وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Felak Sûresi, 4. Ayet
Daralt
X
-
"Düğümlere tükürüp üfleyenlerin şerrinden."
Bu İlâhî beyan düğümlere üfleyenlerin şerrinden, sebep olacağı sonuçlar açısı dolayısıyla Allah’a sığınmayı içerir; buradaki şer gerçekte faillerinin bir eylemidir. Bir önceki âyetle söz konusu edilen şer ise insanların herhangi bir tesiri olmaksızın gecenin karanlık olmasından dolayı meydana gelir. Bir bakıma Cenâb-ı Hak görünürde kendisinden kötülüğün doğacağından endişe edilmediği bütün şer sebeplerinden ilke olarak Allah’a sığınılmasını emretmiştir, gerçekte şer o sebebe bağlı olsun veya olmasın! Cenâb-ı Hakk’ın “Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve şeytan, Allah’ın affına güvendirerek sizi kandırmasın!” meâlindeki beyanına bakmaz mısın? Aslında şeytanın gerçek anlamda fiilinin bulunmasına rağmen dünya hayatının böyle bir eylemi yoktur. Bununla birlikte insanlar her ikisinden de aldanmaktan sakındırılmıştır. İşte karanlığı basan geceden ve düğümlere üfleyenlerden sığınma olgusu da aynı çizgi üzerinde seyreder, halbuki gecenin kendisine ait bir fiili bulunmayıp sadece şerre zaman teşkil etmektedir.
Bu açıdan bakıldığında sözü edilen sığınma fiilinde meleklere de bir görev düştüğünü söylemek mümkündür, onların insana gelebilecek belâ ve âfetleri savuşturup kendisini koruma görevleri. Cenâb-ı Hak şöyle buyurmuştur: “İnsanın önünde ve arkasında Allah’ın emriyle onu koruyan takipçi melekler vardır”. Bu âyetin yorumunda “min emrillâh: bi-emrillâh” (مِنْ أَمْرِ اللَّهِ: بِأَمْرِ اللَّهِ) yani “Allah’ın emriyle onun korunması gerçekleşir” denilmiştir. Bu tür gizli hususlar ve çeşitli zararlar konusunda Allah Teâlâ’nın melekleri görevlendirmesi suretiyle korumanın vuku bulması mümkündür; bu nevi fiiller ancak uzun gayretler sarf edilmek suretiyle bilinebilecek işlerdir. Yorumunu yapmakta olduğumuz “felak” âyetinde de insanlara ait yiyecek, içecek ve diğer ihtiyaçların cinlerin ifsadından korunması için benzer mekanizmanın çalıştırılması ihtimal dahilindedir. Bu durumda meleklere de görev düşmektedir; bu görevin şeytanın vesvese vermesi karşısında onların insanı uyarması ve ona yardımcı olması şeklinde gerçekleşmesi mümkündür. Bununla birlikte Allah’ın, cinlere sözünü ettiğimiz beşerî gerekleri bozma imkânı vermeyip sadece vesvese doğurmalarına müsaade etmesi de bahis konusudur, çünkü Allah lütuf ve keremiyle bilinmeyecek yollarla ifsada mâni olur. Biraz önce zikredilen Ra‘d sûresi âyetinde yer alan “min emrillâh” ifadesinin İlâhî azap ve çeşitli belâlar mânasına gelebileceği de söylenmiştir, melekler Allah’ın gerçekleşmesini dilediği zamana kadar kişiyi bunlardan korurlar. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Şer (شر)
İbn Fâris, ş-r-r kökünün temel olarak bir şeyin yayılması, etrafa dağılması ve huzursuzluk vermesi anlamlarını taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimeyi "hayr" kavramının mutlak zıddı olarak tanımlar ve insanın fıtratının reddettiği, zararlı bulduğu ve kaçındığı her türlü durumu ifade ettiğini kaydeder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu ayetin spesifik bağlamında şer kavramının, doğrudan ve açık bir fiziksel saldırıdan ziyade sinsi, arka planda gizlice işleyen, insan ilişkilerini, ruh sağlığını ve toplumsal huzuru zehirlemeyi hedefleyen dolaylı kötülükleri kapsadığını analiz eder.
Neffâsât (النفاثات)
İbn Fâris, n-f-s kökünün ağızdan hafifçe, az bir tükürükle veya sadece nefesle üflemek anlamına geldiğini, bunun tam bir tükürme (tefl) eyleminden farklı bir incelik taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu eylemin özellikle düğümlere okuyup üfleyerek yapılan büyücülük pratiklerini anlattığını, nefesin bir niyetin aktarıcısı olarak kullanıldığını ifade eder. Celaleddin el-Suyuti, tefsir geleneğinde bu kelimenin genel olarak zararlı tılsımlar yapan ve iplere atılan düğümlere üfleyen büyücü kadınlar (veya kötücül nefisler) olarak yorumlandığını aktarır. Arthur Jeffery, kelimenin antik Sami kültürlerindeki büyü pratikleriyle etimolojik ve tarihsel bağlantısı olduğunu, o dönem inanışlarında nefesin (ruh/can) üfleme yoluyla karanlık bir büyüsel güç aktarımı olarak görüldüğünü inceler. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin yalnızca klasik anlamdaki doğaüstü büyücüleri değil, aynı zamanda mecazi olarak toplumdaki sağlam bağları koparmak için dedikodu yapan, fitne çıkaran, insanların arasını bozmak maksadıyla sürekli zehirli söz taşıyarak ilişkileri yıpratan "kötü niyetli kimseleri" sembolize ettiğini vurgular.
Ukad (العقد)
İbn Fâris, a-k-d kökünün asıl manasının bir şeyi sağlamlaştırmak, birbirine bağlamak, düğüm atmak ve pekiştirmek olduğunu kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin ip gibi nesnelere atılan somut ve fiziksel düğümleri ifade ettiği gibi, aynı zamanda sözleşmeler, yeminler, nikah ve kalpteki kesin inançlar gibi soyut, manevi bağları da kapsadığını belirtir. Celaleddin el-Suyuti, ayetteki kullanımının, büyücülerin iplere attıkları ve üzerlerine kötülük telkin ederek üfledikleri fiziksel düğümler olduğuna dair yaygın geleneksel kabulü aktarır. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an semantiğinde sosyal düzeni ayakta tutan ahitler, sözleşmeler ve insanlar arası güven bağlarıyla ilişkili olduğunu, dolayısıyla bu "düğümleri" hedef almanın toplumsal kaosu ve bireysel izolasyonu amaçladığını analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kavramın eşler, akrabalar, dostlar veya ortaklar arasındaki sevgi, güven, sadakat ve dayanışma gibi sağlam sosyal ve psikolojik bağları (düğümleri) simgelediğini, bu güçlü sözleşmelerin kötü niyetli müdahalelerle çözülmeye çalışılmasının insan hayatında büyük bir yıkıma yol açacağını ifade eder.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla