Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Enfâl Sûresi, 37. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Enfâl Sûresi, 37. Ayet

    لِيَم۪يزَ اللّٰهُ الْخَب۪يثَ مِنَ الطَّيِّبِ وَيَجْعَلَ الْخَب۪يثَ بَعْضَهُ عَلٰى بَعْضٍ فَيَرْكُمَهُ جَم۪يعاً فَيَجْعَلَهُ ف۪ي جَهَنَّمَۜ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ۟​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Liyemîza(A)llâhu-lḣabîśe mine-ttayyibi veyec’ale-lḣabîśe ba’dahu ‘alâ ba’din feyerkumehu cemî’an feyec’alehu fî cehennem(e)(c) ulâ-ike humu-lḣâsirûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Ta ki, Allah pisi temizden ayırsın, pisleri üst üste koyup hepsini bir araya toplasın, sonra da cehenneme atsın. Onlar ziyan edenlerin ta kendileridir.

      Ta ki, Allah pisi temizden ayırsm. Allah, dünyada pisi temizle karışık bir şekilde varetmiştir. Bu durum insanların kulakları, gözleri, dilleri ve bütün organlarında söz konusudur. Yine elbiselerinde, yiyeceklerinde, içeceklerinde; zenginlik ve fakirlik gibi yararlandıkları her türlü işlerde bu durum vardır. Fakat Cenab-ı Hak, pis ve temizi ahirette, kendisiyle temiz ve pisin bilindiği alametler aracılığıyla birbirinden ayıracaktır. Temiz olanın bildirildiği ilahi beyanlara şunlar örnek verilebilir: "Oysa o gün bir kısım yüzler Rab'lerine bakarak mutlulukla parıldayacaktır"; "O gün birtakım yüzler ışık saçar; güleçtir, müjde almıştır". Cenab-ı Hak kafır hakkında da şöyle buyurmuştur: "Birtakım yüzler de o gün toza toprağa bürünmüş; kapkara kesilmiştir"; "Günahkarları o gün gözleri göğermiş olarak toplarız"; "Kıyamet gününde onları kör, dilsiz ve sağır bir halde yüzükoyun süründürerek toplarız"; "Kim de beni anmaktan yüz çevirirse mutlaka sıkıntılı bir hayatı olacaktır ve onu kıyamet günü kör olarak haşrederiz". Bunların dışında başka ayetler de örnek verilebilir. Cenab-ı Hak, kulaklarında, gözlerinde, yüzlerinde, elbiselerinde, yiyeceklerinde, içeceklerinde belirtmiş olduğumuz alametlerle pis ile temizi birbirinden ayırmıştır; ta ki hepsi bu alametler aracılığıyla bilinsinler. Belirtilmiş olan temiz ile pisin birbirinden ayrılmasının, Ebu Cehil ile Hz. Peygamber (s.a.) arasında meydana gelen lanetleşme (mübahele) vasıtasıyla gerçekleşmesi de mümkündür. Nitekim Ebu Cehil şöyle demiştir: Allah'ım en doğru yolda olanımıza, yemininde sadık olanımıza, akrabaya yardım edenimize yardım et! Kendisine karşılık verilmiş ve Cenab-ı Hak resulüne ve ashabına yardım etmiştir. Böylelikle O, hak yolda olan ile batıl yolda olanı birbirinden ayırmıştır. Söz konusu ayırmanın ahirette olması da mümkündür. Tıpkı şu beyanda buyurulduğu gibi: "Onların bir kısmı cennette, bir kısmı da cehennemde olacaktır".

      Ta ki pisleri üst üste koyup hepsini bir araya toplasın. Bu beyan iki yoruma açıktır. Bunlardan biri, onların bir kısmını diğerlerinden daha alt derecelere indirmesidir, şu beyanda bildirildiği gibi: "Şüphe yok ki münafıklar cehennemin en alt katındadırlar". Bu beyana ilişkin ikinci yorum, Cenab-ı Hakk'ın onları sıra halinde zincire vurmasıdır. Hepsini bir araya toplasın. Denildi ki: Hepsini bir araya yığsın. Hepsini bir araya toplasın. Bu beyan, içinde bulunulan darlık durumuna ilişkin bir bildirimdir. Tıpkı şu beyanda belirtildiği gibi: "Onlar onun dar bir yerine atllınca". İbn Kuteybe şöyle demiştir: Hepsini bir araya toplasın. Yani onları birbiri üstüne yığsın. Ebu Avsece de böyle söylemiştir: Eşyayı üst üste koyup yığdığında "rakemte'l-meta'" (ركَمْتُ المتاع) denilir. Sonra da cehenneme atsın. Cehennem, azaba maruz bırakılmaları için cehennemliklerin toplanacağı mekandır.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Liyemîze (لِيَم۪يزَ)

        Kelimenin kökü m-y-z harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyi diğerinden ayırmak, seçmek ve aradaki farkı belirgin hale getirmek" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "meyz" eylemini, birbirine karışmış olan parçaları niteliklerine göre birbirinden ayıklamak olarak tanımlar. Bu ayıklama işlemi, iyiyi kötüden, haklıyı haksızdan ayıran ilahi bir eleme sürecidir.

        Toshihiko Izutsu, bu fiilin Kur'an'daki ontolojik işlevini inceler. Izutsu'ya göre "meyz", evrendeki ahlaki kargaşaya (kaosa) son veren ilahi bir "tasnif" (kategorizasyon) eylemidir. Allah, savaş ve imtihan süreçleriyle, başlangıçta iç içe geçmiş gibi görünen toplumsal yapıları sarsarak, kimin hangi safta olduğunu "temiz" ve "pis" olarak birbirinden net bir şekilde ayırır.

        el-Habîse (الْخَب۪يثَ)

        Kelimenin kökü h-b-s harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "kötü, çirkin, aşağılık ve nefret edilen şey" olduğunu belirtir. Tayyib (temiz) kelimesinin tam zıddıdır.

        Râgıb el-İsfahânî, "habîs" kavramını sadece duyusal bir iğrençlik değil; inançta (şirk), sözde (yalan) ve eylemde (zulüm) ortaya çıkan her türlü ahlaki kokuşmuşluk ve bozulma olarak açıklar.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki habîs nitelemesinin Bedir bağlamındaki siyasi karşılığına dikkat çeker. Öztürk'e göre habîs; sadece bireysel günahkârı değil, İslam'ın getirdiği tevhid ve adalet nizamına karşı duran, kibre ve şirke dayalı o "kokuşmuş" pagan otoritesini ve bu otoritenin bileşenlerini temsil eder.

        et-Tayyibi (الطَّيِّبِ)

        Kelimenin kökü t-y-b harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyin pislikten ve kötülükten arınmış olması, temizlik, güzellik ve lezzet" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "tayyib" kavramını, hem fiziksel olarak temiz hem de hukuki ve ahlaki açıdan hiçbir kusur (şirk) barındırmayan, ruhu ferahlatan mutlak iyilik olarak tanımlar.

        Gabriel Said Reynolds, "habîs" ve "tayyib" arasındaki keskin ayrımın (meyz) İbrahimi gelenekteki "kutsal" ve "profan" ayrımıyla paralelliğini inceler. Reynolds'a göre Allah, tarihsel süreç içinde (savaşlar ve krizler yoluyla) bu iki zıt cevheri birbirinden ayırarak, saf imanı (tayyib) tüm dışsal cüruflardan (habîs) temizlemeyi hedefler.

        Feyerkumehû (فَيَرْكُمَهُ)

        Kelimenin kökü r-k-m harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyi diğeri üzerine yığmak, biriktirmek ve üst üste istiflemek" olduğunu belirtir. Gökyüzünde üst üste binmiş yoğun bulut kütlelerine "rekâm" denmesi bu köktendir.

        Râgıb el-İsfahânî, "rekm" eylemini, dağınık parçaları alıp birbiri üstüne bindirerek yoğun bir kütle oluşturmak olarak tanımlar.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin barındırdığı görsel ve psikolojik şiddeti muazzam bir şekilde analiz eder. Bintü'ş-Şâtı'ya göre "rekm" fiili, habîs olanların (pislerin) ahiretteki aşağılanma biçimini betimler. Onlar değerli birer varlık gibi değil, işe yaramaz birer "çöp yığını" veya "yoğun bir pislik kütlesi" gibi üst üste fırlatılıp (feyerkumehû) değersizleştirileceklerdir. Bu, kâfirlerin dünyadaki kibirlerine karşılık ilahi bir aşağılamadır.

        Cemî'an (جَم۪يعاً)

        Kelimenin kökü c-m-a harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "dağınık olanı bir araya getirmek ve toplamak" olduğunu belirtir.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, "hepsini toptan" (cemî'an) vurgusunun ayetteki sistematik cezalandırma mantığıyla olan bağına dikkat çeker. Kılıç'a göre, dünyada birbirine arka çıkan, ittifak kuran (velayet) tüm habîs unsurlar; hiçbir parça dışarıda kalmayacak şekilde (cemî'an) o yığının içine dahil edileceklerdir. Bu, kötülüğün kolektif olarak tasfiyesidir.

        Cehennem (جَهَنَّمَ)

        Kelimenin kökeni hakkında farklı görüşler vardır; bazı dilciler "derin kuyu" (cehm) köküne bağlarken, Arthur Jeffery gibi isimler kelimenin İbranice "Ge-Hinnom" (Hinnom Vadisi) kavramından Arapçaya geçtiğini savunur.

        Râgıb el-İsfahânî, Cehennem'in bir isim olarak, suçluların içine atıldığı, yakıcı ve derin azap yerini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki "onu Cehennem'e koyar" ifadesi, "rekm" (yığma) eyleminin nihai varış noktasıdır.

        el-Hâsirûn (الْخَاسِرُونَ)

        Kelimenin kökü h-s-r harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "kaybetmek, eksilmek, bir şeyin elden çıkması ve hüsrana uğramak" olduğunu belirtir. Ticarette zarar etmeye "husrân" denir.

        Râgıb el-İsfahânî, "hasâr" kavramını, insanın sadece malını değil, en büyük sermayesi olan kendi nefsinin ve ömrünün ahiretteki karşılığını bütünüyle yitirmesi olarak tanımlar.

        Prof. Dr. Hidayet Aydar, ayetin sonundaki "İşte onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir" (ulâike humu'l-hâsirûn) mühürlemesinin teo-politik sonucunu inceler. Aydar'a göre müşrikler dünyada sahip oldukları ordu, servet ve makamlarla "kazançlı" olduklarını sanıyorlardı. Ancak Kur'an, onların "pis" (habîs) bir kütle olarak istiflenip Cehennem'e atılmalarını, varoluşsal bir "ticari iflas" (hüsran) olarak niteler. Onlar en büyük yatırımlarını (hayatlarını) en kötü sonuca harcamışlardır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X