Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Enfâl Sûresi, 31. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Enfâl Sûresi, 31. Ayet

    وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا قَالُوا قَدْ سَمِعْنَا لَوْ نَشَٓاءُ لَقُلْنَا مِثْلَ هٰذَٓاۙ اِنْ هٰذَٓا اِلَّٓا اَسَاط۪يرُ الْاَوَّل۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve-iżâ tutlâ ‘aleyhim âyâtunâ kâlû kad semi’nâ lev neşâu lekulnâ miśle hâżâ(ﻻ) in hâżâ illâ esâtîru al-evvelîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Kendilerine ayetlerimiz okunduğunda, 'Duyduk duyduk! İstesek elbette bunun benzerini biz de söyleriz, bu eskilerin masallarından başka bir şey değil' dediler.

      Kendilerine ayetlerirniz okunduğunda. Ayetlerirniz mealindeki beyanın Resulullah'ın okuduğu Kur'an ayetleri anlamında olması mümkündür. Yine "ayetleri" demek, tevhidi ve peygamberin tasdik edilmesini gerektiren kesin delilleri demek olması mümkündür.

      'Duyduk duyduk! İstesek elbette bunun benzerini biz de söyleriz' dediler. inatlaşmak suretiyle bu sözleri söylediler. Zira şu ilahi beyanlar onların kulaklarına çalınmaktaydı: "De ki: Yemin ederim, bu Kur'an'ın bir benzerini ortaya koymak için insanlar ve cinler bir araya gelip birbirine destek olsa dahi onun benzerini ortaya koyamazlar"; "Kulumuza indirdiğimiz kitaptan dolayı bir şüphe içinde iseniz onun benzeri bir sure de siz getirin". Ayrıca inkarcılardan hiç kimse bunun bir benzerini getirmeyi ummuyordu. Buna rağmen bu görevi üstlendiler. Bu durum, onların istesek elbette bunun benzerini biz de söyleriz mealindeki sözlerinin bir inatlaşma olduğunu göstermektedir.

      Bu eskilerin masallarından başka bir şey değildir. Araplar da böyle diyorlardı: Bu, eskilerin masalıdır.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Tütlâ (تُتْلَىٰ)

        Kelimenin kökü t-l-v harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyin peşinden gitmek, takip etmek ve ardı ardına sıralamak" olduğunu belirtir. Bir sözün harflerini ve kelimelerini birbirini takip edecek şekilde pez peşe dizerek okumaya "tilavet" denmesi bu sebepledir.

        Râgıb el-İsfahânî, "tilavet" kavramını sıradan bir okumadan ayırır. Tilavet, özellikle ilahi kitapların, içindeki hükümlere tabi olmak ve onları hayatın merkezine alarak izlemek amacıyla okunmasıdır. Ayette edilgen formda (tütlâ) kullanılması, vahyin onlara sürekli olarak tebliğ edildiğini ve ulaştırıldığını ifade eder.

        Semi'nâ (سَمِعْنَا)

        Kelimenin kökü s-m-a harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "sesi algılamak, kulak vermek ve anlamak" olduğunu belirtir.

        Toshihiko Izutsu, müşriklerin "İşittik/duyduk" (semi'nâ) ifadesindeki psikolojik tonu analiz eder. Izutsu'ya göre buradaki işitme, hidayete kapı açan bir "kulak verme" değil; kibrin dışavurumu olan alaycı bir "tamam, bunları zaten biliyoruz, duyduk geçtik" tavrıdır. Izutsu, Kur'an'ın semantik dünyasında "semi'" eyleminin ancak itaatle birleştiğinde (semi'nâ ve ata'nâ) gerçek değerini bulduğunu, müşriklerin buradaki kullanımının ise işitmeyi sadece fiziksel bir ses algısına indirgeyerek vahyi önemsizleştirmek olduğunu vurgular.

        Neşâu (نَشَاءُ)

        Kelimenin kökü ş-y-e harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyi istemek, dilemek ve bir şeyin varlığının bir iradeye bağlanması" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "meşîet" (dileme) kavramını, bir şeyi varlık alanına çıkarmak için duyulan kesin irade olarak tanımlar. Müşriklerin "eğer dilesek/istesek" (lev neşâu) demeleri, vahye karşı duydukları o sahte özgüveni yansıtır. Onlar vahyi, her an benzerini üretebilecekleri sıradan bir edebi metin seviyesinde gördüklerini iddia etmektedirler.

        Esâtîru (أَسَاطِيرُ)

        Kelimenin kökü s-t-r harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyi yan yana dizmek, sıralamak ve yazı yazmak" olduğunu belirtir. Yan yana dizilen ağaçlara veya yazılan satırlara "satr" denmesi bu köktendir.

        Arthur Jeffery, "esâtîr" kelimesinin etimolojik kökenini incelerken, kelimenin Yunanca "historia" (tarih, hikaye) kelimesinden Süryanice (estariâ) yoluyla Arapçaya geçmiş olabileceğini veya doğrudan Arapça "satr" kökünden türetilmiş bir çoğul olduğunu tartışır. Ancak Kur'ani bağlamda bu kelimenin, müşrikler tarafından vahyi "mitoloji ve asılsız masallar" olarak nitelemek için kullanıldığını belirtir.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, müşriklerin vahye karşı en büyük entelektüel saldırısının "esâtîr" nitelemesi olduğunu vurgular. Öztürk'e göre müşrikler, Kur'an'ın anlattığı peygamber kıssalarını, geçmiş toplumlardan kalan ve gerçekliği olmayan "uydurma metinler" (masallar) olarak yaftalayarak; vahyin "hidayet edici" ve "ilahi" karakterini halkın gözünde düşürmeye çalışmaktadırlar. Bu kelime, vahye karşı geliştirilen bir "itibarsızlaştırma" terminolojisidir.

        el-Evvelîn (الْأَوَّلِينَ)

        Kelimenin kökü e-v-l harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyin başlangıcı, öncesi ve rücu etmek (dönmek)" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "evvel" kavramını zaman veya rütbe bakımından önde olan, başkalarından önce gelen olarak tanımlar.

        Gabriel Said Reynolds, "Öncekilerin masalları" (esâtîru'l-evvelîn) tamlamasındaki eskatolojik ve tarihsel boyutu analiz eder. Reynolds'a göre müşrikler, Kur'an'ın sunduğu evrensel mesajı, sadece geçmişte kalmış (evvelîn) ve güncelliğini yitirmiş bir miras olarak kodlayarak; vahyin getirdiği toplumsal devrimi ve geleceğe dair uyarıları (ahireti) bloke etmeye çalışmaktadırlar. Onlar için vahiy, "şimdi ve burada" olan bir hitap değil, "eski" (kadim) olanın sadece bir tekrarıdır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X