بَلْ ظَنَنْتُمْ اَنْ لَنْ يَنْقَلِبَ الرَّسُولُ وَالْمُؤْمِنُونَ اِلٰٓى اَهْل۪يهِمْ اَبَداً وَزُيِّنَ ذٰلِكَ ف۪ي قُلُوبِكُمْ وَظَنَنْتُمْ ظَنَّ السَّوْءِۚ وَكُنْتُمْ قَوْماً بُوراً
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Fetih Sûresi, 12. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: fetih suresi, kötü kavim, fetih suresi 12. ayet, fetih 12, geri dönmeme, helak, kötü zan, kalp, kavim, topluluk, halk, resul
-
"Tam aksine siz, resûlün ve müminlerin artık ailelerine hiç dönemeyeceklerini sandınız, bu gönlünüze hoş geldi. Kötü zanna kapıldınız ve kaybedenler siz oldunuz!"
Tam aksine siz, resûlün ve müminlerin artık ailelerine hiç dönemeyeceklerini sandınız. Şöyle bir soru sorulabilir: Burada Hudeybiye seferi kastedildiğine göre onları, Resûlullahın (s.a.) ve müminlerin artık ailelerine hiç dönemeyecekleri kanaatine götüren ne idi? Müfessirler, bu olayın Hudeybiye seferinde vuku bulduğunu belirtirler. Halbuki bu sefere müslümanlar savaş maksadıyla değil, umre ibadetini yerine getirmek için çıkmışlardı. Böyle iken onlarda, hiçbirinin geri dönemeyeceği ve hepsinin helâk olacağı kanaati nasıl uyandı? Bilindiği üzere Mekkeliler, hac ve umre niyetiyle diğer memleketlerden gelen hiç kimseye engel olmuyorlardı.
Buna şu cevap verilir: Çünkü münafıklar, Mekkelilere bir mektup göndermişler; Resûlullah (s.a.) ve ashabı (r.a.) hac ve Beytullah'ı ziyaret için size geliyorlar diye haber vermişlerdi. Bunun üzerine müşrikler de onların Mekke'ye girmelerine müsaade etmeyiz, aksine onlarla savaşırız ve onları Mekke'ye sokmayız, demişlerdi. Durum böyle olunca, onların da sözünü ettiğimiz o kanaate varmış olmaları mümkündür. Fakat durum bundan farklı ise o zaman müfessirlerin, onlarda bu kanaatin oluşmasının Hudeybiye seferi ile alakalı olduğu görüşünde birleşmeleri ihtimali doğru olmaz. En doğrusunu Allah bilir.
Kötü zanna kapıldınız. Yani Resûlullah'ın (s.a.) ve ashabının ailelerine dönemeyecekleri şeklinde kötü bir kanaate vardınız. Bu cümlenin, Cenâb-ı Hak, peygamberine yardımcı olmayacak ve destek vermeyecek şeklinde Allah hakkında kötü bir zanna kapıldınız, mânasına gelmesi de muhtemeldir.
Kaybedenler siz oldunuz! Bazıları şöyle dedi: Buradaki "bûran" (بُورًا) kelimesi, helâk olmak mânasına gelir. Yani siz, helâke mahkûm bir kavimsiniz. Onların münafık olarak ölmeleri de bu görüşün delilidir. Hasan-ı Basrî şöyle dedi: Kaybedenler siz oldunuz cümlesi, siz bozgunculuk yapanlar oldunuz ve sizde hiç hayır yoktur, demektir. İbn Abbâs (r.a.) da aynı şeyi söyler: "Bûr" kelimesi, fasit anlamına gelir. Bazıları da "bûr" kelimesi Arapçada, yok hükmünde olmak mânasına gelir. İbn Kuteybe de "bûr" helâk olmak demektir, dedi.
Yorumu Yorumla
-
Zanentum (ظَنَنْتُمْ)
İbn Fâris, kelimenin "z-n-n" kökünden geldiğini, yakîn (kesin bilgi) ile şüphe arasında kalan, netliğe kavuşmamış zihinsel bir durumu ve tahmini ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, zan kavramının bazı işaret ve emarelere dayanarak oluşan bir inanç olduğunu, ayetin bağlamında geride kalan bedevilerin, Müslümanların sayıca ve silahça üstün olan Mekkeli müşrikler karşısında mutlak bir yenilgiye uğrayıp tamamen yok edileceklerine dair temelsiz ve art niyetli beklentilerini anlattığını kaydeder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik alanında "zan" kavramının "yakîn" (hakikat/kesinlik) kavramının ontolojik ve epistemolojik zıddı olarak konumlandırıldığını; bedevilerin ilahi vaade güvenmek yerine sadece maddi güç dengelerine bakarak tahminde bulunmalarının, onların imanlarındaki derin kırılmayı ve ahlaki çöküşü sembolize ettiğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bağlamsal olarak bu zannın sıradan bir korku veya endişe değil, peygamberin ve ashabının Mekke'de kılıçtan geçirilmesini bekleyen ve buna göre siyasi pozisyon alan pragmatist bir taşra kurnazlığı olduğunu linguistik olarak vurgular.
Yenkalibe (يَنْقَلِبَ)
İbn Fâris, kelimenin "k-l-b" kökünden türediğini, asıl anlamının bir şeyi tersyüz etmek, bir halden başka bir hale geçmek ve geri dönmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "inkılâb" kavramının kişinin geldiği yere, başlangıç noktasına geri dönmesi manasına geldiğini, ayet bağlamında peygamberin ve ona inananların Medine'ye, kendi yurtlarına sağ salim dönüş yapmalarını nitelediğini kaydeder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin morfolojik yapısına (infial babı) dikkat çekerek, bu dönüşün sıradan bir geri dönüş olmadığını, bedevilerin zihninde Müslümanların seferden tam bir bütünlük içinde, canlı olarak evlerine dönmelerinin imkânsız (inkılâb edemeyecekleri) bir ihtimal olarak kurgulandığını ifade eder.
Ehlîhim (أَهْلِيهِمْ)
İbn Fâris, kelimenin "e-h-l" köküne dayandığını, aynı mekânı, aynı soyu veya aynı inancı paylaşan, aralarında güçlü bir bağ bulunan insan topluluklarını ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ehl kavramının kişinin ailesini, eşini, çocuklarını ve hane halkını tanımladığını, ayetteki kullanımıyla bedevilerin beklentisinin trajik boyutunun vurgulandığını; Müslümanların tamamen kılıçtan geçirilip geride kalan ailelerinin sahipsiz bırakılacağı yönündeki korkunç senaryoyu zihinlerinde meşrulaştırdıklarını kaydeder.
Ebedâ (أَبَدًا)
İbn Fâris, "e-b-d" kökünün temelinde uzun süreli zaman, kesintisizlik ve sonu gelmezlik anlamı bulunduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ebed kavramının hiçbir şekilde kesintiye uğramayacak mutlak bir zaman dilimini nitelediğini, ayette bedevilerin beklentisindeki kesinliği ve umutsuzluğu pekiştirmek üzere kullanılarak "hiçbir zaman, asla" manasında Müslümanların mutlak yok oluşuna duydukları hastalıklı inancı ifade ettiğini kaydeder. Arthur Jeffery, kelimenin Arapça dil yapısında yerleşik olmakla birlikte, mutlak ve eskatolojik bir zaman bildiren bu kavramın Süryanicedeki "abad" (sonsuz zaman, ebediyet) kelimesiyle Sami dilleri ailesinde ortak bir dini-semantik kökenden beslendiğini filolojik verilerle tartışır.
Zuyyine (زُيِّنَ)
İbn Fâris, "z-y-n" kökünün güzellik, süs, bezek ve bir şeyi hoşa gidecek hale getirmek anlamları taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, tezyin kavramının bir şeyi gerçekte olduğundan daha çekici ve makul göstermek olduğunu; ayette edilgen (meçhul) formda kullanılarak, bedevilerin kalbindeki korkaklığın ve şeytani vesveselerin onlara "mantıklı bir tedbir" gibi süslü gösterildiğini ifade eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin Kur'an'daki psikolojik derinliğini analiz ederek, insanın kendi ahlaki zaaflarını ve ihanetlerini rasyonalize etme sürecini anlattığını; bedevilerin savaştan kaçma eylemini bir ihanet olarak değil, kendilerini haklı çıkaracak süslü bir hayatta kalma stratejisi olarak algılamaya başladıklarını semantik bir tahlille ortaya koyar.
