اِنَّٓا اَرْسَلْنَاكَ شَاهِداً وَمُبَشِّراً وَنَذ۪يراًۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Fetih Sûresi, 8. Ayet
Daralt
X
-
"Biz seni, şahit, müjdeci ve uyarıcı olarak göndermişizdir."
Buradaki şahit kelimesi, Allah'a ve insanların birbirlerine karşı durumlarına şahit olasın diye mânasına gelir. Bu yoruma göre şahit kelimesi açıklayan anlamına gelir; yani Allah'ın hakkını ve insanların birbirlerine karşı haklarını açıklaman için demektir. Bu, Ebû Bekir el-Esamm'ın görüşüdür. Bazıları şöyle dedi: Peygamberlerin tebliğlerini kabul edenlere ve kabul etmeyip reddedenlere şahit olarak gönderdik mânasına gelir. Bu yoruma göre şahit kelimesi, gerçekten şahitlik yapmak anlamına gelir. En doğrusunu Allah bilir. Bazıları da şöyle söyledi: Biz seni ümmetine, peygamberlerin tebliğ ettiklerine ve sözünü ettiğimiz kişilere şahit olarak gönderdik. En doğrusunu Allah bilir.
Müjdeci ve uyarıcı olarak. Müjdelemek, iyiliklerin ve güzelliklerin âkıbetini hatırlatmak, özendirmek amacıyla onların hallerini haber vermek ve bunları yapanların nereye gideceklerini bildirmek demektir. Korkutmak ise kötülük ve çirkinliğin akıbetini hatırlatmak, sakındırmak amacıyla onların ahvalini haber vermek ve bunları yapanların nereye gideceklerini bildirmek anlamına gelir. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Erselnâke (أَرْسَلْنَاكَ)
İbn Fâris, kelimenin "r-s-l" kökünden geldiğini, bu kökün temel anlamının bir şeyi yumuşaklıkla ve serbestçe ileri doğru göndermek, bir vazife ile yola çıkarmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "risâlet" kavramının bir mesajı veya görevi iletmek üzere bir elçi tayin etmek anlamına geldiğini, ayet bağlamında peygamberin sıradan bir elçi gibi değil, ilahi bir irade ve hususi bir misyonla insanlığa gönderilişini ifade ettiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik dünyasında gönderme (irsal) fiilinin, aşkın olan ilahi alan ile yatay insanlık alanı arasında kesintisiz bir iletişim kanalı açmak, vahyin taşıyıcısını tarihsel bir aktör olarak sahneye sürmek şeklinde ontolojik bir anlama sahip olduğunu analiz eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, bağlamsal olarak bu fiilin, peygamberin Hudeybiye sürecindeki kararlarının şahsi hevesler değil, bizzat kendisini "gönderen" makamın yönlendirmesiyle şekillenen ilahi bir projenin parçası olduğunu linguistik olarak vurguladığını belirtir.
Şâhiden (شَاهِدًا)
İbn Fâris, kelimenin "ş-h-d" köküne dayandığını, asıl anlamının bizzat orada bulunmak, hazır olmak, kesin bilgiyle görmek ve tanıklık etmek olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, şahitlik kavramının hem gözle müşahede etmeyi hem de kalpteki kesin inançla doğrulamayı kapsadığını, ayette peygamberin ümmetinin amellerine, Hudeybiye'de gösterilen sadakate ve inkarcıların inatlarına bizzat tanık olan bir gözlemci konumunda olduğunu kaydeder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin semantik örgüsünde şahitliğin sadece pasif bir izleme olmadığını, tebliğ edilen mesajın sorumluluğunu üstlenen, tarihsel ve eskatolojik (ahiret boyutlu) bir şuurla gerçeği tescilleyen aktif bir duruşu temsil ettiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bağlamsal olarak bu sıfatın, peygamberin kendi dönemindeki inananların samimiyetine (Rıdvan Biatı) ve münafıkların ikiyüzlülüğüne dair ilahi mahkemede sunulacak en sağlam hukuki ve manevi referans noktası olduğunu ifade eder.
Mubeşşiran (مُبَشِّرًا)
İbn Fâris, kelimenin "b-ş-r" kökünden türediğini, kökün asıl anlamının insan derisi (beşere) olduğunu, sevindirici ve müjdeli bir haberin insanın yüzünde ve derisinde meydana getirdiği aydınlık ve değişim sebebiyle bu fiile "tebşir" denildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin muhataba mutluluk ve ferahlık veren haberi iletmek olduğunu, ayette peygamberin müminlere Allah'ın rızasını, yaklaşan fetihleri ve ahiretteki cennet nimetlerini müjdeleyen bir elçi olarak nitelendirildiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, Kur'an kelime dağarcığında müjdeleyici vasfının, ilahi merhametin (rahmet) bir tecellisi olarak inananların kalbindeki umudu diri tutan, onlara zorluklar karşısında direnme gücü veren temel bir iletişim stratejisi olduğunu semantik olarak analiz eder.
Nezîrâ (نَذِيرًا)
İbn Fâris, kelimenin "n-z-r" kökünden geldiğini, temel anlamının bir kişiyi ileride karşılaşabileceği tehlikeli veya korkutucu bir duruma karşı önceden uyarmak, sakındırmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "inzâr" kavramının sadece kuru bir korkutma olmadığını, içinde bilgi ve şefkat barındıran, kişiyi yanlış yoldan döndürme gayesi taşıyan bir ikaz olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin "müjdeleyici" sıfatının diyalektik karşıtı olduğunu, ilahi adaletin bir gereği olarak inkarcıları, münafıkları ve ilahi düzene isyan edenleri eylemlerinin kozmik ve uhrevi sonuçlarıyla yüzleştiren bir tehdit dilini sembolize ettiğini kaydeder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin bağlamında bu uyarının sadece soyut bir cehennem tasviri olmadığını, Hudeybiye sürecinde İslam toplumunu zayıflatmaya çalışan müşrik ve münafıkların dünyevi hüsranlarını ve maruz kalacakları ilahi gazabı da kapsayan sosyopolitik bir ihtar niteliği taşıdığını belirtir.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla