اِرَمَ ذَاتِ الْعِمَادِۙۖ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Fecr Sûresi, 7. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: benzeri yaratılmayan, ad kavmi, irem, fecr suresi 7. ayet, fecr 7, fecr suresi, yüksek sütunlu şehir
-
6. "Görmedin mi, Rabb'in ne yaptı Âd kavmine;"
7-8. "Ülkeler içinde benzeri yaratılmamış olan, sütunlarla dolu İrem'e;"
Geçmiş Ümmetlerden Alınacak İbretler
Görmedin mi, Rabb’in ne yaptı Âd kavmine; ülkeler içinde benzeri yaratılmamış olan, sütunlarla dolu İrem’e... Âd, Semûd ve Firavun kıssalarının belirtilmesinde üç nükte vardır: Birincisi: Resûlullah’ı inkâr eden Mekke halkına bir uyarı vardır ki onlar da peygamberleri yalanlamış olan önceki kavimlerin başına gelen azap gibi bir akıbetle karşılaşmasınlar. İkincisi, Resûlullah’a (s.a.) ve ona iman edenlere bir teselli vardır. Şöyle ki: O (Mekke) halkının ileri gelenleri ve zorbaları da kendilerinden önce geçenlerin başına gelen felâket gibi bir musibete uğrayacaklardır. Üçüncüsü ise bunda Resûlullah’ın (s.a.) risâletine dair kanıt bulunmaktadır. Çünkü o, ümmî bir peygamber idi; ne okumuş ne de yazmıştı, ne de geçmiş milletlere dair haberleri ve kıssaları bilen kimselerle bir arada bulunmuştu. Onların durumlarını kendisine gelen vahiy yoluyla en ince ayrıntısına kadar bilmesi risâletinin delili olur.
Bu İlâhî beyan iki şekilde yorumlanabilir: Birincisi bu beyan soru yerinde kullanılır ve onunla görme ve bilme anlamı kastedilir. Yani bilmedin mi ki Rabb’in onlara ne yaptı?! Onlara dair haberler sana ulaşmadı mı?! Bu haberler sana ulaşınca sen de onların helâk olduğunu bilmiş oldun. Ya da onlara dair bu haberler bu sûre vasıtasıyla kendisine bildirilmiştir, daha önceden onun bilgisi kendisinde yoktu. Bu durumda haber, hitap şeklinde belirtilir. İkincisi de bunun bildirme amaçlı söz başı olmasıdır. Şöyle demiş olur: Bil ki! Rabb’in Âd kavmine şöyle şöyle yaptı.
“İrem” hakkında ihtilaf edilmiştir. Bazıları Âd’ın babasının İrem olduğunu söylemişlerdir. Bazıları da kabilenin reisi olduğunu ve Âd’ın kendisine nispet edildiğini söylemişlerdir. Nitekim konuşma esnasında kişi hakkında onun oğlu olmasa da falan Bekr b. Vâil’dendir denir. Kimileri de İrem’in Âd kavminin meskenleri olduğunu söylemiştir. Şöyle de denilmiştir: O, o mekânları bina eden kimsenin adıdır.
Sütunlarla dolu İrem. Kimileri bundan maksat uzun boylu oluşlarıdır denilmiştir. Yani kıssada belirtildiği gibi uzun boylu Âd. Kimileri de uzun sütunlar gibi göğe yükselen muhkem yüksek binalardır demiştir. Bu yorum İrem’in meskenlerden ibaret olduğu şeklindeki yoruma dayanır. Kimileri de şöyle dediler: Direkleri ve germe halatları olan çadırlardır demişlerdir. Onlar çadır ve otağ sahibi kimselerdi. Onların oturdukları meskenleri direklerle kaldırılmış oluyordu.
Ülkeler içinde benzeri yaratılmamış olan... Bazıları bu kavmin şiddetli, kuvvetli, yaratılış bakımından iri, işlerinde basiret sahibi kimseler olarak nitelenmiş olduklarını söylemiştir. Şu İlâhî beyanlarda belirtildiği gibi: “... ve yaratılışta sizi onlardan güçlü kıldı”; “Bizden daha güçlü kim var?” dediler”. Onlardan hikâye yoluyla meâlen şöyle buyurdu: “...gerçeği görme yeteneğine de sahiplerdi” Allah Teâlâ onları basiret sahipleri olarak niteledi. Gene bina ettikleri ve ülkelerde eşi benzeri bulunmayan meskenlerinin murat edilmiş olması da mümkündür.
Yorumu Yorumla
-
İrem (إِرَمَ)
İbn Fâris, e-r-m kökünün temel manasının "bir şeyi işaretlemek, belirgin hale getirmek veya bir şeyi başka bir şeye katmak" olduğunu belirtir. Ona göre çölde yol göstermek için üst üste yığılan taşlara "irem" denilmesi, bu nesnelerin belirgin birer nişane olmasından kaynaklanır. Bu bağlamda İrem, hem mimarisiyle belirginleşmiş muazzam bir şehri hem de tarihte derin izler bırakmış köklü bir kabileyi ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, İrem isminin Ad kavminin bir koluna veya onların kurduğu şehre verildiğini söyler. Kelimenin aslen "yüksek ve görkemli yapı" manasıyla ilişkili olduğunu, bu topluluğun inşa ettikleri devasa binalar nedeniyle bu isimle anıldığını ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin kökeni hakkında çeşitli tartışmalara değinerek, İrem isminin Güney Arabistan yazıtlarında (Saba dillerinde) yer alan yer isimleriyle veya "Aram" (Aramiler) ismiyle tarihsel bir bağı olabileceğini belirtir. Jeffery, Kur'an'daki bu kullanımın muhataplarca bilinen efsanevi veya tarihsel bir başkenti nitelediğini savunur. Theodor Nöldeke, İrem'i tarihsel bir kabile isminden ziyade, Arap folklorunda ve erken dönem şiirinde "kaybolmuş, muazzam ve ulaşılamaz medeniyet" algısının bir parçası olarak değerlendirir. Angelika Neuwirth, Mekki sûrelerdeki bu isimlendirmenin, Geç Antik Çağ'ın "harabelere bakıp ibret alma" (ucland/ruin) edebiyatıyla uyumlu olduğunu ve İrem'in yıkılmış bir ihtişamı simgelediğini ifade eder. Gabriel Said Reynolds, kelimenin Aramice kökenli "Aram" ismiyle olan benzerliğine dikkat çekerek, bunun Tevrat'taki şecere anlatılarıyla kurulan bir bağlantı olabileceğini öne sürer. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, İrem'in hem bir şahıs (Ad'ın dedesi), hem bir kabile (Ad-ı İrem) hem de Şeddad tarafından kurulan o meşhur şehir (İrem Bağları/Şehri) olarak tefsir edildiğini, ancak en kuvvetli ihtimalin Ad kavminin en görkemli ve güçlü kolunu ifade etmesi olduğunu belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin Arapların tarihsel hafızasındaki yerini vurgulayarak, İrem'in güç, zenginlik ve sarsılmazlık tasavvurunun zirvesini temsil ettiğini ifade eder.
Zât (ذَاتِ)
İbn Fâris, bu kelimenin aslının z-v (z-v-v) köküne dayandığını ve "sahip, malik, bir şeye eklemlenen öz" manasına geldiğini belirtir. Ona göre zât, bir şeyin ayrılmaz bir parçası olan vasfı veya o vasfın taşıyıcısı olan özü ifade eder. Ayetteki kullanımıyla "direklerin sahibi" veya "direklere sahip olan" manasını pekiştirir. Râgıb el-İsfahânî, zât kelimesinin bir şeyin hakikatini ve cevherini temsil ettiğini söyler. "Zâti'l-imâd" tamlamasında bu kelime, İrem'in temel karakteristiğinin ve en belirgin niteliğinin "imâd" (direkler/yüksek binalar) olduğunu vurgulamak için kullanılmıştır. Toshihiko Izutsu, kelimenin semantik işlevini incelerken, zât kelimesinin bir nesneyi diğerinden ayıran en temel "ontolojik özelliği" nitelediğini ifade eder. Burada İrem toplumu veya şehri, kendisini var eden ve meşhur kılan o büyük güç ve mimari ile özdeşleştirilmiştir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, zât kelimesinin teknik anlamda bir şeyin kendisiyle kaim olduğu "öz"ü ifade ettiğini, bu ayette ise tarihsel bir topluluğun varoluşsal kimliğinin güç ve ihtişam üzerine inşa edildiğine dair felsefi bir vurgu taşıdığını belirtir.
İmâd (الْعِمَادِ)
İbn Fâris, a-m-d kökünün temel manasının "dayanmak, güvenmek ve bir şeyi ayakta tutan destek" olduğunu ifade eder. Ona göre bir binayı taşıyan direklere veya bir kabilenin güvenip dayandığı asalet ve güç sahibi liderlerine bu sebeple "imâd" denir. Kökün "niyet ve yöneliş" (amede) anlamı da, bir şeye odaklanıp ona dayanmakla ilgilidir. Râgıb el-İsfahânî, imâd kelimesinin yüksek binaları, çadırları taşıyan sütunları veya bir toplumun dayandığı temel otorite figürlerini kastettiğini belirtir. Ayetteki çoğul vurgusuyla, İrem'in sadece fiziksel mimarisinin değil, aynı zamanda sarsılmaz görünen siyasi ve askeri gücünün de kastedildiğini söyler. Toshihiko Izutsu, kelimenin semantik alanını analiz ederken "imâd"ın sadece mimari bir terim olmadığını, aynı zamanda bir kabilenin "direği" sayılan soyluluk ve şeref (haseb-neseb) kavramlarıyla da ilişkili olduğunu savunur. Izutsu'ya göre bu kelime, Ad kavminin kendilerini sarsılmaz ve yıkılmaz gördükleri o kibirli duruşu sembolize eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi tasvirine dikkat çekerek, "imâd"ın hem dikey bir yükselişi (gökdelenler/yüksek yapılar) hem de bu yükselişin ardındaki kibir ve azameti resmettiğini ifade eder. Angelika Neuwirth, imâd kelimesinin Geç Antik Çağ şiirinde "kudretli kabilelerin dayanağı" olarak sıkça kullanıldığını, Kur'an'ın bu terimi seçerek o kabilenin devasa sütunlar üzerindeki ihtişamını ve sonunda gelen yıkımını dramatik bir şekilde karşılaştırdığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, imâdın fiziksel manada o dönemde emsali görülmemiş yükseklikteki sütunları ve binaları ifade ettiğini, ancak mecazi olarak bu toplumun dayandığı sınırsız güç ve saltanatı nitelediğini vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, imâd kavramının insanın dünyadaki "sahte güven" duygusunu temsil ettiğini, sarsılmaz sanılan o devasa direklerin (güç odaklarının) ilahi irade karşısında nasıl devrildiğine dair ontolojik bir uyarı taşıdığını belirtir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla