Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Enfâl Sûresi, 63. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Enfâl Sûresi, 63. Ayet

    وَاَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِهِمْۜ لَوْ اَنْفَقْتَ مَا فِي الْاَرْضِ جَم۪يعاً مَٓا اَلَّفْتَ بَيْنَ قُلُوبِهِمْ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ اَلَّفَ بَيْنَهُمْۜ اِنَّهُ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Veellefe beyne kulûbihim(c) lev enfakte mâ fî-l-ardi cemî’an mâ ellefte beyne kulûbihim velâkinna(A)llâhe ellefe beynehum(c) innehu ‘azîzun hakîm(un)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Müminlerin gönüllerini birleştiren de O'dur. Dünyanın bütün servetini harcasaydın onların gönüllerini birleştiremezdin, fakat Allah onların aralarını düzeltti. O izzet ve hikmet sahibidir.

      Müminlerin gönüllerini birleştiren de O'dur. Dünyanın bütün servetini harcasaydın onların gönüllerini birleştiremezdin. Bazıları şöyle demiştir: Müminlerin gönüllerini etrafında toplandıkları dinle birleştiren de O'dur. Tıpkı şu ilahi beyanda bildirildiği gibi: "Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı yapışın; bölünüp parçalanmayın. Allah'ın size olan nimetini hatırlayınız. Hani siz birbirine düşman idiniz de Allah gönüllerinizi birleştirdi ve O'nun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi Allah kurtarmıştı". Cenab-ı Hak onların inkar ettikleri müddetçe düşman olduklarını bildirmiştir. Müslüman olduklarında kardeş olmuşlardır. Fakat bize göre İslam'ın gönüllerde ülfeti sağlaması ve onları birleştirmesi gerekir. Bununla birlikte İslam bulunduğu halde gönüllerin birleşmemesi durumu da mümkündür ki aralarını düzeltenin, lütfu ve keremiyle Allah olduğu bilinsin. Bu, fakat Allah onların aralarını düzeltti mealindeki beyanda bildirilen durumdur. Ayette bildirilen gönüllerin birleştirilmesinin bazan dinle, bazan de Allah katından bir lütufla olması mümkündür. Aralarındaki ihtilaf ve düşmanlığın sebebi din ise, uzlaşma olduğunda ihtilaf ve düşmanlık ortadan kalkar. Eğer arzu ve isteklerden dolayıysa, bu durumda Allah'ın lütfuyla ortadan kalkar. O izzet ve hikmet sahibidir. İzzet sahibidir. Yani O'nu hiçbir şey aciz bırakamaz, emrinde ve hükmünde hikmet sahibidir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ellefe (أَلَّفَ)

        Kelimenin kökü e-l-f harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "birbiriyle uyumsuz veya dağınık olan parçaları bir araya getirmek, kaynaştırmak, ünsiyet (yakınlık) kurmak ve aşina olmak" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "te'lîf" eylemini, sadece fiziksel bir yan yana gelme olarak değil; zıtlıkların, düşmanlıkların ve farklılıkların ortadan kaldırılarak parçaların uyumlu, sarsılmaz ve tek bir bütüne (ittifaka) dönüştürülmesi olarak tanımlar.

        Toshihiko Izutsu, te'lif kavramının Kur'an'daki sosyolojik mucizesini inceler. Izutsu'ya göre Cahiliye Arap toplumu, kabile asabiyetinin ve bitmek bilmeyen kan davalarının (özellikle Medine'deki Evs ve Hazrec kabileleri arasındaki yüzyıllık savaşların) esiriydi. Bu bedevi toplumunda, düşman kabilelerin kalplerinin "kaynaştırılması" (te'lif), insan aklının veya siyasi dehanın çözebileceği bir mesele değildi. Kur'an, kalplerin arasını bulma işini doğrudan Allah'a nispet ederek, İslam kardeşliğinin (uhuvvet) yatay/beşeri bir sözleşme değil, dikey/ilahi bir mucize olduğunu tesciller.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Bedir sonrası Medine toplumunun siyasi inşasında bu fiilin rolüne dikkat çeker. Öztürk'e göre "ellefe" fiili; kan bağına dayalı bedevi kabile konfederasyonlarının yıkılarak, yerine inanç bağına (tevhide) dayalı, düşmanları tek bir safta omuz omuza savaştıran o yeni İslam ulusunun/ümmetinin sosyo-politik kuruluşunun teolojik mühürüdür.

        Kulûbihim (قُلُوبِهِمْ)

        Kelimenin kökü k-l-b harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyi çevirmek, döndürmek, altüst etmek ve bir halden başka bir hale geçmek" olduğunu belirtir. İnsanın iç dünyasına "kalb" (çoğulu kulûb) denmesinin sebebi; duyguların, niyetlerin ve düşüncelerin orada sürekli olarak yer değiştirmesi, dönüşmesi ve çalkalanmasıdır.

        Râgıb el-İsfahânî, kalb kavramını bedensel bir organdan ziyade; aklın, inancın, sevginin ve düşmanlığın üretildiği, kararların alındığı o metafiziksel ve psikolojik merkez olarak açıklar.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "kalplerinin arasını uzlaştırdı" (ellefe beyne kulûbihim) tamlamasındaki psikolojik derinliğe vurgu yapar. Bintü'ş-Şâtı'ya göre bedevi ahlakında kin, intikam ve kibir doğrudan "kalpte" taşınan ve nesilden nesile aktarılan zehirli bir mirastı. Allah, bu değişimi insanların zihinlerine veya siyasi kurumlarına değil, doğrudan o kinin merkezine (kalplerine) müdahale ederek gerçekleştirmiştir. Kalplerin altüst edilmesi (inkılabı), düşmanlığın sökülüp yerine sevginin yerleştirilmesidir.

        Enfakte (أَنفَقْتَ)

        Kelimenin kökü n-f-k harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyin tükenmesi, elden çıkması, geçip gitmesi ve harcanması" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "infak" eylemini, kişinin sahip olduğu malı veya serveti bir amaç uğruna bütünüyle harcaması, elinden çıkarması olarak tanımlar.

        Gabriel Said Reynolds, bu eylemin ayetteki "Yeryüzündekilerin tamamını harcasaydın bile..." (lev enfakte mâ fîl ardı cemî'an) şeklindeki hipotetik (varsayımsal) kullanımının teolojik eleştirisini analiz eder. Reynolds'a göre bu ifade, materyalist siyaset felsefesinin sınırlarını çizer. Dünyevi güç, parayla ordular kurabilir veya sahte ittifaklar satın alabilir; ancak bütün dünya serveti (infak) bir araya gelse bile, insan kalbindeki o köklü düşmanlığı silip yerine gerçek bir ahlaki birlik ve sevgi koyamaz. Kur'an, paranın ve maddi gücün sosyolojik sınırını bu kelimeyle çizer.

        Cemî'an (جَمِيعًا)

        Kelimenin kökü c-m-a harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "dağınık, ayrı ayrı olan parçaları bir araya getirmek ve toplamak" olduğunu belirtir.

        Prof. Dr. Hidayet Aydar, "cemî'an" (hepsini toptan/tamamını) kelimesinin ayetteki pekiştirici (mübalağa) gücüne dikkat çeker. Yeryüzündeki servetin "bir kısmı" değil, eksiksiz olarak "tamamı" harcansa dahi o kalplerin birleşemeyeceği vurgulanarak; ilahi inayetin paha biçilemezliği ve sosyolojik/psikolojik değişimin ancak Allah'ın "cem" (birleştirme) sıfatıyla mümkün olabileceği gösterilmiştir.

        Azîzun (عَزِيزٌ)

        Kelimenin kökü a-z-z harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "şiddet, güç, yenilmezlik, üstünlük ve bir şeyin nadir bulunması" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, aziz kavramını, "hiçbir gücün onu alt edemediği, iradesine karşı konulamayan mutlak ve kahredici kuvvet" olarak tanımlar.

        Hakîm (حَكِيمٌ)

        Kelimenin kökü h-k-m harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "menetmek, engellemek, düzeltmek, adaleti tesis etmek ve bir şeyi sağlam yapmak" olduğunu belirtir.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin sonundaki "Azîz ve Hakîm" ikilisinin (fasılanın) kalplerin birleşmesi (te'lif) eylemiyle kurduğu muazzam bağı inceler. Kılıç'a göre bedevi kabilelerin kalplerindeki o sarsılmaz kibri ve yüzyıllık intikam ateşini söküp atmak; ancak karşı konulamaz, ezici bir kudretin (Azîz) işi olabilirdi. Ancak bu kudret, kalpleri kaba bir güçle dümdüz etmemiş; onları İslam nizamı, kardeşlik ve barış temelinde kusursuz bir mimariyle, ince bir bilgelikle (Hakîm) yeniden inşa etmiştir. Yenilmez güç ve kusursuz hikmet, Medine'deki kardeşliği yaratan iki ilahi sütundur.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X