Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Fecr Sûresi, 15. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Fecr Sûresi, 15. Ayet

    فَاَمَّا الْاِنْسَانُ اِذَا مَا ابْتَلٰيهُ رَبُّهُ فَاَكْرَمَهُ وَنَعَّمَهُ فَيَقُولُ رَبّ۪ٓي اَكْرَمَنِۜ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Fe-emmâ-l-insânu iżâ mâ-btelâhu rabbuhu fe-ekramehu ve na’’amehu feyekûlu rabbî ekramen(i)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "İnsana gelince, Rabb'i ona imtihan için ikramda bulunduğunda ve onu nimetlere boğduğunda, ‘Rabb'im bana ikram etti' der (mutlu olur)."

      Dünya Nimetleri ve Sıkıntıları İmtihan Vesilesidir

      Burada şöyle bir sorun vardır: İnsanın, “Rabb’im bana ikram etti” meâlindeki sitayiş sözü ile “Rabb’im beni önemsemedi” anlamındaki serzeniş sözleri Rab Teâlâ’nın kelâmına uygun olarak gelmiştir. Çünkü Allah Teâlâ “İnsana gelince, Rabb’i ona imtihan için ikramda bulunduğunda ve onu nimetlere boğduğunda” buyurmuştur. Bu durumda “Rabb’im bana ikram etti” sözü ona uygun düşmüştür. Aynı şekilde insanın bir musibetle sınanması halinde “Rabb’im beni önemsemedi” serzenişi de “Onu imtihan edip rızkını daralttığında ise...” sözüne uygun düşmüştür. Birincisi insana ikram, İkincisi de önemsememe olacaktır. Görmez misin ki Allah Teâlâ malı “hayır”, fakirliği de “şer” olarak isimlendirmiştir. Keza itaatkâr olanı muhsin, yani iyilik yapan, âsi olanı da müsî’ yani kötülük yapan diye adlandırmıştır. Aynı şekilde kula bolca nimetler verilmesi halinde “ona ikramda bulunma” isnadı doğru olduğu gibi, rızkının daraltılması ve ikram görmemesi halinin de “önemsenmeme” diye nitelenmesi yerinde bir nitelemedir. Durum böyle ve kişi sözünde doğru olunca o takdirde “kellâ”, yani hayır asla! diyerek cevap verilmesi nasıl yerinde olur?

      Bu sorunun cevabı şudur: Bolluk içinde olan şımarır, darlık içinde olan feveran ederdi, her iki durumda da Allah’a isyan ederdi. Onlar ne şükrettiler ne de sabrettiler. Bolluk içinde olana nimetlere karşı şükretmesi, darlık içinde olana da sabretmesi, tahammül göstermesi gerekirdi. Sanki bolluk içinde olan şöyle diyordu: “Bana ikram etti, dolayısıyla şükür görevini yerine getirmem gerekmez”. Darlık içindeki de şöyle diyordu: “Beni önemsemedi, dolayısıyla sabretmem gerekmez”. Onlara “hayır asla!” diyerek verilen cevap işte buna yönelikti. Onların dedikleri gibi değildir. Bolluk içinde olanın şükretmesi, darlık içinde olanın da sabretmesi gerekirdi.

      Rabbi ona ikram etti. Yani bedenini sağlıklı kılmak suretiyle kendine ikramda bulunması yahut kavminin reisi yapmak suretiyle. Onu nimetlere boğdu. Yani dünya nimetlerini önüne sermek suretiyle “Rabb’im bana ikram etti” der (mutlu olur). Böylece şımarırdı.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        İnsan (الإنسان)

        İbn Fâris, e-n-s kökünün temel anlamının "vahişet ve yalnızlığın zıddı olan yakınlık, alışma ve bir şeyi görebilme" olduğunu belirtir. Diğer bir görüş olarak n-s-y (unutma) köküne de değinir. Ona göre insan, hem sosyal ilişkilerinde yakınlık kuran hem de fıtratı gereği çabuk unutan bir varlıktır. Râgıb el-İsfahânî, "üns" (yakınlık) kelimesine vurgu yaparak, insanın tabiatı gereği tek başına yaşayamayacağını ve başkalarıyla ülfet kurmaya muhtaç olduğunu ifade eder. İsfahânî, bu ayet bağlamında insanın, başına gelen olayları (ikram veya imtihan) değerlendirirken sadece kendi sınırlı perspektifinden ve o anki duygu durumundan hareket ettiğine dikkat çeker. Arthur Jeffery, kelimenin Proto-Semitik kökenlerini inceleyerek İbranice enosh ve Süryanice enasha ile olan güçlü bağına işaret eder; bu dillerde kelimenin "zayıf, ölümlü varlık" çağrışımına sahip olduğunu belirtir. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'daki ontolojik konumunu analiz ederken, insanın "Rabb" karşısındaki acziyetini ve varoluşsal gerilimini vurgular. Izutsu'ya göre buradaki insan tipi, nankörlük ile şükür arasındaki ince çizgide duran ve henüz olgunlaşmamış bir bilinci temsil eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "insan" kelimesinin bu ayetteki belirsiz kullanımına ve genellemeci üslubuna dikkat çekerek, bunun tüm insanlık için geçerli olan psikolojik bir zaafı; yani durumu kendi lehine yorma eğilimini nitelediğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin Kur'an'ın genel karakter tahlilindeki yerine değinerek, insanın menfaatine uygun düştüğünde Tanrı ile olan ilişkisini bir onur meselesi haline getiren narsist yapısına vurgu yapar.

        İbtela (ابْتلاهُ)

        İbn Fâris, b-l-y (b-l-v) kökünün temel manasının "bir şeyi eskimiş, yıpranmış hale gelene kadar denemek, tecrübe etmek" olduğunu ifade eder. Ona göre bu kelime, sadece bir sınama değil, insanın iç yüzünü ortaya çıkaracak kadar derin ve sarsıcı bir deneyimi temsil eder. Râgıb el-İsfahânî, "belâ" ve "ibtila" kelimelerinin hem hayır hem de şer ile olabileceğini belirtir. Bu ayet özelinde İsfahânî, Allah'ın kuluna lütufta bulunmasının da (ikram) aslında bir imtihan (deneme) olduğunu, insanın bu durumu bir "imtihan" olarak değil de "doğuştan gelen bir hak veya üstünlük" olarak görmesinin büyük bir yanılgı olduğunu vurgular. Toshihiko Izutsu, ibtila kavramının "Allah-İnsan" arasındaki etkileşimin bir biçimi olduğunu savunur. Izutsu'ya göre bu eylem, insanın potansiyelini aktüel hale getiren ilahi bir mekanizmadır; yani insanın şükür mü yoksa küfür mü edeceğinin sahnelenmesidir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin sûrenin başındaki kavimlerin hikayeleriyle olan bağını kurar. Ona göre nasıl o kavimler güçle denendiyse, buradaki birey de aynı şekilde nimet ve ikram ile denenmektedir; dolayısıyla "ibtila" burada lütuf ile gelen ağır bir sorumluluğu ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kavramın ontolojik bir "sınır aşımı kontrolü" olduğunu, insanın özgürlüğünün bu denemelerle anlam kazandığını belirtir.

        Rabb (رَبُّهُ)

        İbn Fâris, r-b-b kökünün "malik olma, terbiye etme ve eksikleri tamamlama" manalarını taşıdığını belirtir. Ayetteki "Rabbi" (onun Rabbi) ifadesi üzerinden, Allah'ın kulunun gelişim sürecindeki mutlak yöneticiliğine dikkat çeker. Râgıb el-İsfahânî, Rabb kavramının "terbiye" ile olan bağına vurgu yaparak, bu ayetteki imtihanın (ibtila) aslında kulu olgunlaştırmaya yönelik bir eğitim süreci olduğunu ifade eder. İsfahânî'ye göre Rabb, kulu hem darlıkla hem de bollukla eğiterek onu kemale ulaştırmak ister. Toshihiko Izutsu, buradaki Rabb isminin, insan ile olan efendi-kul ilişkisindeki hakiki otoriteyi temsil ettiğini belirtir. Izutsu'ya göre kulun "Rabbim bana ikram etti" derken kullandığı üslup, Allah'ın lütfunu kendi benliği için bir övünç kaynağına dönüştürme hatasını da beraberinde taşır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Rabb kelimesinin burada "nimetin kaynağı" olarak sunulduğunu, ancak insanın bu kaynağı unutarak sonucu sadece kendi şahsına yönelik bir ayrıcalık olarak görmesinin ironisine dikkat çeker.

        İkram (أَكْرَمَهُ)

        İbn Fâris, k-r-m kökünün "asalet, değer, yücelik ve cömertlik" manalarına geldiğini belirtir. Ona göre ikram, bir kişiye hak ettiği veya lütfedilen bir değeri, şerefi ve statüyü vermektir. Râgıb el-İsfahânî, ikramın bazen dünyevi bir lütuf, bazen de manevi bir mertebe olduğunu söyler. Ayetteki kullanımıyla İsfahânî, buradaki ikramın zenginlik ve mevki gibi görünür nimetleri ifade ettiğini, ancak insanın bu şerefi ilahi bir lütuf olarak görmek yerine, kendi kişisel üstünlüğünün bir belgesi olarak algılama hatasına düştüğünü vurgular. Toshihiko Izutsu, "kerem" kavramının Semitik ahlak dünyasındaki merkezi önemine değinerek, bunun sadece maddi bir verme değil, aynı zamanda muhatabı onurlandırma eylemi olduğunu belirtir. Izutsu'ya göre buradaki "ekramehu" (ona ikram etti), ilahi bir paye verilişini temsil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada toplumsal statü ve refahı nitelediğini ifade eder. Öztürk'e göre insanın "Rabbim bana ikram etti" demesi, bir şükürden ziyade, kendini diğerlerinden üstün görme arzusunun bir dışavurumu olarak sunulmaktadır.

        Na'am (نَعَّمَهُ)

        İbn Fâris, n-a-m kökünün temel anlamının "yumuşaklık, rahatlık ve pürüzsüzlük" olduğunu belirtir. Bu kökten gelen "nimet", insanın hayatını kolaylaştıran ve ona konfor sağlayan her türlü unsuru kapsar. Râgıb el-İsfahânî, "ten'îm" (na'amehu) fiilinin, bir kişiyi bolluk ve refah içinde yaşatmak, onu her türlü mahrumiyetten uzak tutmak manasına geldiğini ifade eder. İsfahânî'ye göre bu ayetteki nimet vurgusu, insanın dünyevi hazlara boğulması ve bu durumun onu asıl amacından saptırması riskine işaret eder. Toshihiko Izutsu, "ni'ma" (nimet) kavramının Kur'an'da her zaman bir şükür yükümlülüğü ile birlikte düşünüldüğünü savunur. Izutsu'ya göre "na'amehu" ifadesi, insanın hayatındaki fiziksel ve psikolojik konforun en üst düzeyde sağlanmasını temsil eder ve bu konforun bir imtihan aracı olduğunu vurgular. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin refah ve lüks içinde bir hayat sürmeyi nitelediğini, insanın bu durum karşısında sergilediği psikolojik tepkinin kelimenin kökündeki rahatlık manasıyla olan tezatına dikkat çeker.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X