Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Fecr Sûresi, 9. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Fecr Sûresi, 9. Ayet

    وَثَمُودَ الَّذ۪ينَ جَابُوا الصَّخْرَ بِالْوَادِۙۖ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve śemûde-lleżîne câbû-ssaḣra bil-vâd(i)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Vadide kayaları oyarak şehir yapan Semûd'a;"

      Kayalardan istedikleri şekillerde oyuklar yapıyorlardı. Şu İlâhî bayanda da aynı kelime kullanılmıştır. “Onlar Süleyman’a, isteğine göre yüksek ve görkemli binalar, heykeller, havuz gibi lengerler, yerinden kalkmaz kazanlar imal ederlerdi” Bazıları şöyle dedi: Kayalardan evler yonttular. Şu İlâhî beyanda ifade edildiği gibi: “Onlar, güvende olmak üzere dağları oyarak barınaklar yaparlardı’’ Bu ifade, onların güç ve kuvvetlerinin bildirilmesini içermektedir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Semud (ثمود)

        İbn Fâris, s-m-d kökünün temel manasının "suyun azlığı" olduğunu belirtir. Ona göre bu kelime, suyun bir kapta veya bir yerde iyice azalmasını ifade eden "semedü'l-mâ" deyiminden gelmektedir. Kavmin yaşadığı coğrafyanın kuraklığına ve suyun kıymetine dair bir etimolojik köken önerir. Râgıb el-İsfahânî de bu görüşü destekleyerek, kelimenin tükenmeye yüz tutmuş suyu nitelediğini ifade eder. İsfahânî'ye göre bu isim, kavmin yaşadığı bölgenin fiziksel özelliklerine ve su biriktirme konusundaki ihtiyaçlarına işaret ediyor olabilir. Arthur Jeffery, Semud isminin çok eski olduğunu, Asur kaynaklarında (II. Sargon dönemi) "Tamudi" şeklinde geçtiğini ve bir kabileler konfederasyonunu nitelediğini belirtir. Jeffery'ye göre kelime, Kuzey Arabistan'ın yerli dillerinden Arapça'ya geçmiş tarihsel bir isimdir. Theodor Nöldeke, Semud isminin Arap halk edebiyatında ve İslam öncesi şiirde "kadim ve helak olmuş bir toplum" imgesiyle yerleşik olduğunu vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin coğrafi ve tarihsel bir kimlik taşıdığını, Hicaz ile Şam arasındaki "el-Hicr" bölgesinde yaşayan ve kayaları oymadaki ustalıklarıyla bilinen bu topluluğun adının o bölgeyle özdeşleştiğini ifade eder.

        Câbû (جابوا)

        İbn Fâris, c-v-b kökünün ana manasının "yarmak, kesmek ve bir şeyi delip geçmek" olduğunu belirtir. Ona göre bir giysinin yaka kısmındaki açıklığa "ceyb" denilmesi de kumaşın orada yarılmış olmasındandır. Ayetteki kullanımı, Semud kavminin dağları ve sert kayaları delerek, yontarak kendilerine mekânlar açmalarını niteleyen fiziksel bir eylemdir. Râgıb el-İsfahânî, "cevâb" (cevap) kelimesinin de bu kökten geldiğini, çünkü cevabın sorulan soruyu kesip atan veya meseleyi yaran bir nitelik taşıdığını ifade eder. Buradaki "câbû" fiilinin, kayaların bloklar halinde kesilip çıkarılmasını veya oyulmasını temsil eden sanatsal ve teknik bir işlem olduğunu vurgular. Toshihiko Izutsu, kelimenin semantik alanında "aşmak ve geçmek" manalarının da bulundunu belirtir. Ona göre bu fiil, doğayı dönüştürme gücünü ve sert bir maddeyi (kaya) yumuşak bir madde gibi işleyebilme kapasitesini simgeler. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), fiilin buradaki kullanımının Semud'un sadece bir iş yapmasını değil, kayaları sanki bir elbiseyi keser gibi büyük bir kolaylıkla ve ustalıkla delip geçmelerini tasvir ettiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin Semud kavminin o dönemdeki mühendislik ve mimari becerisinin bir kanıtı olarak sunulduğunu, kayaları oyarak devasa yapılar inşa etme eylemini kesin bir dille anlattığını ifade eder.

        Sahra (الصخر)

        İbn Fâris, s-h-r kökünün temel anlamının "sertlik, katılık ve değişmezlik" olduğunu ifade eder. Ona göre sahra, parçalanması veya işlenmesi çok zor olan büyük ve masif taş kütlesidir. Bu kelime, doğadaki en dirençli yapıları temsil eden asli bir isimdir. Râgıb el-İsfahânî, "sahra" kelimesinin özellikle bütünlük arz eden, parçalanmamış büyük kaya kütleleri için kullanıldığını belirtir. Semud kavminin bu denli sert bir madde üzerinde (sahra) tasarrufta bulunabilmesinin, onların sahip oldukları fiziksel ve teknolojik gücün boyutlarını gösterdiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bölgedeki kumtaşı ve granit karışımı çok sert kaya yapılarını ifade ettiğini ve Semud'un bu kaya bloklarını oyarak yerleşim yerleri (Hicr/Medâin-i Salih) kurduğunu belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ontolojik açıdan sahranın "direncin ve sarsılmazlığın" sembolü olduğunu, buna rağmen insan eliyle nasıl şekil değiştirebildiğine dair bir vurgu taşıdığını ifade eder.

        Vâd (الوادي)

        İbn Fâris, v-d-y kökünün "akmak, süzülmek ve bir yöne doğru boşalmak" manasına geldiğini belirtir. Ona göre iki dağ arasındaki çukurluğa vâdi denilmesi, suyun oradan akıp gitmesi sebebiyledir. Kelime, coğrafi bir oluşumu ve suyun izlediği yolu temsil eder. Râgıb el-İsfahânî, vâdi kelimesinin dağlar arasındaki geniş ve alçak arazileri nitelediğini ifade eder. Ayette "bil-vâd" (vadide) şeklinde geçmesi, Semud kavminin yerleşim yerinin o dönemde "Vadi el-Kurâ" olarak bilinen veya genel olarak vadilerin içinde yer alan stratejik konumuna işaret eder. Angelika Neuwirth, bu kelimenin Mekki sûrelerdeki coğrafi betimlemelerde önemli bir yer tuttuğunu, Semud kavminin yerleşim düzeninin vadilerle olan bağının etimolojik olarak bu kelimeyle pekiştirildiğini savunur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bu bağlamda hem yerleşim yerini hem de o yerleşim yerinin fiziksel sınırlarını çizdiğini belirterek, Semud'un tüm ihtişamının ve inşaatının bu coğrafi boşluk içinde (vadi) şekillendiğini ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X