وَالْفَجْرِۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Fecr Sûresi, 1. Ayet
Daralt
X
-
1. "Yemin olsun tan yerinin ağarmasına;"
2. "On geceye;"
3. "Çift olana ve tek olana;"
Hac Mekânı Güvenli Kılınmıştır
Araplar âdetleri üzere bir şeyi güzel gördüklerinde onu gözlerinde tâzimle büyütürler ve yücelttikleri varlıklar üzerine de yemin ederlerdi. Allah Teâlâ hacda ve onun vakitlerinde birtakım hikmetler ve yönetime dair acayiplikler var etti. Onun en lütufkâr hikmetinden ve hayreti mûcip yönetiminden biri de hac yapılan mekânı insanlık için güvenli bölge kılmasıydı. Öyle ki insanlar bu güvenin nasıl oluştuğu sırrını bir türlü kavrayamadılar. Allah insanların kalplerinde oraya karşı ortak bir ülfet oluşturdu ve bunun sonucunda insanlar orada toplanmak için harekete geçmeyi arzular hale geldiler. Kendi aralarında birbirlerine karşı kin, düşmanlık gibi duygular beslemelerine rağmen akıl erdiremedikleri bir şekilde orada bir araya gelmeye arzulu oldular. Bunun sonucunda oranın halkı tam bir güven içinde beldelerde dolaşır hale geldi. Öyle ki Allah Teâlâ bu gerçeği ifade etmek üzere şöyle buyurmuştur: “İnkâr edenlerin (gönüllerince) diyar diyar dolaşmaları sakın seni yanıltmasın!” Uzak belde halklarını Mekke halkının ihtiyaç duyacağı erzak ve sair gereksinimlerini oraya götürmeye müheyya kıldı. Kendilerini, oldukça külfetli gelse de oraya gitmeye arzulu kıldı. [Sonra bu külfetli durum onların hac için Mekke’ye gelmelerine] mani olmadı. Bunlardan da anlaşıldı ki orada birtakım sırlar ve lütuflar vardır ki bunlar ora halkının kendi güçlerinin ve tedbirlerinin dışında bir durum arz etmektedir. Bunun belirtilmesinde ölümden sonra tekrar diriltilme ve âhiret hayatının varlığını kabule ve içlerindeki şüphelerin giderilmesine işaret edecek kanıt vardır. Allah Teâlâ, hac günleri olması ve bütün rükünlerinin bu günlerde eda edilmesi hasebiyle şanı yüce olan bu vakitlere ve günlere yemin etti. Arap âdetine göre kendilerince ulu gördükleri babalarına, atalarına ve putlarına yemin etmek söz konusuydu. Bu belirtilenler de onlar nezdinde tâzimi gerekli olaylardır. Bu itibarla onlara yemin edilmesi, Araplar’ın âdetlerine göre yemin etme şeklinde olmuştur.
Yeminler içine “çift”; “tek” ve “fecir” girmektedir. Bazıları şöyle dedi: “Şef” (الشَّفْعِ), yani çift olan kurban bayramı günüdür, çünkü o ayın onuncu günü olmaktadır. “Vetr” (وَالْوَتْرِ), yani tek ise Arafat günüdür, yani ayın dokuzuncu günüdür. Çift, tek ve geçip gitmekte olan gece ile bütün ibadetlerin kastedilmesi de mümkündür. Zira her ibadette illâ ki hem tek hem de çift vardır.
“Tek” ile Allah Teâlâ’nın, “çift” ile bütün yaratıkların kastedilmesi de mümkündür. Zira Allah yaratıklarını çift yaratmıştır. Allah Teâlâ ise zatı ile tektir. Buna göre yemin, hem zatına hem de bütün yaratıklara yapılmış olur. “Çift” ve “tek” ile cümle yaratılmışların kastedilmiş olması da mümkündür. Çünkü onlarda hem çift hem tek mânası birlikte vardır. Buna göre yemin bütün mahlûkata yapılmış olur.
Yorum
-
Fecr (الفجر)
İbn Fâris, f-c-r kökünün temel anlamının "yarmak, çatlatmak, bir şeyi açıp ortaya çıkarmak" olduğunu belirtir. Ona göre bu kelime, sabahın ilk ışıklarının gecenin karanlığını yarması ve ortaya çıkması sebebiyle bu doğa olayına isim olmuştur. Aynı kökün suyun fışkırması veya bir yerden kaynaması anlamında da kullanıldığını ifade ederek, ışığın karanlık içinden fışkırması ile suyun yerden fışkırması arasındaki etimolojik paralelliğe dikkat çeker. Râgıb el-İsfahânî de bu görüşü destekleyerek, kelimenin asıl manasının "bir engeli, perdeyi yararak içindekini dışarı akıtmak" olduğunu vurgular. İsfahânî'ye göre sabah vaktine fecr denilmesi, güneş ışığının gece perdesini büyük bir genişlikte yırtarak fışkırmasından kaynaklanmaktadır. Semantik alan analizleri yapan Toshihiko Izutsu, f-c-r kökünün Kur'an'daki kavramsal ağını incelerken kelimenin temelindeki "yarıp geçme, sınırları ihlal etme" dinamizmine odaklanır. Izutsu, fiziksel bir olgu olan karanlığın yırtılması (fecr) ile ahlaki veya dini sınırların çiğnenerek günaha dalınması (fucûr/fâcir) kelimeleri arasındaki kök akrabalığını, her iki durumun da "mevcut bir durumun veya kuralın şiddetle kırılması" ortak paydasında buluşmasıyla açıklar. Edebi ve Kur'an'ın kendi bütünlüğü bağlamında tefsir yöntemini benimseyen Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin bu kök anlamından yola çıkarak Fecr sûresindeki kullanım bağlamını analiz eder. Ona göre fecr, basit bir zaman diliminden ziyade karanlığın şiddetle ve güç kullanılarak yırtılmasını ifade eder; bu durum sûrenin ilerleyen ayetlerinde bahsedilen Ad, Semud ve Firavun gibi zalim toplumların helak edilerek karanlıklarının yırtılması ve ilahi adaletin bir sabah ışığı gibi patlamasıyla sembolik bir bütünlük oluşturur. Angelika Neuwirth, Mekke dönemi sûrelerinin yapısal ve kronolojik tahlilinde bu kelimenin sadece kozmolojik bir doğa olayını değil, aynı zamanda Geç Antik Çağ'daki dini ritüellerle de bağlantılı olarak sabah ibadetini, kültük bir günün başlangıcını ve kutsal sabah okumasının yapıldığı zaman dilimini ifade ettiğini öne sürer. Tarihselci bir yaklaşımla kelimeyi inceleyen Prof. Dr. Mustafa Öztürk ise, fecr kelimesinin Kur'an'ın ilk muhatapları olan Arapların tarihsel ve sosyolojik gerçekliği içindeki yerine dikkat çeker. Öztürk'e göre çölde seyahat, hayat ve güvenlik için en kritik dönüşüm anlarından biri olan karanlığın yırtılma vaktinin üzerine yemin edilmesi, bu zaman diliminin Arap kültüründeki yaşamsal önemine ve o anın taşıdığı varoluşsal değere yapılan güçlü bir vurgudur.
Yorum
Yorum