اِنَّا فَتَحْنَا لَكَ فَتْحاً مُب۪يناًۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Fetih Sûresi, 1. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: apaçık fetih, doğru yol, nimetin tamamlanması, fetih suresi, bağışlanma, fetih 1, fetih suresi 1. ayet
-
"Sana apaçık bir fetih ihsan ettik."
Hudeybiye Seferindeki İki Mûcize
Bazıları bu âyette sözü edilen fetihten maksadın Mekke'nin fethi olduğunu söylemiş, bazıları da şöyle demiştir: Bundan maksat, umre için gelen müslümanların Mekke'ye girip Kâbe'yi tavaf etmelerine müşriklerin engel oldukları sırada Resûlullah (s.a.) ile Mekkeliler arasında imzalanan barış anlaşmasıdır. Onda, yani Hudeybiye kıssasında iki olay vardır; iki büyük ve açık mûcize! Birincisi, Hz. Peygamber (s.a.) ve yanındaki ashabı susuz kalmışlardı, kendilerine bir tas su getirilmişti, o tastan 1500 civarındaki ashabın hepsinin su ihtiyacını karşılayacak derecede su fışkırmıştı. Hiç şüphesiz bu, Hz. Peygamber'in (s.a.) risâletine işaret eden büyük bir hissî mûcize idi. İkincisi, Hz. Peygamber (s.a.) daha önce Bizanslılar'ın İranlılar'a galip geleceğini söylemişti. Bu, gayba ait bir bilgi idi ve bu olay Resûlullah'ın (s.a.) belirttiği ve haber verdiği şekilde o zaman gerçekleşmişti. Bu durum, Hz. Peygamber'in (s.a.) bunu ancak Allah Teâlânın öğretmesi sayesinde bildiğini gösterir.
Sana apaçık bir fetih ihsan ettik. Bu ilâhî beyan üç şekilde yorumlanır. Birincisi, senin davanda haklı olduğun ve doğru söylediğin bilinsin diye risâletini ve nübüvvetini açık deliller ve kanıtlarla hükme bağladık; bunu da Cenâb- Hakkın sana ikram ettiği ve şanını yücelttiği risâlet ve nübüvvetle senin günahlarını bağışlamak için yaptı. Yani Allah, geçmiş gelecek bütün günahlarını bağışlamak için bunu sana ikram etti ve lütfetti.
İkincisi, sana apaçık bir fetih ihsan ettik, yani Allah'ın sana verdiği bu fethin benzerini yaratılanlardan hiçbiri beklemesin diye Allah senin geçmiş gelecek bütün günahlarını bağışladı.
Üçüncüsü, sana bir fetih ihsan ettik, yani Allah seni bağışlamak için bütün hikmet ve ilim kapılarını, bütün hayır ve güzellik yollarını sana açtı. Bütün hikmet ve hayır kapılarını sana ikram etmekle seni bağışlamış oldu. İşte tevilini yaptığımız âyet, bu üç şekilde yorumlanır. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Fetahnâ (فَتَحْنَا)
İbn Fâris bu kelimenin kökünün "f-t-h" olduğunu, kapalı olan bir şeyi açmak ve bir tıkanıklığı gidermek anlamına geldiğini, ayetin bağlamında mecazi olarak kapalı yolların açılması ve zafer kazanmak manasında kullanıldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kavramı hüznü ve zorluğu ortadan kaldırmak olarak tanımlar; fiziksel bir kapıyı açmanın ötesinde, bu ayette ilahi bir lütuf olarak başarının yollarının açılmasını ifade ettiğini vurgular. Toshihiko Izutsu, kelimeyi ilahi müdahale bağlamında ele alır ve Allah'ın peygamberine başarıya giden yolu açması, ilahi bir inayetle dünyevi ve manevi engelleri kaldırması olarak semantik bir analize tabi tutar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki bu açılış ve fetih vurgusunun doğrudan askeri bir savaş kazanımı olmaktan ziyade, Hudeybiye Antlaşması ile elde edilen siyasi ve diplomatik açılıma, İslam'ın tebliği için sağlanan güven ortamına işaret ettiğini, kelimenin semantik çerçevesinin bu doğrultuda kansız bir siyasi zaferi imlediğini ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar da bu fiilin kullanımını salt mekan fethi olarak değil, kalplerin ve zihinlerin İslam'a açılması, aynı zamanda peygamberin önündeki diplomatik tıkanıklıkların ilahi yardımla giderilmesi olarak değerlendirir.
Fethan (فَتْحًا)
İbn Fâris, fiil haliyle aynı "f-t-h" kökünden gelen bu ismin, mutlak bir açılışı ve hükmü ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin burada meful-u mutlak (pekiştirici nesne) olarak yer aldığını, sıradan bir açılış değil, büyüklüğü ve önemi vurgulanan, şüphe götürmez, kesinleşmiş bir ilahi yardımı ve zaferi isimleştirdiğini kaydeder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin nekra (belirsiz) formda kullanılmasının onun azametine, yüceliğine ve insan havsalasını aşan kuşatıcılığına işaret ettiğini, bu yolla fethin sıradan bir galibiyetten ayrılarak ilahi bir lütuf kategorisine yükseltildiğini belirtir.
Mubînâ (مُبِينًا)
İbn Fâris, kelimenin temelinin "b-y-n" kökü olduğunu, bu kökün ayrılık, mesafe ve açıklık bildirdiğini, çevresinden belirgin bir şekilde ayrılan ve tamamen net olan bir durumu ifade ettiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, kökte yatan "beyân" kavramının kapalılığı ve belirsizliği ortadan kaldırmak olduğunu, ayetteki "mübîn" kelimesinin ise hem bizzat kendisi açık olan hem de elde edilen zaferin haklılığını ve sonuçlarını başkaları için açıklığa kavuşturan anlamına geldiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik dünyasında bu kavramın ilahi eylemlerin ve vaatlerin mutlak berraklığını temsil ettiğini, insan kavrayışında herhangi bir yanlış anlamaya mahal vermeyecek derecede parlak ve aşikar bir gerçekliği vurguladığını analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bağlamsal olarak Hudeybiye sonrası elde edilen kazanımların başlangıçta bazı sahabeler tarafından anlaşılamayıp kapalı görünmesine rağmen, zamanla sonuçlarının herkes tarafından görülecek kadar "apaçık" hale geldiği gerçeğini linguistik olarak desteklediğini ifade eder.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla