اِرْجِع۪ٓي اِلٰى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَرْضِيَّةًۚ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Fecr Sûresi, 28. Ayet
Daralt
X
-
27. "Ey imanın huzuruna kavuşmuş insan!"
28. "Sen O'ndan razı, O da senden hoşnut olarak Rabb'ine dön."
29. "Böylece has kullarımın arasına sen de katıl."
30. "Cennetime gir!"
Âyette geçen 'mutmainne” (مُطْمَئِنَّة) asla şüphe duymayan, kararsızlık yaşamayan huzur içinde bulunan kimse demektir. Onun bu iç huzuru, Allah’ın kendisine vâdi, emri, nehyi ve tevhidi ile vücut bulur. Sonra bunun dünyada iken olması da mümkündür. Buna göre Rabb’ine dön hitabı Rabb’inin sana emrettiği yere dön, demek olur. Sen ondan razı olarak, yani Allah’ın vâdinden hoşnut ve razı olarak. Dünyada iken ortaya koymuş olduğu çaba ve yorgunluğun karşılığı olmak üzere âhirette kendisine verileceği vâdedilen nimetler vesilesiyle hoşnut ve razı bir biçimde dön. O da senden hoşnut olarak Allah katında hoşnut olunmuş bir halde. Böylece has kullarımın arasına sen de katıl. Yani salih kullarımla birlikte gir. Cennetime gir! Yani cennete girmeyi hak ettirecek amellerine karşılık olmak üzere cennete gir. Bu âyetlerin âhiret hayatına ilişkin olması da mümkündür. O da şöyle; Dünyada Allah Teâlâ’nın vâd ve vaîdi ile huzur ve sükûna eren ve O’na itaat ile salih ameller işleyen nefis Sen O’ndan razı, O da senden hoşnut olarak Rabb’ine dön. Böylece has kullarımın arasına sen de katıl. Cennetime gir! Denildi ki; Buradaki hitap kendini tamamen dünyaya kaptırmış âhiret kaygısı çekmeyen nefis demektir. Talep ettiğin dünyayı bırak da âhireti talebe dön, Allah’ın has kulları için hazırlamış olduğu cennet nimetlerine dön. Denildi ki; Ey Allah’tan başkasına ibadette kendisini kaptırıp da huzurda olduğunu sanan Idşi! Mahza Allah Teâlâ’ya iman ve itaate dön. Eğer sen bunu yaparsan Allah Teâlâ senden hoşnut ve razı olur ve sen de O’nun sana âhirette lütuf ve ihsanda bulunacağı nimetlerle hoşnut olursun. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Irciî (ارْجِعِي)
İbn Fâris, r-c-a kökünün temel manasının "bir şeyin başladığı yere veya önceki durumuna geri dönmesi" olduğunu belirtir. Bu kökün dönüşü, tekrarı ve aslına rücu etmeyi niteleyen asli bir yapıya sahip olduğunu vurgular. Râgıb el-İsfahânî, "rücu" kavramının hem mekânsal hem de manevi bir geri dönüşü kapsadığını ifade eder. Ayetteki "irciî" (dön) emrinin, nefsin dünyadaki gurbet halinin sona erip asli vatanına, yani ilahi huzura davet edilmesini temsil ettiğini söyler. Toshihiko Izutsu, kelimenin semantik yapısında "ontolojik bir dairesellik" bulunduğunu savunur. Izutsu'ya göre Kur'an'ın varlık tasavvurunda her şey Allah'tan gelmiş ve sonunda yine O'na dönecektir; bu emir, o büyük dairesel hareketin kul nezdindeki nihai aşamasıdır. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin emir kipiyle gelmesinin bir zorunluluk değil, asil bir davet ve lütuf içerdiğini belirtir. Ona göre bu dönüş, korkuyla değil, vuslat sevinciyle gerçekleşen bir geri dönüştür. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada ölüm anındaki veya kıyametteki "asli huzura kabul" manasına geldiğini, insanın dünyevi bağlarından sıyrılıp gerçek sahibine yönelmesini ifade ettiğini belirtir.
Rabbiki (رَبِّكِ)
İbn Fâris, r-b-b kökünün "malik olma, ıslah etme, yönetme ve kemale erdirme" manalarını taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Rabb isminin özellikle "terbiye" yönüne dikkat çekerek, nefsin tüm dünya hayatı boyunca Rabb'i tarafından eğitildiğini ve bu dönüş emrinin o terbiyenin bir hasılası olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, buradaki iyelik zamirinin (-ki) nefse yönelik özel bir yakınlık ifade ettiğini savunur. Izutsu'ya göre "senin Rabbin" hitabı, ilahi otoritenin kulun tüm gelişim sürecindeki yakın şahitliğini ve himayesini temsil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Rabb kavramının burada "sığınılacak nihai otorite" manasında olduğunu, insanın başıboş bırakılmadığını ve sonunda kendisini yetiştiren asıl kaynağına döndüğünü nitelediğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ontolojik açıdan Rabb isminin varlığın "dayanağı" olduğunu ve bu dönüşün varlığın kendi temeline kavuşması olduğunu ifade eder.
Radiyeten (رَاضِيَةً)
İbn Fâris, r-d-y kökünün temel manasının "nefsin bir şeyden hoşnut olması, seçmesi ve ondan razı gelmesi" olduğunu belirtir. Bu kök, iç huzuru ve tam bir kabullenişi ifade eden asli bir yapıya sahiptir. Râgıb el-İsfahânî, "rıza" kavramının nefsin kaderine ve ilahi takdire olan mutlak teslimiyetini nitelediğini söyler. İsfahânî'ye göre bu nefis, dünyadaki her türlü olay karşısında Rabbinden "razı" kalmış, kalbi sükûna ermiş bir nefistir. Toshihiko Izutsu, rızayı "Allah ile insan arasındaki ahlaki ve kalbi uyum" olarak tanımlar. Izutsu'ya göre buradaki "râdiye", insanın iradesinin ilahi iradeyle tam bir simetri yakalaması halidir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin ism-i fail formunda gelmesinin, nefsin bu hoşnutluğu bizzat kendi iç dünyasında, aktif bir bilinçle yaşadığını gösterdiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, rızanın burada "ebedi saadete kavuşmanın verdiği mutlak tatmin" olduğunu ve nefsin artık hiçbir eksiklik hissetmediği bir makama eriştiğini ifade eder.
Merdiyyeten (مَرْضِيَّةً)
İbn Fâris, r-d-y kökünün edilgen formunun, rızanın karşı tarafça da kabul edildiğini ve pekiştirildiğini nitelediğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "merdiyye" kelimesinin nefsin rızasına karşılık Allah'ın da o nefisten hoşnut olmasını ifade ettiğini söyler. İsfahânî'ye göre bu, rızanın çift taraflı bir zirveye ulaştığı, kulun Rabbinden, Rabbinin de kulundan razı olduğu o muazzam makamdır. Toshihiko Izutsu, bu kavramı "karşılıklı rıza" semantiği içinde değerlendirir. Izutsu'ya göre "merdiyye", insanın sadece razı olması değil, aynı zamanda "rızaya layık görülmesi"dir; bu da ilahi bir kabul ve tescil nişanesidir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin ism-i meful yapısının, nefsin ilahi nazar altındaki seçkin ve makbul konumunu vurguladığını belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ontolojik olarak merdiyye kavramının, varlığın yaratıcısı tarafından "onaylanması" ve varoluş amacını gerçekleştirdiğinin tescil edilmesi olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu kelimenin nefse verilen en büyük ödül olduğunu, zira Allah'ın hoşnutluğunu kazanmanın tüm dünyevi ve uhrevi nimetlerin ötesinde bir şeref olduğunu vurgular.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla