وَيَنْصُرَكَ اللّٰهُ نَصْراً عَز۪يزاً
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Fetih Sûresi, 3. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: şanlı zafer, ilahi yardım, sekine, fetih suresi, iman artışı, fetih suresi 3. ayet, fetih 3, göklerin orduları, allah, aziz
-
"Allah'ın sana güçlü bir şekilde yardım etmesi için sana apaçık bir fetih ihsan ettik."
Bu ilahi beyan muhtemelen, düşmanlarına karşı sulh ve anlaşma yoluyla değil de onları kahretmek, zafer kazanmak ve galip gelmek yoluyla sana güçlü bir şekilde yardım etmesi için mânasına gelir. Müfessirlerin yorumuna göre güçlü bir şekilde yardım ifadesi, zillete düşürülemeyen ve rezil olmaya mahkum edilemeyen yardım mânasına gelir. Ayet-i kerîmenin zâhiri ise bu mânaya gelmemektedir, çünkü sana apaçık bir fetih ihsan ettik cümlesinden sonra senin geçmiş gelecek bütün günahını Allah'ın bağışlaması için buyurmaktadır; hayırlar ve güzellikler ise bağışlanmaya vesiledir. Dolayısıyla burada sözü edilen fetih ve bağışlamanın, müfessirlerin sözünü ettiği mânaya gelmemesi muhtemeldir, ancak şöyle denilebilir: Fetih sebepleri ortaya çıkınca müslümanlar Hz. Peygamber'e (s.a.) fethi, yani kâfirlerle savaşmayı ve benzeri konuları soruyorlardı. Bu hal, bağışlamaya vesile olan hayırlar cümlesindendir. Ancak burada Cenâb-ı Hak, sana apaçık bir fetih ihsan ettik cümlesiyle fethi kendi zatına nispet etmektedir; çünkü o sebepleri yaratan, cihat etme ve kâfirlerle savaşma fiilini vareden kendisidir. En doğrusunu Allah bilir. Cenâb-ı Hakk'ın burada fethi, onu bağışlamak amacı taşıyan bir eylem olarak belirtmiş olmasının sebebi, muhtemelen bâtıl ehlinin şüphelerini yok etmek içindi; çünkü "Sen bundan önce ne bir kitap okuyabiliyor ne de onu kendi elinle yazabiliyordun; öyle olsaydı gerçeği yok etmeye çalışanlar kuşkuya düşerlerdi" meâlindeki âyette ifade buyurduğu gibi eliyle bir yazı yazamayan ve okumayı da bilmeyen birini elçi olarak seçmişti.
Sonra, onu böyle yapmakla birlikte, yaratılan bütün filozofların ve geçmiş Ehl-i Kitab'ın da ona indirilen kitabın muhtevasını bilmek ve onun kendilerine elçi gönderildiğini anlamak için ona daha çok muhtaç idiler. Buna göre Allah sanki şöyle buyurmaktadır: Biz sana nübüvveti, hikmeti, çeşitli ilimleri, hayırları ve güzellikleri verdik. Allah'ın seni bağışlaması için. Yani bu sayılanları yalnızca seni bağışlamak, sana verdiği nübüvvet ve hikmet nimetini tamamlamak, dinini bütün dinlere galip kılmak, seni en doğru yola iletmek ve güçlü bir şekilde yardım etmek için bir fetih ihsan etti. Cenâb-ı Hak bahsettiğimiz bu lütufları kendisine vermişti; bütün bunlar da güçlü bir yardım idi. En doğrusunu Allah bilir. Allah müminleri en doğru yola iletmiş ve onlara güçlü bir yardımda bulunmuştu; yani sözünü ettiği lütufları sana ümmetin için vermişti, onları bağışlamak, nimetini tamamlamak, kendilerini doğru yola iletmek ve onlara güçlü bir yardımda bulunmak için; yani onları dünya hayatlarında da ölümden sonra âhiret hayatlarında da aziz kılmak için vermişti. En doğrusunu Allah bilir.
İnsanlardan bazıları şöyle der: Şanı yüce olan Allah, resülünü (salât ve selâm ona olsun) başlangıçta korku ile imtihan etmişti; Hz. Peygamber (s.a.) "Ben, bana ve size ne yapılacağını bilemem" dediğinde şiddetli bir korku duymuştu, Cenâb-ı Hak da bunun arkasından senin geçmiş gelecek bütün günahını Allah'ın bağışlaması... için sana apaçık bir fetih ihsan ettik meâlindeki âyeti indirmişti. Bunun üzerine de Resûlullah (s.a.) şöyle söylemişti: "Bana, yeryüzünde olan her şeyden daha çok sevdiğim bir âyet indirildi". Sonra da bu âyeti okumuştu. İnsanlar da; kutlarız, mübarek olsun ey Allah'ın elçisi, dediler; Allah sana ne yapacağını açıkladı, fakat bize ne yapacağını açıklamadı. Bunun üzerine de Allah; "Mümin erkekleri ve mümin kadınları cennetlere sokmak için..." meâlindeki âyeti indirmişti. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Yansurake (يَنْصُرَكَ)
İbn Fâris, bu kelimenin kökünün "n-s-r" olduğunu, temel anlamının birine destek vermek, yardım etmek ve onu zafere ulaştırmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "nasr" kavramını bir düşmana karşı verilen üstünlük ve yardım olarak tanımlar; ayetteki bağlamıyla bu fiilin, Allah'ın peygamberine yönelik doğrudan, aktif ve karşı konulamaz desteğini ifade ettiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik yapısında "nasr" kavramının genellikle ilahi müdahale ile ilişkilendirildiğini, beşeri güçlerin tıkandığı noktada tarihi süreci veya bir çatışmayı inananlar lehine çeviren kesin bir yardımı sembolize ettiğini analiz eder.
Allâhu (اللَّهُ)
Arthur Jeffery, kelimenin kökeni üzerine yaptığı filolojik incelemelerde, Arapça "el-ilah" (tapılan varlık) tamlamasından türediği görüşünün yanı sıra, kelimenin Aramice veya Süryanicedeki "Alaha" formundan Arapçaya geçmiş olabileceği ihtimalini tarihsel ve dilbilimsel kanıtlarla tartışır. Theodor Nöldeke, bu ismin İslam öncesi dönemde de Arabistan'da bilindiğini epigrafik bulgularla destekler ve kelimenin fonetik olarak "el-ilah" kullanımından zamanla kaynaşarak özel isim formunu aldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin "e-l-h" kökünden geldiğini ve kulluğun, ibadetin tek merciini ifade eden mutlak özel isim olduğunu kaydeder.
Nasran (نَصْرًا)
İbn Fâris, fiil haliyle aynı "n-s-r" kökünden gelen bu ismin, yardım eyleminin bizzat kendisini ve mutlak bir zaferi ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin ayette meful-u mutlak (pekiştirici nesne) olarak kullanıldığını, sıradan bir yardımı değil, büyüklüğü ve şiddeti vurgulanan, şüphe götürmez bir ilahi müdahaleyi isimleştirdiğini ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin nekra (belirsiz) formda gelmesinin onun azametine ve eşsizliğine işaret ettiğini, bu yardımın insan tasavvurunun ötesinde, her türlü beklentiyi aşan görkemli bir ilahi destek olduğunu belirtir.
Azîzâ (عَزِيزًا)
İbn Fâris, kelimenin temelinin "a-z-z" kökü olduğunu, bu kökün güç, kuvvet, üstünlük sağlama, yenilmezlik ve eşine az rastlanır olma anlamları taşıdığını kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "izzet" kavramını insanın mağlup edilmesini engelleyen yenilmez bir durum olarak açıklar; ayetteki "aziz" sıfatının yardıma ve zafere atfedilerek, elde edilen bu kazanımın hiçbir güç tarafından geri alınamayacak, sarsılamayacak derecede sağlam ve onurlu olduğunu vurguladığını belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an kelime dağarcığında "aziz" sıfatının mutlak surette boyun eğdiren ve asla karşı konulamayan bir gücü temsil ettiğini, buradaki ilahi yardımın düşmanı tamamen aciz bırakan bir nitelikte olduğunu analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bağlamsal olarak bu sıfatın Hudeybiye Antlaşması ile elde edilen kazanımların müşrikler tarafından engellenemeyecek kadar güçlü bir siyasi ve diplomatik üstünlük olduğunu, Müslümanlara geri döndürülemez bir prestij sağladığını ifade eder.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla