Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Enfâl Sûresi, 58. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Enfâl Sûresi, 58. Ayet

    وَاِمَّا تَخَافَنَّ مِنْ قَوْمٍ خِيَانَةً فَانْبِذْ اِلَيْهِمْ عَلٰى سَوَٓاءٍۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْخَٓائِن۪ينَ۟​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve-immâ teḣâfenne min kavmin ḣiyâneten fenbiż ileyhim ‘alâ seva-/(in)(c) inna(A)llâhe lâ yuhibbu-lḣâ-inîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Eğer bir topluluğun antlaşmayı bozacağından endişe edersen antlaşmayı derhal sona erdirdiğini onlara açıkça bildir. Allah ahdini bozanları asla sevmez.

      Eğer bir topluluğun antlaşmayı bozacağından endişe edersen antlaşmayı derhal sona erdirdiğini onlara açıkça bildir. Bazı alimler şöyle demiştir: Endişe edersen. Yani bilirsen. Bir topluluğun antlaşmayı bozacağından endişe edersen antlaşmayı derhal sona erdirdiğini onlara açıkça bildir. Yani sen onların yapmış olduğu hıyanetin benzerini yapma. Bu durumda sen ve onlar hıyanet konusunda eşit olmuş olursunuz. Çünkü onlara göre siz antlaşmayı daha sonra yerine getirmek üzere sözleşmişsiniz. Bunun yerine onlara antlaşmayı sona erdirdiğini bildir. Sonra da onlar arasında savaş ilan et. Bazıları da şöyle demiştir: Bu beyanda gerçek anlamda korku kastedilmiştir. Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: Eğer sen onların antlaşmayı bozacaklarından veya hıyanet edeceklerinden korkarsan, sen onlara bozduğunu bildir. Yani antlaşmayı bozduğunu sen onlara bildir ki sen ve onlar antlaşmayı bozmaya dair bilgide eşit olasınız. Ebu Ubeyde şöyle demiştir: Antlaşmayı bozduğunu onlara açıkça bildir. Yani onlara düşman olduğunu ve onlara savaş ilan ettiğini açık bir şekilde bildir, ta ki bunu bilsinler ve bu konuda eşit 0Isunlar. Bazıları da şöyle demiştir: "'Ale's-seva'" (على السواء), yani açık bir durum üzere. Ebu Ubeyde şöyle demiştir: İlim ehlinden birçok kimse demiştir ki: Antlaşmayı derhal sona erdirdiğini onlara açıkça bildir. Savaşmak istediğini onlara bildir, ta ki bunu bilmekte senin gibi olsunlar. İşte bu, eşit olmaktır. Keysani şöyle demiştir: Eşitlik adalet demektir. Yine o, şöyle demiştir: Antlaşmayı derhal sona erdirdiğini onlara açıkça bildir. Yani onların üzerine yürü. Zira onlar seni bildiler, sen de onları bildin. Bu anlamlar birbirine yakındır. Yorumun özü belirtmiş olduğum iki yorumdur. En doğrusunu Allah bilir.

      Antlaşmanın aslı ise Cenab-ı Hakk'ın başka bir ayette bildirdiği şu ilahi beyandır: "Ancak kendileriyle antlaşma yaptığınız müşriklerden bilahare yükümlülüklerini eksiksiz yerine getiren ve sizin aleyhinize kimseye arka çıkmayanlar müstesna; onlara verdiğiniz söze, süresi doluncaya kadar riayet ediniz". Cenab-ı Hak, onlar bizimle olan antlaşmayı bozmadıkları, ihanet etmedikleri ve bize karşı kimseye arka çıkmadıkları müddetçe antlaşmanın süresi doluncaya kadar uymayı emretmiştir. Eğer bu tür davranışlardan birini yaparlarsa bizimle onlar arasındaki antlaşmayı bozacağımızı söyleriz. Bizimle onlar arasındaki antlaşmanın başlaması da böyledir. Bizden böyle bir talepleri olursa, bu antlaşmada müslümanlar için açık bir fayda ve bir hayır bulunmaması durumunda devlet başkanının onlarla antlaşma yapma hakkı yoktur. Buna göre o, antlaşmada müslümanlar için bir yarar ve hayır umduğunda bu antlaşmaya uymak ve bunu korumak gerekli olur. Eğer devlet başkanı onlardan korkar veya onlardan bir ihanet görürse antlaşmayı bozma hakkı vardır. En doğrusunu Allah bilir. Ayrıca eğer bu hıyanet, onların çoğunluğundan veya onlardan güç sahibi bir kimseden gelmişse devlet başkanının onlara antlaşmayı bozduğunu bildirmeden savaş ilan etme hakkı vardır. Eğer bu hıyanet, onların bir kısmından gizlilik ve hırsızlık aracılığıyla gelmişse devlet başkanının onlara antlaşmayı bozduğunu bildirmeden savaş açma hakkı yoktur.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Tehâfenne (تَخَافَنَّ)

        Kelimenin kökü h-v-f harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "korku, bir şeyin beklenmesinden duyulan endişe ve emniyetin/güvenin zıddı" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "havf" kavramını, gelecekte olmasından şüphe edilen veya bilinen sevimsiz bir durumdan dolayı kalbin ürpermesi, insanın tedirginlik duyması olarak açıklar. Eylemin sonundaki şeddeli nun harfi (te'kit nunu) eyleme güç katsa da; buradaki "korkmak" (tehâfenne), asılsız bir paranoyayı veya zayıflığı değil, güçlü istihbarata ve somut emarelere dayanan son derece rasyonel bir "endişe duymayı ve tehlikeyi öngörmeyi" ifade eder.

        Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu eylemin İslam devletler hukukundaki "önleyici müdahale" konseptini oluşturduğunu belirtir. Aydar'a göre diplomatik bir sözleşme varken düşmandan korkmak (endişe etmek), tamamen objektif kanıtlara (düşmanın sınırda asker toplaması veya sözleşmeyi ihlal edici gizli hazırlıklar yapması gibi) dayanmalıdır.

        Hıyâneten (خِيَانَةً)

        Kelimenin kökü h-v-n harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "emanete riayetsizlik, verilen sözden gizlice dönme ve vefasızlık" olduğunu belirtir. Sadakatin (vefa) tam zıddıdır.

        Râgıb el-İsfahânî, hıyanet kavramını nifak (ikiyüzlülük) ile birlikte değerlendirir. Nifak dinde (inançta) gizlice farklı davranmak iken; hıyanet sözleşmelerde, sosyal ilişkilerde ve emanetlerde karşı tarafın güvenini gizlice ve sinsice suistimal etmektir.

        Toshihiko Izutsu, Cahiliye'deki "vefa" (söze sadakat) kavramının İslami dönemde nasıl mutlak bir teolojik kutsallık kazandığını analiz eder. Izutsu'ya göre Kur'an ahlakında sözleşmeyi bozmak (hıyanet), sadece sosyolojik veya hukuki bir suç değil, doğrudan doğruya insanın ontolojik değerini sıfırlayan ve onu ilahi iradenin düşmanı haline getiren en büyük ahlaki sapmadır.

        Fenbiz (فَانْبِذْ)

        Kelimenin kökü n-b-z harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyi elden çıkarmak, fırlatıp atmak ve onu önemsemeyip uzağa fırlatmak" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "nebz" eylemini, bir nesneyi değersiz veya geçersiz görerek kenara fırlatmak olarak tanımlar. Ayetteki "fenbiz ileyhim" (onlara fırlat at) kullanımı tamamen mecazidir; antlaşma metnini veya verilen sözü "düşmanın yüzüne karşı, açıkça ve resmen iptal ettiğini ilan etmek" demektir.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin (emir kipinin) İslam savaş hukukundaki o muazzam "şeffaflık" ilkesini (uluslararası hukuktaki 'casus belli' bildirimini) kurduğunu vurgular. Düşman gizlice ihanet hazırlığında olsa bile, Müslümanlar onlara haber vermeden gizli bir baskın yapamazlar. Antlaşmanın bittiği, tıpkı bir eşyayı fırlatıp atmak (nebz) gibi, karşı tarafın yüzüne karşı açık, net ve şüphesiz bir şekilde bildirilmek zorundadır.

        Sevâin (سَوَاءٍ)

        Kelimenin kökü s-v-y harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "iki şeyin birbirine denk olması, eşitlik, orta yol ve hiçbir eğriliğin/pürüzün bulunmaması" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "sevâ" kavramını, adaletin şaşmaz dengesi ve her yönden eşitlik olarak tanımlar. Ayetteki "alâ sevâin" (eşitlik üzere) tamlaması, sözleşmenin bozulduğunun "her iki tarafça da aynı anda ve aynı kesinlikte bilinmesi" demektir. Ortada hiçbir hukuki belirsizlik (eğrilik) kalmamalıdır.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu kelimenin diplomatik bağlamdaki psikolojik üstünlüğüne dikkat çeker. İhanet endişesi taşıyan tarafın (Müslümanların), paniğe veya onlar gibi gizli hileye başvurmadan, düşmanın gözünün içine baka baka "artık eşitiz, aramızdaki koruma kalkanı kalktı, biz de sizin gibiyiz" diyerek ahlaki ve hukuki şeffaflığı (eşitlik zemininde) korumasıdır. Bu, kalleşliğe karşı dik duruşun kelimesidir.

        Yuhibbu (يُحِبُّ)

        Kelimenin kökü h-b-b harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "muhabbet, sevgi, bir şeye kalben yönelmek, onu istemek ve korumak" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, sevgi (muhabbet) eylemini, bir şeyi iyi ve güzel bulup ona meyletmek olarak tanımlar. Allah'ın kulunu sevmesi; ona nimet vermesi, onu koruması, razı olması ve onu rahmet şemsiyesi altında tutmasıdır. Sevmemesi (lâ yuhibbu) ise o kişiden ilahi korumayı, rızayı ve desteği tamamen çekmesidir.

        Gabriel Said Reynolds, "Şüphesiz Allah hainleri sevmez" (innallâhe lâ yuhibbu'l-hâinîn) şeklindeki fasıla (kapanış) formülünün savaş hukukundaki teolojik dengeleyici rolünü analiz eder. Müslümanlara, düşmanın gizli ihanetine "ihanetle" (habersiz bir baskınla) karşılık vermemeleri, önce anlaşmayı açıkça bozmaları emredilmiştir. Reynolds'a göre bunun teolojik gerekçesi bu kelimede yatar: Hıyanet, kim tarafından kime karşı yapılırsa yapılsın (isterse kâfir bir düşmana karşı yapılsın), Allah'ın ontolojik olarak nefret ettiği, "sevmediği" bir kötülüktür. Haklı ve meşru bir savaş bile, insanın ahlaki sınırları (şeffaflığı) ihlal edip ilahi sevgiyi kaybetmesine gerekçe yapılamaz.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X