لِيَغْفِرَ لَكَ اللّٰهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِكَ وَمَا تَاَخَّرَ وَيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكَ وَيَهْدِيَكَ صِرَاطاً مُسْتَق۪يماًۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Fetih Sûresi, 2. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: fetih 2, bağışlanma, fetih suresi, fetih suresi 2. ayet, apaçık fetih, doğru yol, nimetin tamamlanması, allah, hidayet, mağfiret
-
"Senin geçmiş gelecek bütün günahını Allah'ın bağışlaması, sana nimetini eksiksiz vermesi, seni dosdoğru yolda yürütmesi için..."
Peygamberlerin Günahları
Senin geçmiş gelecek bütün günahını Allah'ın bağışlaması için. Bu beyan iki mânaya gelir. Birincisi, Hz. Peygamber'in günahlarını ifade eder, yani burada Allah onun günahlarını bağışladığını haber vermektedir. Ancak bizim, Hz. Peygamber'in günahlarını araştırmamız ve onun ne günah işlediğini ve hangi kusuru yaptığını tespit etmeye çalışmamız caiz değildir. Çünkü onun kusurlarını araştırmak, onun şahsında eksiklik aramayı gerektiren davranışlardandır, dolayısıyla böyle bir araştırmaya koyulanın küfre düşmesinden korkulur. Sonra Resûlullah'ın (s.a.) ve diğer peygamberlerin günahları bizim günahlarımıza benzemez, çünkü onların işlediği günah, mübah olan bir fiili yapmak konumunda bulunur, ancak onlara yine de bu yasaklanmıştır. En doğrusunu Allah bilir. Senin geçmiş gelecek bütün günahını Allah'ın bağışlaması için meâlindeki beyan, onun günahlarını işin başında affetmiştir, yani onu günah işlemekten korumuştur mânasına gelmesi de mümkündür. Bu, dilbilim açısından caiz olan bir ifade tarzıdır. En doğrusunu Allah bilir.
İkincisi, burada Allah, onun ümmetinin günahlarını kastetmektedir, yani Allah ümmetinin günahlarını sana bağışlayacaktır mânasındadır. Bundan maksat da ümmetine şefaat etmesi ve ümmetini onunla, yani onun şefaatiyle bağışlamasıdır. Bu mânayı teyit eden şöyle bir hadis rivayet edilmiştir: "Müezzin için, sesinin ulaştığı yere kadarki insanlar bağışlanır". Yani Allah onun için insanlara şefaat eder. Buna göre senin için Allah bağışlar sözünün, onun şefaatiyle ümmetini bağışlar mânasına gelmesi de mümkündür. En doğrusunu Allah bilir.
Bazı müfessirlerin söylediği gibi senin geçmiş gelecek bütün günahını Allah'ın bağışlaması için meâlindeki âyet, ümmetinin günahlarını bağışlaması için mânasına da gelebilir; böylece her türlü hayrı, emniyeti ve kâfirlerin onları yok etmekten ümitlerini kesmesini sağlayarak onlara nimetlerini tam olarak vermiş olur.
Sana nimetini eksiksiz vermesi için. Bu beyandan maksat, muhtemelen sözünü ettiğimiz risâlet ve nübüvvet nimetini tamamlaması, Cenâb-ı Hakkın bahsettiği hayır kapılarını açması ile dünya ve âhiret hikmetini vermesidir. Yahut âhirette kendisine şefaat imkânı tanımasıdır. Veyahut onun dinini diğer bütün dinlere galip getirmesi ve kâfirlerin, müminlerin tekrar eski dinlerine döneceklerine dair olan ümitlerini tamamen bitirmesidir. Nitekim başka bir âyet-i kerîmede şöyle buyurmuştur: "Bugün sizin için dininizi kemâle erdirdim". En doğrusunu Allah bilir.
Seni dosdoğru yolda yürütmesi için. Bu cümle, açıklamaya ihtiyaç duymayacak kadar açıktır.
Yorumu Yorumla
-
Yagfira (يَغْفِرَ)
İbn Fâris bu kelimenin kökünün "ğ-f-r" olduğunu ve temel anlamının bir şeyi örtmek, gizlemek, koruma altına almak olduğunu belirtir. Ayet bağlamında bu kök, Allah'ın kulunun hatalarını cezalandırmaktan vazgeçerek üzerini örtmesi manasında kullanılmıştır. Râgıb el-İsfahânî "ğufrân" ve "mağfiret" kavramlarının, ilahi bir örtüyle kişiyi günahın cezasından korumak olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu fiili Kur'an'ın anlamsal alanında ilahi merhametin temel bir unsuru olarak inceler; kelimenin sadece bir affetme eylemini değil, insan zayıflığının sonuçlarına karşı koruyucu bir kalkan oluşturmayı ifade ettiğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayette geçen geçmiş ve gelecek günahların bağışlanması ifadesinin peygamberin reel günahlar işlediği anlamına gelmekten ziyade, ona ilahi koruma garantisi verildiğini ve Mekke dönemindeki sıkıntıların bertaraf edilerek önüne yepyeni, tertemiz bir sayfa açıldığını linguistik bağlamda vurgular.
Zenbike (ذَنْبِكَ)
İbn Fâris, kelimenin "z-n-b" kökünden geldiğini, bu kökün asıl anlamının "kuyruk" (zeneb) veya bir şeyin arkasından gelen, peşine takılan kısım olduğunu belirtir; buradan hareketle kelimenin, failini kötü bir sonuca veya cezaya sürükleyen eylemler için kullanıldığını açıklar. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin zarar ve vebal getiren her türlü eylemi kapsadığını, diğer günah ifade eden kelimelerden farklı olarak eylemin "kuyruğuna", yani nihai sonucuna odaklandığını kaydeder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, peygamberler bağlamında "zenb" kelimesinin kasıtlı bir isyan değil, "zelle" (ayak sürçmesi) veya ideal/evla olana aykırı düşen beşeri tercihler olarak etimolojik bir çerçeveye oturtulması gerektiğini belirtir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimeyi teolojik bir günah kavramından ziyade, peygamberin omuzlarındaki ağır yük, toplumla yaşadığı çatışmaların getirdiği sıkıntılar ve muhaliflerinin ona yüklediği suçlamalar olarak semantik bir analizle değerlendirir.
Yutimme (يُتِمَّ)
İbn Fâris, "t-m-m" kökünün bir şeyin eksiksiz olarak nihayetine ermesi, noksanlığın zıttı ve bütünlük anlamı taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "temâm" kavramının bir şeyin dışarıdan hiçbir ilaveye ihtiyaç duymayacak şekilde kendi içinde bütünlüğe ulaşması olduğunu, ayetteki bağlamıyla bu fiilin, başlayan ilahi yardım sürecinin ve zaferin kemale erdirilmesini ifade ettiğini kaydeder.
Ni'metehu (نِعْمَتَهُ)
İbn Fâris, "n-i-m" kökünün iyilik, refah, yumuşaklık ve hoşa giden hal manalarına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin zorluk ve meşakkatin zıttı olarak insanın fayda ve huzur bulduğu her türlü iyi durumu kapsadığını, ayetteki "ni'met"in ise Hudeybiye Barışı ile sağlanan güven ortamı, İslam'ın yayılması için elde edilen elverişli şartlar ve peygamberlik görevinin başarıya ulaşması olduğunu belirtir.
Yehdiyeke (يَهْدِيَكَ)
İbn Fâris, "h-d-y" kökünün temelinde birine yol göstermek, nazikçe ve lütufla hedefe yönlendirmek anlamı bulunduğunu kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, hidayet kavramının özünde "lütuf ve nezaketle kılavuzluk etmek" olduğunu, ayette bu fiilin peygamberi zaferden sonra da en doğru yöntemler üzerinde sabit kılmak ve ona dini tamamlama yolunda rehberlik etmeye devam etmek manası taşıdığını analiz eder.
Sırâtan (صِرَاطًا)
El-Cevâlîkî, bu kelimenin Arapça kökenli olmayıp dile dışarıdan girdiğini (muarreb), büyük ihtimalle Latince veya Aramice kökenli bir kelime olarak "geniş ve açık yol" anlamına geldiğini tespit eder. Arthur Jeffery, kelimenin etimolojik kökeninin Aramice "serṭā" kelimesine, oradan da Latince "strata" (döşenmiş/kaplanmış ana yol) kelimesine uzandığını filolojik kanıtlarla ortaya koyar. Râgıb el-İsfahânî, kelimeyi Arapça "s-r-t" (yutmak) köküyle irtibatlandırarak, geniş bir yolun yolcuları adeta yutarcasına içine almasından kinaye ile anayol manasında kullanıldığını ifade eder.
Mustekîmâ (مُسْتَقِيمًا)
İbn Fâris, "k-v-m" kökünün doğruluk, dik duruş ve istikrar anlamı taşıdığını, kelimenin sapma ve eğrilik barındırmayan bir durumu anlattığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin hiçbir pürüz, eğrilik veya sapma içermeyen, hedefe en kestirme ve güvenilir şekilde ulaştıran dosdoğru bir hat olduğunu, "sırât" kelimesiyle birleştiğinde hakikatten zerre kadar sapmayan ilahi yöntemi ve İslam davasını nitelediğini ifade eder.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla