Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Fecr Sûresi, 8. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Fecr Sûresi, 8. Ayet

    اَلَّت۪ي لَمْ يُخْلَقْ مِثْلُهَا فِي الْبِلَادِۙۖ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Elletî lem yuḣlak miśluhâ fî-lbilâd(i)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      6. "Görmedin mi, Rabb'in ne yaptı Âd kavmine;"

      7-8. "Ülkeler içinde benzeri yaratılmamış olan, sütunlarla dolu İrem'e;"


      Geçmiş Ümmetlerden Alınacak İbretler

      Görmedin mi, Rabb’in ne yaptı Âd kavmine; ülkeler içinde benzeri yaratılmamış olan, sütunlarla dolu İrem’e... Âd, Semûd ve Firavun kıssalarının belirtilmesinde üç nükte vardır: Birincisi: Resûlullah’ı inkâr eden Mekke halkına bir uyarı vardır ki onlar da peygamberleri yalanlamış olan önceki kavimlerin başına gelen azap gibi bir akıbetle karşılaşmasınlar. İkincisi, Resûlullah’a (s.a.) ve ona iman edenlere bir teselli vardır. Şöyle ki: O (Mekke) halkının ileri gelenleri ve zorbaları da kendilerinden önce geçenlerin başına gelen felâket gibi bir musibete uğrayacaklardır. Üçüncüsü ise bunda Resûlullah’ın (s.a.) risâletine dair kanıt bulunmaktadır. Çünkü o, ümmî bir peygamber idi; ne okumuş ne de yazmıştı, ne de geçmiş milletlere dair haberleri ve kıssaları bilen kimselerle bir arada bulunmuştu. Onların durumlarını kendisine gelen vahiy yoluyla en ince ayrıntısına kadar bilmesi risâletinin delili olur.

      Bu İlâhî beyan iki şekilde yorumlanabilir: Birincisi bu beyan soru yerinde kullanılır ve onunla görme ve bilme anlamı kastedilir. Yani bilmedin mi ki Rabb’in onlara ne yaptı?! Onlara dair haberler sana ulaşmadı mı?! Bu haberler sana ulaşınca sen de onların helâk olduğunu bilmiş oldun. Ya da onlara dair bu haberler bu sûre vasıtasıyla kendisine bildirilmiştir, daha önceden onun bilgisi kendisinde yoktu. Bu durumda haber, hitap şeklinde belirtilir. İkincisi de bunun bildirme amaçlı söz başı olmasıdır. Şöyle demiş olur: Bil ki! Rabb’in Âd kavmine şöyle şöyle yaptı.

      “İrem” hakkında ihtilaf edilmiştir. Bazıları Âd’ın babasının İrem olduğunu söylemişlerdir. Bazıları da kabilenin reisi olduğunu ve Âd’ın kendisine nispet edildiğini söylemişlerdir. Nitekim konuşma esnasında kişi hakkında onun oğlu olmasa da falan Bekr b. Vâil’dendir denir. Kimileri de İrem’in Âd kavminin meskenleri olduğunu söylemiştir. Şöyle de denilmiştir: O, o mekânları bina eden kimsenin adıdır.

      Sütunlarla dolu İrem. Kimileri bundan maksat uzun boylu oluşlarıdır denilmiştir. Yani kıssada belirtildiği gibi uzun boylu Âd. Kimileri de uzun sütunlar gibi göğe yükselen muhkem yüksek binalardır demiştir. Bu yorum İrem’in meskenlerden ibaret olduğu şeklindeki yoruma dayanır. Kimileri de şöyle dediler: Direkleri ve germe halatları olan çadırlardır demişlerdir. Onlar çadır ve otağ sahibi kimselerdi. Onların oturdukları meskenleri direklerle kaldırılmış oluyordu.

      Ülkeler içinde benzeri yaratılmamış olan... Bazıları bu kavmin şiddetli, kuvvetli, yaratılış bakımından iri, işlerinde basiret sahibi kimseler olarak nitelenmiş olduklarını söylemiştir. Şu İlâhî beyanlarda belirtildiği gibi: “... ve yaratılışta sizi onlardan güçlü kıldı”; “Bizden daha güçlü kim var?” dediler”. Onlardan hikâye yoluyla meâlen şöyle buyurdu: “...gerçeği görme yeteneğine de sahiplerdi” Allah Teâlâ onları basiret sahipleri olarak niteledi. Gene bina ettikleri ve ülkelerde eşi benzeri bulunmayan meskenlerinin murat edilmiş olması da mümkündür.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Yuhlak (يُخْلَقْ)

        İbn Fâris, h-l-k kökünün iki temel aslı olduğunu belirtir: Birincisi "bir şeyi ölçmek ve bir örneğe göre takdir etmek", ikincisi ise "pürüzsüzlük"tür. Ona göre bu ayetteki kullanım, İrem şehrinin veya kavminin benzersiz bir tasarım, mühendislik ve ölçü ile meydana getirildiğini ifade eder. Kökün "takdir" anlamı, bu topluluğun inşasındaki planlı ve görkemli yapıyı vurgular. Râgıb el-İsfahânî, "halk" kelimesinin bir şeyi yoktan var etmek veya mevcut bir maddeden yeni bir biçim oluşturmak manasına geldiğini söyler. Buradaki pasif kullanımın (yuhlak), İrem'in o güne kadar görülmemiş bir mimari ve teknik ustalıkla inşa edildiğine veya takdir edildiğine işaret ettiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ontolojik yapısında h-l-k kökünün, bir varlığa kendine has tabiatını ve sınırlarını verme eylemi olduğunu vurgular. Izutsu'ya göre "yuhlak" ifadesi, İrem'in yaratılışındaki veya inşasındaki olağanüstülüğün ilahi bir kıyas düzlemine çekilmesidir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), fiilin meçhul (edilgen) gelmesinin, odak noktasını "yaratıcıdan" ziyade "yaratılanın/yapılanın" benzersizliğine ve dehşetine kaydırdığını ifade eder. Ona göre bu, muhatabın dikkatini doğrudan o emsalsiz eserin kendisine çeker. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada sadece biyolojik bir yaratılışı değil, aynı zamanda teknik bir inşa sürecini ve sosyal bir organizasyonun ortaya çıkışını da kapsayan geniş bir "var etme" anlamında kullanıldığını belirtir. Öztürk'e göre bu fiil, Ad kavminin sahip olduğu teknolojik üstünlüğün benzersizliğini tescil eder.

        Misluhâ (مِثْلُهَا)

        İbn Fâris, m-s-l kökünün "bir şeyin dengi, benzeri ve örneği olmak" manasına geldiğini ifade eder. Ona göre bu kök, iki şey arasındaki tam bir uyumu ve aynılığı temsil eden asli bir yapıya sahiptir. Râgıb el-İsfahânî, "misl" kelimesinin bir şeyin hem niteliğinde (keyfiyet) hem de niceliğinde (kemiyet) ona eşit olması durumunu nitelediğini belirtir. Ayetteki "misluhâ" ifadesi, İrem'in bir benzerinin veya eşdeğerinin o zamana kadar dünya üzerinde var olmadığını vurgulayan mutlak bir benzersizlik ilanıdır. Toshihiko Izutsu, kelimenin semantik işlevinin bir "kıyaslama" kategorisi oluşturmak olduğunu söyler. Izutsu'ya göre buradaki olumsuzlama (lem yuhlak misluhâ), İrem'i tarihsel ve coğrafi tüm örneklerden kopararak onu bir "istisna" konumuna yerleştirir. Bu, kelimenin anlam dünyasında "eşi olmayan bir zirve" imajı oluşturur. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "misl" kavramının varlık hiyerarşisindeki yatay benzerlikleri ifade ettiğini, ancak bu ayetteki kullanımın bu yataylığı kırarak dikey bir üstünlük ve ihtişam iddiasını dile getirdiğini belirtir. Kılıç'a göre buradaki zamir (hâ), İrem'in tüm o devasa ve direkli yapısına (Zâti'l-imâd) dönerek, benzerliğin hem fiziksel hem de güç bazlı reddini ifade eder.

        Bilâd (الْبِلَادِ)

        İbn Fâris, b-l-d kökünün temel manasının "bir yerin sabitlenmesi, toprak parçası ve yerleşim yeri" olduğunu ifade eder. Ona göre "beled" veya "bilâd", üzerinde insanların yerleştiği, bir düzen kurduğu ve hayatın sabitlendiği her türlü araziyi kapsayan geniş bir terimdir. Râgıb el-İsfahânî, bilâd kelimesinin "beled"in çoğulu olduğunu ve sınırları belli olan, üzerinde medeniyet kurulan bölgeleri temsil ettiğini belirtir. İsfahânî'ye göre bu kelime, İrem'in sadece yerel bir bölgede değil, o dönemde bilinen tüm "diyarlar" ve "ülkeler" içinde en görkemlisi olduğunu ifade etmek için seçilmiştir. Arthur Jeffery, kelimenin Arapça kökenli olduğunu kabul etmekle birlikte, Semitik dillerdeki benzer yapılarla ilişkisine değinir ve kelimenin yerleşik hayata, toprağa bağlılığa dair kadim bir terim olduğunu belirtir. Angelika Neuwirth, "bilâd" kavramının Mekki sûrelerdeki coğrafi ufku temsil ettiğini ve bu kullanımın, İrem'in şöhretinin tüm coğrafyalara yayıldığına dair bir vurgu içerdiğini savunur. Neuwirth'e göre kelime, o dönemki uygar dünyanın tamamını kapsayan bir mekân algısı yaratır. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin çoğul gelmesinin (şehirler/ülkeler), İrem'in ihtişamının tekil bir yerleşimle sınırlı kalmadığını, o günkü dünyanın tamamını kapsayan küresel bir kıyas alanı oluşturduğunu ifade eder. Aydar'a göre bilâd, insan elinin değdiği tüm coğrafi sınırları içine alan bir kuşatıcılığa sahiptir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X