Kulûbikum (قُلُوبِكُمْ)
İbn Fâris, kelimenin "k-l-b" kökünden geldiğini, asıl anlamının bir şeyi tersyüz etmek, çevirmek ve sürekli değişim halinde olmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, insan kalbine duygu ve düşüncelerinin sürekli yer değiştirmesi sebebiyle bu ismin verildiğini ifade eder; bağlam içinde bedevilerin kalplerinin şeytani fısıltılar ve dünyevi korkularla manipüle edilerek, gerçeği algılama yetisini kaybettiğini ve asılsız beklentilerin bu merkeze yerleştiğini kaydeder.
Zanne (ظَنَّ)
İbn Fâris, "z-n-n" kökünün kesin olmayan, ihtimallere dayanan bilgi veya sanı anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin burada isim formunda kullanılarak, bedevilerin taşıdığı zihinsel sapmanın kalıcı bir karaktere dönüştüğünü vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayette bu kelimenin mutlak meful (pekiştirici nesne) konumunda "ظَنَنْتُمْ ظَنَّ" şeklinde kullanılmasının, bedevilerin içindeki kuruntunun sıradan bir şüphe olmadığını; son derece köklü, şiddetli, ısrarlı ve bütün zihinsel melekelerini esir almış habis bir önyargı olduğunu linguistik olarak ispatladığını belirtir.
Es-Sev'i (السَّوْءِ)
İbn Fâris, "s-v-e" kökünün çirkinlik, kötülük, zarar ve insanı kedere boğan her türlü musibet manalarına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin insanın hem fizyolojik hem de psikolojik olarak rahatsızlık duyduğu karanlık ve yıkıcı durumları kapsadığını, ayette bedevilerin beklentisinin "kötü zan" (zanne's-sev') olarak nitelendirilmesinin, onların İslam toplumunun felaketini arzulayan son derece ahlaksız ve çirkin bir niyet taşıdıklarını gösterdiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın değerler sisteminde bu kavramın mutlak şerri, ahlaki yozlaşmayı ve ilahi düzene karşıtlığı temsil ettiğini; bedevilerin zihniyetinin sadece bir hata değil, ontolojik bir kötülük (sev') ürettiğini semantik olarak analiz eder.
Kavmen (قَوْمًا)
İbn Fâris, kelimenin "k-v-m" kökünden türediğini, asıl anlamının ayağa kalkmak, dik durmak ve bir işe girişmek olduğunu; birlikte hareket eden, aynı amaç uğruna ayaklanan insan topluluklarına bu isim verildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kavim kelimesinin aralarında sosyal, siyasi veya kan bağı bulunan, ortak bir karakter veya kader paylaşan zümreyi tanımladığını, ayette bedevilerin bireysel hatalarından öte toplumsal bir çürümüşlük vakası olarak ele alındığını kaydeder.
Bûrâ (بُورًا)
İbn Fâris, kelimenin "b-v-r" köküne dayandığını, temel anlamının helak olmak, yok olmak, yozlaşmak ve hiçbir işe yaramamak olduğunu belirtir; ekime elverişli olmayan, hiçbir ürün vermeyen ölü ve çorak arazilere (bâir) bu yüzden bu ismin verildiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "bûr" kavramının ruhen ve ahlaken tamamen iflas etmiş, hiçbir hayır ve iyilik üretemeyen, dolayısıyla mutlak bir yıkıma ve helaka mahkum olmuş toplulukları nitelediğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, kelimenin semantik tahlilinde tarımsal bir metaforun ahlaki bir çöküşü anlatmak için kullanıldığına dikkat çeker; tıpkı ölü bir toprağın tohumu yeşertememesi gibi, nifak ve kötü zanla kirlenmiş bedevi kalplerinin de imanı yeşertemediğini, ontolojik olarak "değersiz ve işe yaramaz" hale geldiklerini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bağlamsal olarak bu kelimenin, bedevilerin savaştan kaçarak canlarını kurtardıklarını sanmalarına karşılık, aslında ilahi nazar da "bütünüyle ziyan olmuş, ruhsuz ve bitik bir güruh" statüsüne düştüklerini linguistik ve teolojik bir dille ilan ettiğini belirtir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla