وَاِنْ تَوَلَّوْا فَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ مَوْلٰيكُمْۜ نِعْمَ الْمَوْلٰى وَنِعْمَ النَّص۪يرُ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Enfâl Sûresi, 40. Ayet
Daralt
X
-
Yüz çevirirlerse bilin ki Allah sizin mevlanızdır, O ne güzel mevladır, ne eşi bulunmaz yardımcıdır!
Yüz çevirirlerse bilin ki Allah sizin mevıanızdır. Denildi ki: Yardımcınızdır. Yine denildi ki: Mevla, kral demektir. O ne güzel mevladır, ne eşi bulunmaz yardımcıdır! Yani en güzel bir yardımcı ve destekçidir. Ne eşi bulunmaz yardımcıdır! Çünkü hiçbir şey O'nu aciz bırakamaz. Yine denildi ki, sizin mevlanızdır. Yani O, size daha yakındır.
Yorumu Yorumla
-
Tevellev (تَوَلَّوْا)
Kelimenin kökü v-l-y harflerinden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeye yönelmek, bitişik olmak" ve bağlama göre fiilin aldığı formla "sırtını veya yüzünü bir tarafa çevirmek, uzaklaşmak" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "tevelli" eylemini, bir inançtan, haktan veya sunulan bir tekliften yüz çevirerek, sırt dönüp kopmak olarak açıklar. Bir önceki ayette müşriklere sunulan "Eğer vazgeçerlerse (intehev)..." şeklindeki barış ve af teklifinin ardından gelen bu fiil, onların bu diplomatik ve teolojik merhamet kapısını reddederek savaşa, düşmanlığa ve kibre (eski hallerine) kasten geri dönmelerini/yüz çevirmelerini ifade eder.
Toshihiko Izutsu, bu kelimenin teo-politik anlamına dikkat çeker. Izutsu'ya göre "tevelli", sadece pasif bir ilgisizlik veya fiziksel olarak arkasını dönüp gitmek değildir; İslam'ın getirdiği yeni tevhid nizamına ve barış teklifine karşı sergilenen aktif bir isyan, bilinçli bir kopuş ve eski Cahiliye asabiyetine (şirke) duyulan inatçı bir sadakattir.
Fa'lemû (فَاعْلَمُوا)
Kelimenin kökü a-l-m harflerinden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün "bir şeyin izini sürmek, işaretini kavramak ve onun hakikatine, özüne mutlak surette vakıf olmak" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, ilim eylemini, "bir durumu hiçbir zan ve şüpheye yer bırakmaksızın, mutlak gerçekliğiyle idrak etmek" olarak tanımlar. Eylemin emir formunda (fa'lemû - bilin ki) gelmesi, sıradan bir bilgi aktarımı değil; kalbe yerleştirilmesi gereken sarsılmaz bir inancın, psikolojik bir zırhın inşasıdır.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin askeri ve psikolojik bağlamdaki işlevini vurgular. Düşman barış teklifini reddedip (tevelli edip) yeniden savaşmaya karar verdiğinde, sayıca az olan müminlerin kalbinde haklı bir korku oluşabilir. Kur'an, "Fa'lemû" (Kesin olarak bilin ki) emriyle bu potansiyel korkuyu kesip atar; düşmanın gücüne karşı, inananların zihnine "mutlak ilahi güvenceyi" (Allah'ın dostluğunu) sarsılmaz bir dogma (ilim) olarak yerleştirerek onları savaşa motive eder.
Mevlâkum (مَوْلَاكُمْ)
Kelimenin kökü v-l-y harflerinden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "iki şeyin arasına başka hiçbir şeyin giremeyeceği kadar birbirine yakın, bitişik ve iç içe olması" olduğunu belirtir. Akrabalık, sevgi, yardım, müttefiklik ve himaye (koruyuculuk) gibi kavramların tümü bu ontolojik yakınlıktan doğar.
Râgıb el-İsfahânî, "mevlâ" kavramını, bir kimsenin işini üzerine alan, onu koruyan, gözeten ve ona mutlak anlamda destek çıkan (veli/sahip) olarak açıklar.
Arthur Jeffery, kelimenin kökeni itibarıyla Sami dillerindeki ortak kullanımına değinir. Süryanice ve Aramicede de efendi, koruyucu ve sahip anlamlarına gelen benzer formların bulunduğunu; ancak Kur'an'ın bu kelimeyi Arap sosyolojisine kusursuzca entegre ettiğini kaydeder.
Toshihiko Izutsu, "Mevlâ" kavramının Cahiliye Arap toplumundan İslam toplumuna geçişteki o devasa sosyolojik devrimini analiz eder. Bedevi toplumda bir kişinin "mevlâsı" (koruyucusu); kendi kabilesi, kan bağı olan akrabaları veya sığındığı güçlü bir kabile şefiydi. Çölde mevlâsı (kabilesi) olmayan biri anında yok edilirdi. Müşrikler Bedir'de kendi kabile asabiyetlerine (mevlâlarına) güvenerek savaşa geri dönmüşlerdir. Kur'an ise "Allah sizin mevlânızdır" diyerek; inananları kabilevi, ırksal veya beşeri tüm koruma kalkanlarından (asabiyetten) soyutlamış, onların yegane koruyucusunun, aşiretinin ve sığınağının bizzat mutlak otorite (Allah) olduğunu ilan ederek sosyolojik bir aidiyeti (mevlâlığı) tamamen teolojikleştirmiştir.
Ni'me (نِعْمَ)
Kelimenin kökü n-a-m harflerinden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "iyilik, güzellik, rahatlık, yumuşaklık ve zorluğun/sıkıntının zıddı" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "ni'me" kelimesinin Arapçada bir "ef'âl-i medh" (övme fiili) olduğunu kaydeder. Bu kelime, bir ismin önüne geldiğinde o ismin sahip olduğu vasfın mutlak mükemmelliğini, eksiksizliğini ve o alandaki en üstün konumunu övmek, yüceltmek için kullanılır. "Ne güzel mevlâdır" ifadesi, beşeri koruyucuların (kabilelerin) vefasızlığına, zayıflığına ve menfaatperestliğine kıyasla, ilahi korumanın (Allah'ın) o kusursuz, sarsılmaz ve mutlak iyiliğini tescil eder.
en-Nasîru (النَّصِيرُ)
Kelimenin kökü n-s-r harflerinden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "zayıf ve yardıma muhtaç birine arka çıkmak, şiddetle destek vermek ve onun üstün gelmesini/kurtulmasını sağlamak" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "nasîr" sıfatını, sadece anlık bir yardım eden değil; yardım etme işini sürekli, kesintisiz ve yenilmez bir güçle yapan (mübalağa formu) "mutlak kurtarıcı/yardımcı" olarak açıklar.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, ayetin sonunda "Mevlâ" (koruyucu/sahip) ile "Nasîr" (yardımcı/zafer veren) sıfatlarının yan yana getirilmesinin yarattığı o muazzam psikolojik ve askeri güvenliğe dikkat çeker. Aydar'a göre Mevlâ, içsel ve varoluşsal aidiyeti (sizin sahibiniz/efendiniz O'dur) ifade ederken; Nasîr, dışsal ve pratik eylemi (savaş meydanında düşmana karşı size kılıç gücü, melek ve zafer verecek olan O'dur) ifade eder. Düşman barışı reddedip kılıcına sarıldığında, inananların etrafı bu iki sıfatla (içeriden Mevlâ, dışarıdan Nasîr ile) teolojik olarak aşılmaz bir zırhla kaplanmıştır.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla