Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Fecr Sûresi, 10. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Fecr Sûresi, 10. Ayet

    وَفِرْعَوْنَ ذِي الْاَوْتَادِۙۖ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve fir’avne żî-l-evtâd(i)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Kazıklı Firavun'a;"

      Bazıları onu “zü’l-evtâd” diye isimlendirdi. [Çünkü dağlarda meskenler edindi de bu sebeple böyle bir isim verildi]. “Veted” kelimesi kiriş veya ip demektir. Kimileri de bu ismin kendisine kızdığı kimseleri işkence için kazığa oturtması sebebiyle verildiğini söyledi. Bazısı da şöyle yorumlamıştır: Onun her sokakta gözetleyici ve muhafız olarak diktiği bir adamı vardı. Kimi de onun dağlara benzer muhkem ve yüksek saraylar ve yapıları vardı. Zira dağlar yeryüzünün kazıklarıdır.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Fir'avn (فرعون)

        İbn Fâris, f-r-'-n kökünün Arap dilindeki teknik kullanımının "kibir, inat ve azgınlık" ile ilişkili olduğunu belirtir. Ona göre bu kelime, firavunların sahip olduğu otorite ve bu otoritenin doğurduğu gurur nedeniyle bu sınıfa isim olmuştur. Kelimenin kökenindeki sertlik ve baskınlık karakterine dikkat çeker. Arthur Jeffery, kelimenin Arapça değil, Mısır kökenli bir unvan olduğunu vurgular. Mısır dilindeki Pr-aa (Büyük Ev) tabirinden türediğini, başlangıçta sarayı ifade ederken sonraları hükümdarın kendisine isim olduğunu belirtir. Jeffery, bu kelimenin İbranice (Par'oh) ve Süryanice formları üzerinden Arapça'ya geçtiğini ve Kur'an'da belirli bir dönemin hükümdarını niteleyen bir "özel isim-unvan" olarak kullanıldığını ifade eder. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'ın semantik dünyasındaki yerini analiz ederken Firavun'u "ilahlık taslayan, mutlak otorite iddia eden ve insani sınırları aşan despot" tipolojisinin (tuğyan) kurucu figürü olarak tanımlar. Izutsu'ya göre Firavun, sadece tarihsel bir kişilik değil, aynı zamanda insanın kendi kendine yettiğini zannederek (istigna) ilahi otoriteye başkaldırmasının en üst seviyedeki temsilidir. Angelika Neuwirth, Mekki sûrelerde Firavun isminin genellikle yıkılan büyük medeniyetler ve helak edilen zalim liderler bağlamında zikredildiğini belirtir. Neuwirth'e göre bu kelime, o dönemin muhatapları olan Kureyşli yöneticilere karşı kullanılan bir "tarihsel memento" niteliği taşır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Firavun isminin bireysel bir kimliğin ötesinde, zulmü ve sömürüyü kurumsallaştıran siyasi bir yapıyı simgelediğini ifade eder. Kelimenin etimolojik kökenindeki hükümdarlık vurgusunun, Kur'an'da mutlak güç zehirlenmesi yaşayan bir liderin portresini çizmek için kullanıldığını belirtir.

        Zi (ذِي)

        İbn Fâris, z-v-v (z-v-v) köküne dayanan bu kelimenin "sahibi, maliki" anlamına geldiğini ve bir özne ile onun ayrılmaz, belirgin bir vasfı arasında sahiplik bağı kurduğunu belirtir. Bu bağlamda "zi", sadece bir aidiyeti değil, o vasfın kişinin kimliğinin bir parçası haline gelmesini temsil eder. Râgıb el-İsfahânî, "zi" kelimesinin bir şeyin en dikkat çekici ve o şeye şan katan niteliğini belirtmek için seçildiğini ifade eder. Buradaki kullanımıyla Firavun'un, sahip olduğu "evtâd" (kazıklar) ile özdeşleşmiş bir kudreti temsil ettiğine işaret eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kavramın ontolojik bir atıf içerdiğini, Firavun'un varoluşunu ve sahte tanrılık iddiasını bu dünyevi dayanaklara (kazıklara) bağladığını belirtir. Kılıç'a göre "zi", Firavun'un iktidarının mahiyetini gösteren bir "nitelik belirleyici" işlevi görmektedir.

        Evtâd (الأوتاد)

        İbn Fâris, v-t-d kökünün temel manasının "bir şeyi yere çakmak, derinlemesine yerleştirmek ve sarsılmaz kılmak" olduğunu ifade eder. Çadırları sabitleyen ve binayı ayakta tutan her türlü kazık veya direğe bu isim verilir. İbn Fâris'e göre bu kök, hareketli bir nesneyi durağan ve sarsılmaz bir hale getirme eylemini niteleyen asli bir yapıdır. Râgıb el-İsfahânî, evtâd kelimesinin Firavun bağlamında mecazi olarak "ordular, yardımcılar ve mülkü ayakta tutan sütunlar" manasına geldiğini söyler. Ona göre bu kelime, Firavun'un iktidarının yeryüzüne "kazıklar gibi çakılmış" gibi görünen sarsılmazlık ve güç imajını temsil eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi analizinde "evtâd"ın Firavun'un kurduğu askeri ve siyasi disiplini, derinlere kök salmış zulüm sistemini ve onun yıkılamaz zannedilen askeri karargâhlarını resmettiğini belirtir. Angelika Neuwirth, kelimenin o dönem Arap şiirindeki kullanımıyla paralellik kurarak, hükümdarların "ordularının büyüklüğü ve mülkünün kalıcılığı" sebebiyle bu sıfatla anıldığını, Kur'an'ın da bu kültürel algı üzerinden Firavun'un askeri gücüne atıfta bulunduğunu savunur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelime hakkında üç temel tarihsel yorumu aktarır: Birincisi, Firavun'un askerlerinin konakladığı çadırların çokluğunu temsil eden ordu gücü; ikincisi, inşa ettirdiği devasa piramitlerin yeryüzündeki görüntüsü; üçüncüsü ise düşmanlarını kazığa çakarak uyguladığı o meşhur ve şiddetli işkence yöntemidir. Öztürk'e göre kelime, her halükarda Firavun'un sarsılmaz ve sarsıcı dünyevi gücünü özetleyen en temel kavramdır. Prof. Dr. Hidayet Aydar, evtâdın toplumun ve devletin üzerine inşa edildiği temel direkler olduğunu, ancak ayetin bu denli "çakılı ve sabit" bir gücün bile ilahi helak karşısında yerle bir oluşuna dikkat çektiğini belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X