerine onları pek yakın bir fetihle, yani Mekke'nin fethi ile veya Hayber'in fethi ile ödüllendirmiştir. En doğrusunu Allah bilir.
Allah onları pek yakın bir fetihle ve elde edecekleri birçok ganimetle ödüllendirmiştir. Bu ilâhî beyanın işaret ettiği anlama dair farklı görüşler vardır. Bazıları burada sözü edilen yakın fetihten maksadın Hayber'in fethi ve Hayber ganimetleri olduğunu söyler. Onlar, Mekke'ye girmelerinin engellenmesine ve gayelerine varmaya mani olunmasına karşılık Hudeybiyede Hayber'in fethi ile ve Hayber ganimetlerine sahip olmakla müjdelenmişlerdi. Yahut konuyla ilgili rivayetlerde belirtildiği üzere bu müjde onlara Hudeybiyeden dönüş yolunda verilmişti. En doğrusunu Allah bilir. Bazıları da buradaki fetihten maksadın Mekke'nin fethi olduğunu söyler. Çünkü bu konudaki rivayetlerde ifade edildiği üzere onlar, Hudeybiyeden dönüş yolunda Mekke'nin fethi ile müjdelenmişlerdi. Bu mânaya göre burada ödüllendirdi anlamına gelen "esâbehum" (أَثَابَهُمْ) kelimesi, ödüllendirecek "yüsîbuhum" (يُثِيبُهُمْ) manasında kullanılmıştır. Mâzi bir fiilin geniş zaman mânasında kullanılması, dilbilim açısından mümkündür. Nitekim Cenâb-ı Hak da meâlen şöyle buyurmuştur. "Allah şöyle buyurdu: Ey Meryem oğlu Îsâ! İnsanlara sen mi dedin?..." Burada "Allah buyurdu" diye dili geçmiş zaman olarak kullanılan fiil, "buyuracak" mânasına gelmek üzere geniş zaman mânasında kullanılmıştır.
Allah onları pek yakın bir fetihle ödüllendirmiştir. Bu beyanın Bizans ve İran'ın fethi mânasına gelmesi de mümkündür. Çünkü müminlere Hudeybiye'de Bizans ve İran'ın fethi müjdesinin verildiği de rivayet edilmiştir. Şu âyet-i kerîme buna işaret etmektedir: "O gün müminlerin Allah'ın kendilerine yardım etmesi vesilesiyle sevinecekler". En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Meğânime (مَغَانِمَ)
İbn Fâris, kelimenin "ğ-n-m" kökünden geldiğini, asıl anlamının herhangi bir meşakkat ve zorluk çekmeden elde edilen kazanç, ganimet ve başıboş bulunmuş koyun (ğanem) sürüsü olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin savaş yoluyla veya başka bir meşru yolla düşmandan ele geçirilen her türlü serveti kapsadığını, ayette çoğul (meğânim) formunda kullanılmasının elde edilecek servetin çeşitliliğine ve bolluğuna işaret ettiğini kaydeder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bağlamsal olarak bu kelimenin, Hudeybiye Antlaşması'nın hemen ardından gerçekleşen Hayber seferinden elde edilecek olan ve Müslümanların o güne dek yaşadığı ekonomik darlığı tamamen ortadan kaldıracak muazzam savaş gelirlerini semantik olarak müjdelediğini vurgular.
Kesîraten (كَثِيرَةً)
İbn Fâris, kelimenin "k-s-r" kökünden türediğini, temel anlamının azlığın (kıllet) tam zıddı olarak büyüklük, bolluk, yoğunluk ve çokluk olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu sıfatın nicelik veya miktar bakımından büyük bir hacmi nitelediğini ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin ayette "meğânim" kelimesini niteleyerek, Hudeybiye'de ölüm tehlikesi karşısında sergilenen eşsiz sabrın ve bedevilerin aksine gösterilen sadakatin, ilahi adalet gereği sadece manevi bir hoşnutlukla değil, yeryüzünde eşine az rastlanır devasa bir maddi ödülle de taçlandırılacağını linguistik olarak pekiştirdiğini belirtir.
Ye'huzûnehâ (يَأْخُذُونَهَا)
İbn Fâris, kelimenin "e-h-z" köküne dayandığını, asıl anlamının bir şeyi kendi eline almak, ele geçirmek, tutmak ve kabullenmek olduğunu kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "ahz" kavramının kişinin bir şeyi kendi gücü, iradesi ve tasarrufu altına alması manasına geldiğini belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, fiilin muzari (şimdiki/geniş zaman) kipiyle ve etken yapıda kullanılmasının; bu ganimetlerin inananlara pasif bir şekilde gökten indirilmediğini, bilakis onların bizzat savaş meydanında aktif bir eylem, liyakat ve mücadele ile bu serveti "ele geçireceklerini" gösteren, o anı zihinlerde canlı tutan bir dilbilimsel tasvir olduğunu ifade eder.
Kâne (كَانَ)
İbn Fâris, kelimenin "k-v-n" kökünden geldiğini, temel anlamının varlık, meydana gelme ve var olma (kevn) durumu olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin Allah'ın sıfatlarıyla birlikte kullanıldığında sıradan bir geçmiş zaman (oldu ve bitti) anlamı taşımadığını; bilakis Allah'ın zatından hiçbir zaman ayrılmayan, başlangıcı ve sonu olmayan ezeli ve ebedi bir vasfı, kalıcı bir durumu nitelediğini ifade eder.
Allâhu (اللَّهُ)
Arthur Jeffery, kelimenin etimolojik kökeni üzerine yaptığı filolojik çalışmalarda, Arapça "el-ilah" (tapılan varlık) tamlamasından türediği yönündeki klasik görüşün yanı sıra, kelimenin Aramice ve Süryanicedeki "Alaha" formundan Arapçaya intikal etmiş olabileceği ihtimalini tarihsel verilerle tartışır. Theodor Nöldeke, bu ismin İslam öncesi dönemde de Arabistan'da bilindiğini epigrafik bulgularla destekler ve kelimenin zamanla fonetik bir kaynaşma yaşayarak mutlak özel isim formunu aldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin "e-l-h" kökünden geldiğini ve itaatin, sığınmanın, mutlak kulluğun yegâne merciini ifade ettiğini kaydeder.
Azîzâ (عَزِيزًا)
İbn Fâris, kelimenin temelinin "a-z-z" kökü olduğunu, bu kökün güç, kuvvet, üstünlük sağlama ve mağlup edilemezlik anlamları taşıdığını kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "izzet" kavramını insanın veya herhangi bir gücün O'nu mağlup etmesini engelleyen mutlak yenilmezlik durumu olarak açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik dünyasında "aziz" sıfatının, kendisine karşı konulamayan, mutlak surette boyun eğdiren ve dilediğine üstünlük veren ezici bir otoriteyi temsil ettiğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bağlamsal olarak bu sıfatın, Hudeybiye'de zahiren zayıf ve tavizkâr görünen Müslümanlara Hayber'de muazzam bir askeri üstünlük ve ganimet vererek, Allah'ın kendi gücünü (izzetini) tarihsel düzlemde inkârcılara ve münafıklara ispatlamasını nitelediğini belirtir.
Hakîmâ (حَكِيمًا)
İbn Fâris, "h-k-m" kökünün temelinde engellemek, gem vurmak ve her şeyi yerli yerine koyarak adaletten sapmayı önlemek anlamı bulunduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, hikmetin bir şeyi en doğru yere, en isabetli ve kusursuz şekilde yerleştirmek olduğunu kaydeder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin sonunda "Azîz" sıfatının hemen ardından bu ismin gelmesinin son derece kritik olduğunu; Allah'ın bu ganimetleri dilediğine verebilecek mutlak bir gücü (İzzet) bulunmasına rağmen, bu gücü gelişigüzel kullanmadığını; o büyük serveti tam da hak edenlere, yani sabredenlere ve biat edenlere nasip ederek eşsiz bir bilgelik, ince bir strateji ve üstün bir adalet (Hikmet) sergilediğini linguistik bir bütünlük içinde vurgular.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla