Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Felak Sûresi, 2. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Felak Sûresi, 2. Ayet

    مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Min şerri mâ ḣalak(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Yarattığı şeylerin şerrinden;"

      Bu âyet iki yoruma açıktır. Birincisi, yarattığı şerden şeklindedir, çünkü Allah şerri kendi fiiline (yaratmasına) nispet etmiştir. Nitekim “filânın fiilinin şerrinden” denir ve “işlediği şerden” mânası kastedilir. İkinci olarak “yaratıklarından sâdır olan şerden” mânası da düşünülebilir. Şunu belirtmek gerekir ki şerrin Allah'a nispet edilmesi O'nun her şeyin yaratıcısı olması açısındandır, yani hem yaratıkların fiilini hem de fiili olan ve olmayan (etken ve edilgen) varlıkların yaratıcısı. Bu iki yorumun birincisi daha münasip görünmektedir, çünkü sûrenin devamında yaratıkları sayesinde vâki olan ve onlarca girişilen ve fakat biraz önce değindiğimiz açıdan Allah'a izafe edilen hususlar yer almaktadır. Bir de yaratıkların meydana getirdiği her kötülük, yaratılması açısından Allah'a nispet edilir, ama o, aynı zamanda işleyeninin fiili ve kesbidir.

      Yarattığı şeylerin şerrinden meâlindeki ilâhî beyandan murat biraz önce sözünü ettiğim mâna ise sûrenin devam eden kısmının belirtilmesi sanki bir tekrar konumunda bulunur. Bahis konusu birinci mâna, kulların etkisi bulunmayan şerler çerçevesinde mutlak bir yaratma diye yorumlanırsa, Allah'ın yaratmasıyla vücut bulmakla birlikte insanların etkisi bulunan şerlerin belirtilmesi artık tekrarlama niteliği taşımaz; bu durumda yapılan yorum yerine oturmuş olur. Şunu da belirtmek gerekir ki Allah Teâlâ bazan başkasının şer fiiline lütuf ve keremiyle veya onu acze düşürmek suretiyle engel olur. Acze düşürme halinde şer özelliği taşıyan bir fiili işlemeye güç yetiremeyen birinin şerrinden Allah'a sığınmak bahis konusu değildir. Ne var ki bu durumda da ​kötülük yapmaya muktedir kılınma alternatifi bahis konusudur, bu sebeple de böylesinden Allah'a sığınmak tabiî bir durumdur. Çünkü şerre muktedir kılınmakla yaratıklardan kötülüğün sadır olması daima mümkündür. Nitekim biz kendilerinden doğabilecek fayda ve zararlar sebebiyle bazı fiillerin emredilmesi veya yasaklanmasının mümkün olduğunu daha önce beyan etmiştik, aslında buradaki asıl etkinlik insanlara ait de değildir. Bunun gibi kötülük yapmaya muktedir kılınacaklarından yaratıkların şerrinden Allah'a sığınmak yerinde bir davranış olmuştur. En doğrusunu Allah bilir.

      Meselenin bu noktasında, kudretin fiilden önce (istitâat kable'l-fi'l) bulunduğunu ileri sürenlerin (Mutezile) bir tutamağı bulunmaktadır: İnsanın kötülük işlemeye gücü yoksa muktedir olmayanın şerrinden nasıl sığınılabilir diye. Bu itiraza iki şekilde cevap verilebilir. Birincisi sığınma, kulun ileride sahip olacağı kudretle yapabileceği şer sebebiyle olur; onun ileride sahip olacağı kudretin mevcudiyeti halinde fiil oluşabilecektir, sözü edilen kudret de eylemi gerçekleştirecek organların sağlıklı olmasından ibarettir. Etkin kudret ise fiillerin oluşumuna ve kişinin seçimine (ihtiyar) bağlı olarak meydana gelir. Böylelikle seçim (irade) çerçevesine giren kudret ihtiyarî fiillerin icrası sırasında hasıl olan kudret konumunu alır, bu sebeple de ondan Allah'a sığınır, çünkü bu kudretin mevcut olduğu kimse müstakillen kendi kudretiyle tasarruf eder gibi bir konum kazanır.

      İkincisi özenme ve sakınma (rağbet ve rehbet) alanına giren işlerde, gelenek olarak vuku bulacağı bilinen bir fiil vuku bulduğu tespit edilmiş gibi telakki edilir. Görmez misin ki insan, aradaki mekân uzaklığı ve zaman genişliğine rağmen, zorba ve zâlimlerin zulmünden Allah'a sığınır, çünkü gelenek haline getirildiği üzere böylelerinin zulüm ve baskısı eninde sonunda gelip ulaşabilir, her ne kadar onların bu kişiye yönelik zulmü şu an için bulunmuyor ve süreklilik arz etmiyorsa da. İşte yukarıda söz konusu edilen sığınma da bunun gibidir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Şer (شر)

        İbn Fâris, ş-r-r kökünün temelinde bir şeyin yayılması, dağılması ve rahatsız edici olması anlamlarının yattığını belirtir; ateşten sıçrayan kıvılcımlar için kullanılan ifadelerle aynı kökten gelerek çevreye zarar veren, tahrip eden ve rahatsızlık uyandıran kötü durumlara işaret ettiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, bu kavramı "hayr" kelimesinin mutlak zıddı olarak tanımlar ve insanın doğası gereği yüz çevirdiği, fıtratın hoşlanmadığı her türlü maddi ve manevi kötülük ile zarar verici boyutu kapsadığını ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlaki ve semantik yapısında "şer" kavramının sıradan bir olumsuzluktan ziyade, ilahi düzene aykırı düşen, insanın hem fiziksel hem de varoluşsal güvenliğini tehdit eden derin bir yıkıcılığı ve kaos potansiyelini temsil ettiğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki "yaratılmışların şerri" bağlamında bu kelimenin Allah'ın kötülüğü bizzat yaratması şeklinde değil; varlıkların serbest irade veya doğal işleyişleriyle potansiyel olarak ortaya çıkarabilecekleri zarar verme kapasitesi, yani izafi ve yönelimsel kötülük olarak anlaşılması gerektiğini vurgular.

        Halak (خلق)

        İbn Fâris, h-l-k kökünün asıl ve en temel anlamının bir şeyi ölçmek, biçmek, miktarını ve şeklini önceden belirlemek (takdir etmek) ve bir malzemeyi düzgünleştirip pürüzsüz hale getirmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin özünde bir şeyi daha önce hiçbir örneği ve modeli olmaksızın yoktan var etmek (ibdâ) ile o şeye belirli bir ölçü ve nizam vermek anlamlarının iç içe geçtiğini; ayetteki formunun, Allah'ın mutlak ve tekil yaratıcılık vasfını, evrendeki her zerrenin ontolojik kökenini ifade ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın varlık tasavvurunda yaratma eyleminin (halk), yaratıcı ile evren arasındaki en temel varoluşsal ilişki olduğunu, bu fiilin sadece geçmişte olup bitmiş bir ilk yaratılışı değil, var olan her şeyin mutlak var ediciye olan kesin ontolojik bağımlılığını anlattığını analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, eylemin semantik çerçevesi itibarıyla yaratılışın yalnızca fiziksel var etmeyi değil, aynı zamanda varlığın mahiyetine yerleştirilen fıtri özellikleri ve sınırları da kapsadığını, bu sayede "yaratılan şeylerin" kendi sınırları içinde taşıdığı etki gücüne işaret edildiğini belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X