Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Fetih Sûresi, 7. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Fetih Sûresi, 7. Ayet

    وَلِلّٰهِ جُنُودُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَز۪يزاً حَك۪يماً​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Veli(A)llâhi cunûdu-ssemâvâti vel-ard(i)(c) ve kâna(A)llâhu ‘azîzen hakîmâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Göklerin ve yerin askerleri yalnızca Allah'a aittir; O sonsuz güç ve hikmet sahibidir."

      Cenab-ı Hak, önce geçen âyetlerin peşinden kendisinin Aziz ve Hakim olduğunu, yani sonsuz güç ve hikmet sahibi olduğunu söylemektedir. Bunu da O'nun sahip olduğu sonsuz gücü, göklerin ve yerin orduları sayesinde kazanmadığı, O'nun zatından dolayı Aziz olduğu ve izzetinin de zati ve ezeli olduğu bilinsin diye söylemektedir. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Cunûdu (جُنُودُ)

        İbn Fâris, kelimenin "c-n-d" kökünden geldiğini, bu kökün toplanmış kalabalık, engebeli arazi ve ordu manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "cünd" kelimesinin belli bir amaç için seferber edilmiş askeri veya örgütlü güçleri ifade ettiğini, ayetin bağlamında Allah'ın evrendeki mutlak hakimiyetini sağlayan görünür ve görünmez tüm doğa güçlerini, melekleri ve kozmik unsurları nitelediğini kaydeder. Arthur Jeffery, kelimenin köken olarak Orta Farsça (Pehlevice) "gund" (askeri birlik, ordu) kelimesinden Süryaniceye "gundā", ardından da Arapçaya geçtiğini dilbilimsel verilerle açıklar. El-Cevâlîkî de bu kelimenin Farsça kökenli olup Arapçaya yerleşmiş kelimelerden (muarreb) olduğunu eserinde zikreder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bağlamsal olarak Hudeybiye sonrasında müminlere yardım eden ve müşrikleri psikolojik bir çöküntüye uğratan ilahi iradenin, yerdeki ve gökteki tüm güçleri kendi stratejisi doğrultusunda bir "ordu" gibi sevk ve idare ettiğini linguistik olarak vurgular.

        Es-Semâvâti (السَّمَاوَاتِ)

        İbn Fâris, kelimenin "s-m-v" kökünden türediğini, temel anlamının yükseklik, yücelik ve üstte olmak olduğunu belirtir; bir şeyin üzerinde yer alan ve onu örten her şeye "semâ" denildiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin gökler manasına geldiğini, fiziksel atmosferin ötesinde ulvi ve aşkın alemleri ifade ettiğini, ayette yeryüzüyle birlikte zikredilerek evrenin bütünselliğine ve ilahi otoritenin sınır tanımazlığına işaret ettiğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin etimolojik olarak Sami dillerindeki ortak kullanımına dikkat çeker; İbranice "shamayim" ve Süryanice "shmayyā" formlarıyla akraba olduğunu filolojik kanıtlarla ortaya koyar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ontolojik yapısında göklerin, ilahi emirlerin neşet ettiği ve kozmik orduların konuşlandığı mutlak aşkınlık alanı olarak semantik bir analizle ele alınması gerektiğini ifade eder.

        El-Ardı (الْأَرْضِ)

        İbn Fâris, "e-r-d" kökünün alçaklık, aşağıda olma ve yayılmışlık anlamları taşıdığını, yüksekliğin (semâ) tam zıddı olarak ayak basılan yeryüzünü tanımladığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin insanın üzerinde yaşadığı, hareket ettiği ve sınandığı fiziksel mekanı anlattığını, ayetteki kullanımıyla yerdeki tüm canlı-cansız varlıkların ve doğal süreçlerin ilahi orduların bir parçası olabileceğini kaydeder. Arthur Jeffery, bu ismin İbranice "eretz" ve Aramice "ar'ā" gibi diğer Sami dillerinde de yeryüzü anlamına gelen köklerle doğrudan akraba olduğunu tarihsel dilbilim bağlamında açıklar.

        Azîzâ (عَزِيزًا)

        İbn Fâris, kelimenin temelinin "a-z-z" kökü olduğunu, bu kökün güç, kuvvet, üstünlük sağlama ve mağlup edilemezlik anlamları taşıdığını kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "izzet" kavramını hiçbir gücün karşı koyamayacağı mutlak bir yenilmezlik durumu olarak açıklar; ayetteki kullanımıyla Allah'ın göklerdeki ve yerdeki ordularını harekete geçirdiğinde O'nun iradesini engelleyebilecek hiçbir otoritenin bulunmadığını ifade ettiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an kelime dağarcığında "aziz" sıfatının mutlak surette boyun eğdiren, dilediğine yardım edip dilediğini cezalandırmaya muktedir olan ezici bir gücü temsil ettiğini analiz eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu sıfatın bağlamsal olarak Hudeybiye sürecinde İslam karşıtlarının planlarını altüst eden ve müminlere kimsenin öngöremediği bir yoldan üstünlük sağlayan ilahi kudreti nitelediğini belirtir.

        Hakîmâ (حَكِيمًا)

        İbn Fâris, "h-k-m" kökünün temelinde engellemek, gem vurmak ve her şeyi yerli yerine koyarak cehaletten veya karmaşadan alıkoymak anlamı bulunduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, hikmetin bir şeyi en doğru yere, en kusursuz ve isabetli şekilde yerleştirmek olduğunu kaydeder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin bağlamında bu sıfatın "Azîz" sıfatıyla birlikte kullanılmasının çok kritik olduğunu; Allah'ın evrendeki tüm ordulara hükmeden mutlak ve ezici bir gücü (İzzet) olmasına rağmen, bu gücü gelişigüzel, rastgele veya tiranvari değil, aksine eşsiz bir bilgelik, ince bir strateji ve üstün bir adaletle (Hikmet) kullandığını linguistik ve teolojik bir düzlemde ifade ettiğini vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X