وَاِنْ يُر۪يدُوا خِيَانَتَكَ فَقَدْ خَانُوا اللّٰهَ مِنْ قَبْلُ فَاَمْكَنَ مِنْهُمْۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Enfâl Sûresi, 71. Ayet
Daralt
X
-
Eğer sana hıyanet etmek istiyoriarsa bilin ki onlar, daha önce de hainlik ettiler, Allah da onları elinize düşürdü; O yaptığını, bilerek ve yerinde yapmaktadır.
Eğer sana hıyanet etmek istiyoriarsa bilin ki onlar, daha önce de hainlik ettiler, Allah da onları elinize düşürdü. Bu beyanın daha önce geçen ayetin bağlantısı olması (sıla) mümkündür. Bunlar şu ayetlerdir: "Kendileriyle antlaşma yapıldığı halde, her defasında Allah'tan korkmadan yaptıkları antlaşmayı bozanlardır"; "Seni oyuna getirmeye kalkışırlarsa kuşkusuz Allah sana yeter". Ve bunun dışında şu beyan da bunlar gibidir: "Eğer bir topluluğun antlaşmayı bozacağından endişe edersen". Bunların akabinde Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur: Antlaşmayı bozma ve bunun dışındaki emanetler konusunda sana hıyanet etmek istiyorlarsa bilin ki onlar, daha önce Allalı'a hainlik ettiler. Allah'a hainlik ettiler. Yerine getireceklerine dair söz verdikleri konuda. Vermiş oldukları sözlerden biri şudur: "Eğer bizi bu felaketten kurtarırsan vallahi sana şükredenlerden olacağız" Allah onları bu durumdan kurtarmış, fakat onlar şükredenlerden olmamışlardır. Yine bunun örneklerinden biri şu ilahi beyandır: "Onların içinde öyleleri var ki, 'Allah bize lütuf ve kereminden bahşederse biz de elbette hayır yolunda harcar ve iyi kimselerden oluruz' diye Allah'a söz vermişlerdi" Allah bunu onlara bahşetmiştir, onlar ise söz verdikleri şeyi yerine getirmemişlerdir. Onlar vermiş oldukları diğer sözlere ve kendilerine verilen emanetlere riayet etmemek suretiyle de Allah'a hainlik etmişlerdir. Veya bu mesele, Allah'ın Hz. Muhammed'in özellik ve onun niteliklerini kendilerine gelen kitaplarda, bildirilmesiyle ilgili olarak onlardan aldığı ah de ilişkindir. Onlar bunu gizlemişler, tahrif etmişler ve onun niteliklerinin aksini açıklamışlardır. Bu durum onların hainliğidir. Dolayısıyla Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: Onlar daha önce Allah'a hainlik ettiler, Allah da onları elinize düşürdü. Onlar sana hainlik ettiklerinde Allah onları senin eline düşürür. "Fe emkene minhüm" (فأمكن منهم) beyanı hakkında bazı alimler şöyle demiştir: Hıyanetlerinin karşılığı olarak onlardan intikam aldı. Bazıları da şöyle demiştir: Sana imkan verdi, ta ki sen onlardan intikam aldın. Eğer sana hıyanet etmek istiyorlarsa mealindeki beyan irade anlamında değil, aksine hıyanet fiilinin gerçekleşmiş olması manasındadır. Cenab-ı Hak sanki şöyle buyurmuş olmaktadır: Eğer sana hıyanet etmişlerse, daha önce Allah'a da ihanet ettiler. Faka burada Cenab-ı Hak irade kavramını belirtmiştir, çünkü irade her özgür failin niteliğidir. Zira fiiller, irade olmaksızın gerçekleşmez.
Allah her şeyi bilendir. Yani onların gizledikleri ihaneti ve antlaşmaları bozmalarını. O, her şeyi yerli yerinde yapandır. Yani işinde ve hükmünde. Öyle ki onlara karşı sana imkan vermiştir. Bazı alimler eğer sana hıyanet etmek istiyorlarsa bilin ki onlar, daha önce de hainlik ettiler mealindeki beyan hakkında şöyle demiştir: Yani eğer onlar müslüman olduktan sonra seni inkar etmek suretiyle sana hıyanet ettilerse, bil ki onlar daha önce de Allah'a hainlik ettiler. Yani onlar daha önce Allah'ı inkar etmişlerdi. Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: Onlar sana hıyanet ettilerse, Allah da onlara karşı sana imkan verdi, sen de Bedir'de yaptığın gibi onları öldürdün ve esir aldın. Allah yaratmış olduklarını en iyi bilendir. O, işinde hikmet sahibidir.
Yorumu Yorumla
-
Yurîdû (يُرِيدُوا)
Kelimenin kökü r-v-d harflerinden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyi aramak, talep etmek, arzu etmek ve bir şeye doğru usulca ve kasten yönelmek" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "irade" kavramını, insanın içindeki arzunun, aklın yönlendirmesiyle bilinçli bir karara ve eylem planına (kasta) dönüşmesi olarak açıklar. İrade, sıradan bir heves değil, eyleme dökülmeyi bekleyen tasarlanmış bir niyet aşamasıdır.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Bedir esirlerinin serbest bırakılması bağlamında bu fiilin psikolojik ve diplomatik derinliğine dikkat çeker. "Eğer irade ederlerse/isterlerse" (in yurîdû) şartı, affedilen veya fidye ile salıverilen bu kişilerin ileride gizli bir intikam veya yeni bir askeri/siyasi manevra yapma ihtimallerini kayda geçirir. Kur'an, Müslümanları saflığa (naifliğe) değil; düşmanın o tasarlanmış niyetlerini (iradelerini) önceden okuyan rasyonel bir siyasi teyakkuza davet eder.
Hıyâneteke (خِيَانَتَكَ)
Kelimenin kökü h-v-n harflerinden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "emanete riayetsizlik, verilen sözden gizlice dönme ve vefasızlık" olduğunu belirtir. Sadakatin (vefa) tam zıddıdır.
Râgıb el-İsfahânî, hıyanet kavramını nifak ile kıyaslayarak inceler. Nifak, dinde (inançta) gizlice farklı davranmak iken; hıyanet, ahitlerde (sözleşmelerde), emanetlerde ve sosyal ilişkilerde karşı tarafın güvenini gizlice ve sinsice suistimal etmektir.
Toshihiko Izutsu, ihanet kavramının teo-politik ahlaktaki yerini analiz eder. Izutsu'ya göre, ayetteki "Sana hainlik etmek isterlerse, onlar daha önce Allah'a da hainlik etmişlerdi" (fekad hânûllâhe min kablu) ifadesi, ihaneti kabilevi veya bireysel bir suç olmaktan çıkarıp doğrudan ontolojik bir seviyeye taşır. Peygambere yapılacak bir siyasi/askeri ihanet (hıyâneteke), aslında evrenin yaratıcısıyla yapılan o temel varoluşsal sözleşmenin (tevhidin) bozulmasının yatay (dünyevi) düzlemdeki yansımasından ibarettir.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu kelimenin devlet aklını inşa eden psikolojik uyarısını vurgular. Bintü'ş-Şâtı'ya göre ayet, İslam toplumuna düşmanın karakter haritasını vermektedir: Otoritenin ve nimetin asıl sahibi olan Allah'ın hakkını gasp etme cüretini gösteren (şirk koşan) bir zihniyetin, yeryüzünde bir antlaşmaya (veya peygambere) sadık kalmasını beklemek sosyolojik bir hatadır. İhanet, küfrün doğal bir türevidir.
Fe-emkene (فَأَمْكَنَ)
Kelimenin kökü m-k-n harflerinden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyin yerleşmesi, sabit olması, mevki sahibi olmak ve gücü/kudreti yetmek" olduğunu belirtir. Mekân kelimesi de bir varlığın sabitlendiği ve yerleştiği alan olduğu için bu kökten türemiştir.
Râgıb el-İsfahânî, "imkân" eylemini, bir failin bir fiili gerçekleştirebilmesi için gerekli olan tüm şartlara (güç, alet, zaman, mekan ve dışsal fırsatlara) eksiksiz olarak sahip olması, elinin güçlenmesi olarak açıklar.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu fiilin (fe-emkene) Bedir'deki askeri ve teolojik karşılığını inceler. Düşmanların ihanet potansiyeli karşısında Müslümanlara güvence veren şey, kendi sayısal üstünlükleri değil; bizzat Allah'ın, o hainleri savaş meydanında Müslümanların eline düşürmesi, yakalayıp esir etme "imkânını" (kudretini ve fırsatını) sunmasıdır. Aydar'a göre bu eylem, ilahi iradenin tarihe fiziksel bir müdahalesi (askeri bir lütfu) olarak formüle edilmiştir.
Gabriel Said Reynolds, "emkene minhum" (onlara karşı imkan/güç verdi) formülünün savaş hukukundaki meşruiyet zeminini değerlendirir. Reynolds'a göre, savaş meydanında düşmanı alt etmek veya onları esir/mağlup statüsüne düşürmek (imkân); rastgele bir kaba kuvvet gösterisi değil, onların "önceden Allah'a yaptıkları ihanetin" (hânûllâhe) mutlak bir hukuki neticesi ve ilahi adalet terazisinin (cezalandırmanın) fiiliyata dökülmesidir.
Alîmun (عَلِيمٌ)
Kelimenin kökü a-l-m harflerinden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyin izini sürmek, işaretini kavramak ve onun hakikatine mutlak surette vakıf olmak" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, ilim kavramını, "bir durumu hiçbir şüpheye yer bırakmaksızın, olduğu gibi, tüm gizlilikleriyle kavramak" olarak açıklar.
Hakîmun (حَكِيمٌ)
Kelimenin kökü h-k-m harflerinden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "menetmek, engellemek, düzeltmek, adaleti tesis etmek ve bir şeyi sağlam/eksiksiz yapmak" olduğunu belirtir.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin sonundaki "Alîm ve Hakîm" ikilisinin (fasılanın), esirlerle ve potansiyel hainlerle olan siyasi/diplomatik ilişkinin üzerine koyduğu şaşmaz dengeyi inceler. Kılıç'a göre Allah, düşmanların gizli niyetlerini, gelecekte kuracakları tuzakları ve içlerindeki ihaneti eksiksiz olarak bilmektedir (Alîm). Ancak bu ihaneti önceden bilmesi, onları suç işlemeden önce helak edeceği anlamına gelmez; onlara mühlet vermesi, esir düşürmesi veya fidyeyle salıverilme kapısını açık bırakması, olayları belirli bir yasa ve nedensellik zinciri içinde yöneten o kusursuz teo-politik bilgeliğinin (Hakîm) bir sonucudur. Zira hikmet, adaleti tam zamanında ve kusursuz bir sağlamlıkla (h-k-m) tesis etmektir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla