وَمَا لَهُمْ اَلَّا يُعَذِّبَهُمُ اللّٰهُ وَهُمْ يَصُدُّونَ عَنِ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَمَا كَانُٓوا اَوْلِيَٓاءَهُۜ اِنْ اَوْلِيَٓاؤُ۬هُٓ اِلَّا الْمُتَّقُونَ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Enfâl Sûresi, 34. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: enfal 34, takva, enfal suresi 34. ayet, veli, enfal suresi, azap, mescidi haram, allah, secde, haram, ilim, bilgi, dostluk
-
Onlar, hizmet ve yönetimine ehil olmadıkları halde Mescid-i Haram'a müminleri sokmazken Allah onlara niye azap etmesin? Mescidin hizmet ve yönetimine ehil olanlar gönüllerinde Allah korkusu taşıyanlardır, fakat onların çoğu bunu bilmezler.
Onlar, Mescid-i Haram'a müminleri sokmazken Allah onlara niye azap etmesin? Yani kendilerinden azabı giderecek mazeretleri yoktur. Zira onlarda öyle çeşitli tavırları vardı ki bunlardan sadece birinin olması durumunda onlar azaba müstehak olurlardı. Bu nitelikler, peygamberi ve kendilerine gönderilen ayetleri yalanlamaları, insanları ibadet mekam olan Mescid-i Haram'dan alıkoymaları ve "Gökten üzerimize taş yağdır veya bize acı veren bir azap gönder!" diyerek böyle bir talepte bulunmalarıdır. Yani kendilerinden azabı bertaraf edecek bir mazeretleri yoktur. Yine onların "bize bir peygamber gönderseydin ya" demeleriyle Allah'a karşı peygamber göndermediğine dair bir delilleri de bulunmamaktadır. Bilakis Cenab-ı Hak onlara peygamber göndermiş, onlar ise onu yalanlamışlardır. Yine onlara ayetler göndermiş, onlar ise bunları yalanlamışlardır. Ayrıca onlar insanları Mescid-i Haram'dan alıkoymuşlardır. Dolayısıyla onların hiçbir şekilde kendilerinden azabı bertaraf edecek bir ma'l.eıet. bu\unmamaktadu. i.ncaK i.\an \üttuy\a ve rahmetiyle, Resulullahın (s.a.) bereketi ve müminlerin bağışlanma talepleriyle onlardan azabı giderebilir. Yoksa onlarda azaba uğratılmalarım gerektiren tüm sebepler vardı.
Onlar, Mescid-i Haram'a müminleri sokmazken. Yani orada namaz kılmalarına engel olurken. Bu beyanın, onların müminleri ResiluIlah'tan alıkoymaları anlamına gelmesi de mümkündür. Fakat Cenab-ı Hak, ResûluIlah orada olduğu için Mescid-i Haram'ı bildirdi. Onlar, müminler RestiluIlah'ı görüp ona uymasınlar diye bunu yapıyorlardı.
Onlar, hizmet ve yönetimine ehil değillerdi. Yani onlar bu kendilerinden azabı bertaraf etmek için mescidin velisi olan kimseler değillerdi. Bu beyan Allah onlara niye azap etmesin? mealindeki beyanın bağlantı cümlesidir (sıla), yani onlar mescidin velisi değilken. Onlar, hizmet ve yönetimine ehi! değillerdi ilahi beyanı şu anlama da gelebilir: Onlar, kendilerinin mescidin hizmet ve yönetimine ehil ve buraya müminlerden daha yakın olduklarını iddia ettikleri için insanları Mescid-i Haram'a sokmuyorlardı. Sonra Cenab-ı Hak onların mescidin velisi olamadıklarını bildirdi. Buranın velisi olanlar gönüllerinde Allah korkusu taşıyanlardır. Bu kimseler mescidin velisi olamayanların yaptığı eylemlerden sakınanlardır. Ya da buranın velisi olanlar, ibadet ve ulılhiyette başkasını ortak koşan müşrikler değil, muvahhitlerdir.
Yorumu Yorumla
-
Yuazzibehumu (يُعَذِّبَهُمُ)
Kelimenin kökü a-z-b harflerinden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir kimseyi bir şeyden alıkoymak, menetmek ve onu normal düzeninden kopararak ona şiddetli acı vermek" olduğunu belirtir. Susuzluğu ve harareti kesip attığı için çok tatlı suya da "azb" denmesinin etimolojik gerekçesi bu kesme ve menetme işlevidir.
Râgıb el-İsfahânî, azap kavramını, "insana bedensel veya ruhsal olarak şiddetli acı veren, onun doğal sükunetini ve yaşam sevincini kalıcı olarak bozan sürekli eziyet ve ilahi ceza" olarak tanımlar.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin önceki ayetle olan bağlamına dikkat çeker. Bir önceki ayette Allah'ın onlara (içlerinde peygamber varken veya istiğfar ederlerken) "azap etmeyeceği" belirtilmişken; bu ayette "Allah onlara neden azap etmesin ki?" denmesi bir çelişki değildir. Öztürk'e göre ilk ayette reddedilen azap, gökten inecek olan "kök kazıyıcı/toptan helak edici" (istîsal) azap iken; bu ayette onlara hak ettiklerini bildiren azap, dünyevi planda (Bedir'de ve Mekke fethinde) ellerindeki siyasi gücün alınması ve kılıçla mağlup edilmeleri şeklindeki askeri cezalandırmadır.
Yesuddûne (يَصُدُّونَ)
Kelimenin kökü s-d-d harflerinden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün "bir kimseyi hedeflediği bir şeyden engellemek, alıkoymak, geri çevirmek ve ondan yüz çevirmek" anlamına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "sadd" eylemini iki boyutta inceler: Birincisi kişinin kendi iradesiyle haktan yüz çevirmesi (uzaklaşması); ikincisi ise fiziksel veya psikolojik bir güç kullanarak başkalarının hakka, doğru yola veya ibadete ulaşmasını zorla engellemesidir. Ayetteki kullanımı, doğrudan ikinci anlama (engelleme/alıkoyma) işaret eder.
Toshihiko Izutsu, müşriklerin bu "engelleme" (sadd) eylemini, Kutsal Mekân (Kâbe) üzerinden kurdukları teo-politik bir baskı aracı olarak analiz eder. İnananların Mescid-i Haram'a girmesinin yasaklanması, sıradan bir mekânsal kısıtlama değil; Kureyş'in kendi geleneksel otoritesini korumak için yeni İslami hareketi kalbinden boğmaya çalışması ve dini özgürlüğü silah zoruyla ihlal etmesidir.
el-Mescidi (الْمَسْجِدِ)
Kelimenin kökü s-c-d harflerinden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "itaat etmek, baş eğmek, alçalmak ve tevazu göstermek" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "mescid" kelimesinin ism-i mekân (yer ismi) olduğunu ve "Allah'a ibadet edilen, O'nun otoritesi karşısında secdeye varılarak mutlak itaatin sunulduğu yer" anlamına geldiğini açıklar.
Arthur Jeffery, secde ve mescid kelimelerinin etimolojik kökenlerinin İbrahimi geleneğin ortak mirasından beslendiğini kaydeder. Süryanicede "sghed" (tapınmak, ibadet etmek) fiili ile Aramice "masgedha" (ibadet edilen kutsal mekân) kelimeleri, Arapçadaki kullanımla aynı dilsel köke dayanır. Kur'an, bu ortak terminolojiyi alarak Mekke'deki Kâbe ve etrafını mutlak tevhidin (sadece Allah'a baş eğmenin) yeryüzündeki fiziki merkezi olarak tanımlamıştır.
el-Harâmi (الْحَرَامِ)
Kelimenin kökü h-r-m harflerinden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyin yasaklanması, menedilmesi, dokunulmazlık kazanması ve ihlal edilemezliği" olduğunu belirtir. Helalin (serbestliğin) tam zıddıdır.
Râgıb el-İsfahânî, haram kavramını, şeriatın veya aklın kesin olarak yasakladığı eylemler ve aynı zamanda kendisine saygı duyulması, korunması zorunlu olan, tecavüz edilmesi yasaklanmış (dokunulmaz) kutsal değerler/mekânlar olarak açıklar.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, "Mescid-i Haram" tamlamasındaki haram sıfatının tarihsel ve hukuki bağlamına dikkat çeker. Aydar'a göre "harem" bölgesi, içinde kan dökmenin, savaşmanın ve insanların ibadet hakkını gasp etmenin kesinlikle yasak olduğu bir barış/dokunulmazlık havzasıdır. Müşrikler, inananları oradan engelleyerek (sadd eylemiyle), aslında bizzat kendi inandıkları ve bekçiliğini iddia ettikleri o kadim dokunulmazlığı (haremliği) ihlal etmiş, böylece meşruiyetlerini kendi elleriyle yıkmışlardır.
Evliyâehu (أَوْلِيَاءَهُ)
Kelimenin kökü v-l-y harflerinden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "iki şeyin arasına başka hiçbir şeyin giremeyeceği kadar birbirine yakın, bitişik ve art arda olması" olduğunu belirtir. Akrabalık, sevgi, yardım, müttefiklik ve himaye etmek (yöneticilik) gibi kavramların tümü bu "ontolojik yakınlık ve bitişiklikten" türer.
Râgıb el-İsfahânî, veli kelimesinin (çoğulu evliyâ) hem destek olan/seven dost hem de bir işin veya mekânın sorumluluğunu üzerine alan, onu yöneten ve koruyan muhafız (mütevelli) anlamına geldiğini belirtir.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Bedir ve Mekke tarihi bağlamında bu kelimenin sadece soyut bir "dostluk" değil, doğrudan siyasi ve idari bir makamı ifade ettiğini vurgular. Müşriklerin "Biz Kâbe'nin evliyasıyız (sahipleriyiz)" iddiası, onların Kâbe'nin perdedarlığı, hacılara su dağıtılması ve himayesi (sidanet, sikaye, hicabet) gibi kurumsal yöneticilik görevlerini ellerinde tutmalarından kaynaklanır. Kur'an, "Onlar onun evliyası (gerçek muhafızları) değildir" diyerek Kureyş'in bu siyasi otoritesini hukuken iptal etmiş ve Kâbe'nin yönetim hakkını ellerinden almıştır.
el-Muttekûn (الْمُتَّقُونَ)
Kelimenin kökü v-k-y harflerinden oluşur.
İbn Fâris, kök anlamını "insanın kendisiyle zararlı bir şey arasına koruyucu bir kalkan, bariyer veya engel koyması" olarak açıklar. Etimolojisinde tehlikeden, cezadan ve zarardan fiziken veya ruhen sakınma güdüsü yatar.
Râgıb el-İsfahânî, takva kavramını dini bağlamda "nefsi, ilahi sınırlara riayet ederek her türlü isyandan, zulümden ve günahın getireceği yıkımdan koruma altına almak" olarak tanımlar.
Toshihiko Izutsu, Kutsal Mekânın yönetim hakkının (velayetinin) "takva sahiplerine" (el-muttekûn) tahsis edilmesinin, Cahiliye toplumunda yarattığı sarsıcı teo-politik devrimi analiz eder. Cahiliye düzeninde Kâbe'nin muhafızlığı ve sahipliği doğrudan kan bağına, soyluluğa ve Kureyş kibrine (asabiyete) dayanıyordu. Kur'an, kutsalın muhafızlığını kabilevi bir mülk olmaktan çıkarmış; ehliyeti ve aidiyeti kan bağı yerine tamamen ahlaki bir arınmışlığa, tevhid bilincine ve ilahi yasalara saygıya (takvaya) bağlayarak liyakati yepyeni ve evrensel bir temele oturtmuştur.
Ya'lemûn (يَعْلَمُونَ)
Kelimenin kökü a-l-m harflerinden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyin izini sürmek, işaretini kavramak ve onun hakikatine, özüne mutlak surette vakıf olmak" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, ilim eylemini "bir durumu veya nesneyi hiçbir zan ve şüpheye yer bırakmaksızın, kendi gerçekliği içinde olduğu gibi kavramak ve idrak etmek" olarak tanımlar.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), ayetin sonundaki "Fakat onların çoğu bilmezler" (lâ ya'lemûn) hükmünün teolojik ve psikolojik derinliğini inceler. Ona göre bu bilgisizlik, müşriklerin entelektüel veya dünyevi kapasitelerinin eksikliğinden (aptallıktan) kaynaklanmaz. Onların bilmediği (idrak edemediği) şey; Kutsal Mekânın (Mescid-i Haram'ın) gerçek misyonunun tevhid olduğu, o mekânın bir rant, turizm veya kabilevi kibir (statüko) aracı olmadığı ve Allah'ın evinin gerçek sahiplerinin soylular değil, kalbi arınmış olanlar (muttekiler) olduğudur. Bu, kalbin ve ruhun hakikate karşı tamamen körleşmesini ifade eden derin bir ontolojik cehalettir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla