يَقُولُ يَا لَيْتَن۪ي قَدَّمْتُ لِحَيَات۪يۚ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Fecr Sûresi, 24. Ayet
Daralt
X
-
"İnsan, ‘Keşke (âhiret) hayatım için daha önce bir şeyler yapmış olsaydım!’ der."
Sonra Allah Teâlâ, kıyâmette dünyada iken her ne işlediyse hepsini hatırlatır. O da onları hatırlar da Keşke (âhiret) hayatım için daha önce bir şeyler yapmış olsaydım! der. Yani keşke kendim için huzurlu bir hayat yaşasaydım, lezzeti benim için kalıcı olan bir hayat sürseydim. İşte bu onun kıyâmet gününde şaşkınlık göstermesi ve hatırlaması olmaktadır. Hayırlı işler namına kaçırmış olduğu şeylerin hasretiyle çaresizlik içinde şaşkın vaziyette olur ve günahları işlediği ve Allah’ın bunca nimetine karşı nankörlük ettiği için de pişman olur.
"Yani keşke kendim için huzurlu bir hayat yaşasaydım, lezzeti benim için kalıcı olan bir hayat sürseydim" şeklindeki sözümüzden kasıt şudur: Kâfir için her ne kadar zâhirde bir hayat varsa da o aslında kendisine azap verilmesi içindir. Haddizatında bu, onun için bir hayat değil aslında helâk olmaktır. Görmez misin ki can çekişme anında kişi henüz daha hayatta ve canlı olmaktadır. Ancak onun bu hayatı gerçekte yaşaması için değil aksine yok edilmesi içindir. Cehennemde ebedî kalacak olanların hayatı da işte böyledir.
Yorumu Yorumla
-
Yekûlü (يَقُولُ)
İbn Fâris, k-v-l kökünün temel manasının bir şeyi sesle dışarı çıkarmak, bir düşünceyi veya inancı söz haline getirmek olduğunu belirtir. Ona göre bu kök, insanın iç dünyasındaki kesinlik kazanan bir niyetin dile dökülmesini ifade eden asli bir yapıya sahiptir. Ayetteki kullanımıyla, insanın mahşer günü yaşadığı dehşet ve pişmanlığın artık gizlenemez bir boyuta ulaşıp söze dönüşmesini nitelemektedir. Râgıb el-İsfahânî, "kavl" kelimesinin bazen sadece dille söylenen bir kelimeyi, bazen de kalpteki bir inancı veya bir işin mahiyetini ifade ettiğini söyler. İsfahânî'ye göre bu ayetteki "der ki" ifadesi, sıradan bir konuşma değil, bir ömür boyu yapılan hataların sonucunda ulaşılan o sarsıcı "itiraf" ve "keşke" halinin dışavurumudur. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik dünyasında "kavl"in sadece ses dalgalarından ibaret olmadığını, bir varoluşsal iddiayı veya duruşu temsil ettiğini savunur. Izutsu'ya göre buradaki fiilin geniş zaman (muzari) kipinde gelmesi, bu pişmanlık ifadesinin o gün sürekli bir nakarat gibi tekrarlanacağını ve insanın ruh halini ebediyen kaplayan o derin sancıyı simgelemektedir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin insanın o günkü psikolojik çöküşünü ve çaresizliğini resmettiğini belirtir. Öztürk'e göre bu deyiş, bir kurtuluş ümidinden ziyade, elden kaçan fırsatların ardından duyulan derin ve telafisi imkânsız bir iç çekişin dilsel sembolüdür.
Kaddemtü (قَدَّمْتُ)
İbn Fâris, k-d-m kökünün temel manasının "öne geçmek, ilerlemek ve bir şeyi bir şeyden önce yapmak" olduğunu ifade eder. Kelimenin zıt anlamlısı "te'hîr" (geriye bırakmak) olup, k-d-m kökü zaman ve mekân açısından önceliği temsil eden asli bir rükündür. Ayetteki kullanımıyla, insanın dünya hayatında ileride (ahirette) karşılaşmak üzere önden gönderdiği eylemleri ve hazırlıkları nitelemektedir. Râgıb el-İsfahânî, "takdîm" kelimesinin bir şeyi vaktinden önce hazırlamak veya bir ameli ödülünü almak üzere öne sürmek olduğunu belirtir. İsfahânî'ye göre bu ayetteki pişmanlık, insanın ahireti "gerçek yaşam" olarak görüp, o yaşam için dünyadayken hiçbir "ön hazırlık" (salih amel) yapmadığını, yani azığını önden göndermediğini idrak etmesinden kaynaklanmaktadır. Toshihiko Izutsu, kavramın semantik yapısında "zamanlar arası köprü" kurma işlevi bulunduğunu savunur. Izutsu'ya göre "kaddemtü", dünyadaki eylemlerin ahiretteki varoluşu inşa etme sürecidir; yani insan bugün yaptıklarını aslında yarına "transfer" etmektedir. Ayetteki olumsuz bağlam, bu transferin yapılamamış olmasının yarattığı boşluğu ifade eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi analizinde, "takdîm"in bir yatırım ve ön görü eylemi olduğunu vurgular. Ona göre insan, dünya hayatının geçiciliğine dalarak "asıl hayatı" için birikim yapmamış, sermayesini ölümlü olana tüketmiştir; bu fiil ise o sermaye yönetimi hatasının en somut ifadesidir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada "hazırlık yapmak ve yatırımda bulunmak" manasına geldiğini, insanın ahiretteki konumunu belirleyecek olan şeyin dünyada "önden gönderdiği" ameller olduğunu ve ayetin bu gerçeği geç kalınmış bir uyanış üzerinden anlattığını belirtir.
Hayâtî (حَيَاتِي)
İbn Fâris, h-y-y kökünün temel manasının "canlılık, güç ve hareketlilik" olduğunu, ölümün (mevt) zıddı olduğunu belirtir. Kelimenin aslı, bir varlığın kendi özündeki enerjisini koruması ve aktif olmasıdır. "Hayâtî" (hayatım) ifadesindeki iyelik ekiyle birlikte düşünüldüğünde, insanın kendi varlığını ve geleceğini en derin seviyede hissetmesini temsil eder. Râgıb el-İsfahânî, "hayat" kelimesinin Kur'an'da iki düzeyi olduğunu söyler: Birincisi biyolojik ve dünyevi hayat, ikincisi ise mutlak, ebedi ve gerçek olan ahiret hayatıdır. İsfahânî'ye göre bu ayetteki "hayatım için" (li-hayâtî) ifadesinde geçen "hayat", dünyadaki yaşantıyı değil, o anda içinde bulunduğu ve ebediyen sürecek olan ahiret hayatını kastetmektedir; zira insan o gün asıl hayatın orası olduğunu bizzat müşahede etmiştir. Arthur Jeffery, kelimenin Proto-Semitik h-y-y köküne dayandığını, İbranice hayyîm ve Süryanice hayyê kelimeleriyle tam bir kökdaşlık içinde olduğunu belirtir. Jeffery, bu kavramın kadim Semitik inançlarda hem tanrısal bir vasıf hem de insanın en yüce arzusu olan "ebediyet" ile ilişkili olarak kullanıldığını ifade eder. Toshihiko Izutsu, hayat kavramının Kur'an'ın ontolojik hiyerarşisindeki yerini analiz ederken, "el-hayâtü'd-dünyâ" (alçak/geçici hayat) ile gerçek "hayat" arasındaki semantik gerilime dikkat çeker. Izutsu'ya göre buradaki kullanım, insanın dünyada "hayat" sandığı şeyin aslında bir illüzyon olduğunu, "gerçek hayatın" (hayavân) ahiret olduğunu anladığı andaki varoluşsal çığlığıdır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada "gerçek yaşama alanı" ve "ebedi varlık sahası" manasında kullanıldığını belirtir. Öztürk'e göre insanın "keşke hayatım için bir şeyler yapsaydım" demesi, dünyanın bir gölgeden ibaret olduğunu ve tüm hazırlığın bu kalıcı hayat için yapılması gerektiğini fark etmesinin yarattığı trajik bir bilinci temsil etmektedir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ontolojik bir yaklaşımla "hayâtî" kavramının, insanın kendi varlık potansiyelini ebediyete taşıma arzusunu ifade ettiğini, ancak bu arzunun dünya hayatında yanlış nesnelere yönlendirilmesinin doğurduğu hüsranı nitelediğini belirtir.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla