Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Enfâl Sûresi, 55. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Enfâl Sûresi, 55. Ayet

    اِنَّ شَرَّ الدَّوَٓابِّ عِنْدَ اللّٰهِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَۚ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    İnne şerra-ddevâbbi ‘inda(A)llâhi-lleżîne keferû fehum lâ yu/minûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      55. Allah katında canlıların en kötüsü, inkar eden ve bir daha da imana gelmeyenlerdir;

      56. kendileriyle antlaşma yapıldığı halde, her defasında Allah'tan korkmadan yaptıkları antlaşmayı bozanlardır.

      Allah katında canlıların en kötüsü, inkar eden ve bir daha da imana gelmeyenlerdir. Burada Cenab-ı Hak Allah katında canlıların en kötüsü, inkar eden ve bir daha da imana gelmeyenlerdir diye buyurmuş, başka bir ayette şöyle buyurmuştur: Allah katında canlıların en aşağı derecede olanları, sağır, dilsiz ve düşünemez olanlarıdır. Onlar canlıların en kötüsüdürler, zira onlar ayetleri ve hakkı işitmişler ve bunları akletmişler, fakat bunlara iman etmemişlerdir. Yani duydukları ve öğrendiklerini anlamalarına rağmen onlardan yararlanmadılar, tıpkı sağır ve dilsizin durumu gibi. Cenab-ı Hak, anladıkları mesajlardan yararlanmadıkları için [canlıların en kötüsü olarak nitelernek suretiyle] onların akletmediklerini beyan etmiştir. Bunun ahirette olması da mümkündür. Yani onlar bu dünyada söz konusu organlardan yararlanmadıkları için kıyamet günü sağır, dilsiz ve kör olarak diriltileceklerdir. Tıpkı "Kıyamet gününde onları kör, dilsiz ve sağır bir halde yüzükoyun süründürerek toplarız" mealindeki beyanda bildirildiği gibi. Allah katında canlıların en kötüsü. Yani Allah katında canlılar içerisinde en kötüsü, inkar eden ve bir daha da imana gelmeyenlerdir. Bu Cenab-ı Hakk'ın başka bir ayette açıkladığı gibidir: "Onlar hayvanlar gibidir, hatta daha da şaşkındırlar". Cenab-ı Hak, Allah'ı inkar eden ve O'nun ayetlerini yalanlayanların hayvanlardan daha şaşkın olduklarını bildirmiştir. "Hatta daha şaşkındırlar" mealindeki beyanın anlamını ilgili yerde belirttik. Canlıların en kötüsü mealindeki beyan şu anlama gelebilir: Yani imtihan edilen varlıklardan yeryüzünde yürüyenıerin en kötüsü, inkar eden ve bir daha da imana gelmeyenlerdir. Ayrıca bu kimseler inkar ve imanı terketme üzere hayatları son bulursa bu niteliği kazanırlar. Yine bu beyan hakkında farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bazıları Beni Kurayza hakkında indiğini söylemiştir. Bunlar Resulullah ile antlaşma yapmışlar sonra da O'na karşı Mekke müşriklerine silah ve daha başka yardımda bulunmuşlardır. Bunun üzerine Restilullah onlarla yapılan antlaşmayı bozmuştur. Onlar "unuttuk ve hata ettik" diyorlardı. Sonra Resulullah onlarla ikinci defa antlaşma yapmış, onlar bunu yine bozmuşlardır. Kendileriyle antlaşma yapıldığı halde, her defasında Allah'tan korkmadan yaptıkları antlaşmayı bozanlardır mealindeki beyan bunu ifade etmektedir. Ayetin sonu "antlaşmayı bozmaktan sakınmadan" veya "şirkten sakınmadan" demektir. Bazıları "canlıların en kötüsü" mealiyle başlayan ayetin inkarcılardan inatçı ve azgın zorbalar hakkında indiğini söylemiştir. Bu kimseler işittiklerini akletmiş ve incelemişler fakat bunu değiştirmiş ve buna iman etmemişlerdir. Müfessirler bu ayetin yorumunu buna göre yapmışlar ve ayete belirttiğimiz anlamı vermişlerdir. Yoksa ayette münafıkların kastedilmesi daha uygundur. Çünkü peş peşe antlaşmayı bozanların münafıklar olduğu bilinmektedir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Şerred-Devâbbi (شَرَّ الدَّوَابِّ)

        Kelime grubu şerr ve devâbb kelimelerinden oluşur.

        İbn Fâris, şerr kökünün temel anlamının "hayrın zıddı, kötülük, fesat ve bir şeyin yayılıp dağılması" olduğunu belirtir. Devâbb kelimesinin kökü olan d-b-b ise "yeryüzünde hafifçe yürümek, debelenmek, hareket etmek" anlamına gelir.

        Râgıb el-İsfahânî, dâbbe (çoğulu devâbb) kelimesinin sözlükte "yerde yürüyen her canlı" için kullanıldığını, ancak Kur'an'ın bu ayetteki kullanımıyla insanı biyolojik bir canlı (hayvan) seviyesine indirgediğini belirtir. "Canlıların en şerlisi" nitelemesi, insanın kendisine verilen akıl ve iradeyi kullanmayarak, sadece hayvani dürtülerle hareket eden, hatta bu dürtüleri zulme alet eden aşağılık bir varlığa dönüşmesini ifade eder.

        Toshihiko Izutsu, bu kavramın Kur'an'daki ontolojik hiyerarşiyi altüst eden sarsıcı etkisini analiz eder. Izutsu'ya göre insan, normalde "eşref-i mahlukat" (yaratılmışların en onurlusu) iken, inkâr ve inat süreciyle birlikte bu hiyerarşinin en altına, "şerred-devâbb" (en kötü canlılar) seviyesine yuvarlanır. Bu, ahlaki bir çöküşün dilsel ilanıdır.

        İndallâhi (عِندَ اللَّهِ)

        Kelime inde ve Allah lafzından oluşur.

        Râgıb el-İsfahânî, inde kelimesinin "huzurunda, katında, nezdinde" anlamına geldiğini ve bir şeyin gerçek değerinin veya hükmünün ancak mutlak otorite tarafından belirlendiğini ifade ettiğini belirtir.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu ifadenin teo-politik bir rest çekme olduğunu vurgular. Mekke aristokrasisi (Kureyş), kendi toplumları içinde "en hayırlı, en soylu ve en üstün" varlıklar olduklarını iddia ederken; Kur'an "Allah katında" (indallâh) onların aslında en aşağılık canlılar olduğunu ilan ederek, dünyevi statüleri ve kabilevi kibri teolojik bir teraziyle sıfırlar.

        ellezîne Keferû (الَّذِينَ كَفَرُوا)

        Kelime ellezîne (ism-i mevsul) ve keferû fiilinden oluşur.

        İbn Fâris, k-f-r kökünün temel anlamının "bir şeyin üzerini örtmek, gizlemek" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, buradaki küfrün "hakikati bilinçli bir inatla örtmek" olduğunu açıklar. Ayetin bağlamında bu kişiler, Bedir'de Müslümanlara karşı savaşan ve ellerindeki tüm kanıtları (mucizeleri/uyarıları) bizzat kendi kibrine kurban ederek yok sayan Kureyşli müşriklerdir.

        Fehum Lâ Yu'minûn (فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ)

        Kelime grubu fe (takip edatı), hum (zamir) ve yu'minûn fiilinden oluşur.

        İbn Fâris, e-m-n kökünün "korkunun zıddı olan sükunet, güven ve tasdik" anlamına geldiğini belirtir.

        Toshihiko Izutsu, ayetin sonundaki bu kesin hükmün psikolojik derinliğini inceler. "Onlar artık inanmazlar" ifadesi, bu kişilerin kalplerinin ve zihinlerinin hakikate karşı tamamen mühürlendiğini, geri dönüşü olmayan bir "inkâr karakteri" kazandıklarını gösterir. Izutsu'ya göre, "canlıların en şerlisi" olmanın nihai kanıtı, mucizeler veya zaferler (Bedir gibi) karşısında bile kalpteki o imansızlık ve inat sarmalından çıkamamaktır.

        Gabriel Said Reynolds, bu ayetin Bedir'deki mağlubiyet sonrası Kureyş'in psikolojik durumunu tasvir ettiğini belirtir. Büyük bir hezimete uğramalarına rağmen, kibrinden taviz vermeyen ve düşmanlığa devam eden bu kitle, Kur'an tarafından biyolojik bir hareketlilikten (dâbbe) öteye geçemeyen birer "insan müsveddesi" olarak mühürlenmiştir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X