Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Enfâl Sûresi, 30. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Enfâl Sûresi, 30. Ayet

    وَاِذْ يَمْكُرُ بِكَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لِيُثْبِتُوكَ اَوْ يَقْتُلُوكَ اَوْ يُخْرِجُوكَۜ وَيَمْكُرُونَ وَيَمْكُرُ اللّٰهُۜ وَاللّٰهُ خَيْرُ الْمَاكِر۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve-iż yemkuru bike-lleżîne keferû liyuśbitûke ev yaktulûke ev yuḣricûk(e)(c) veyemkurûne veyemkuru(A)llâh(u)(s) va(A)llâhu ḣayru-lmâkirîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Hatırlar mısın? İnkar edenler seni etkisiz hale getirmek veya öldürmek ya da yurdundan çıkarmak için tuzaklar kuruyorlardı; onlar tuzak kuruyorlardı Allah da bozuyordu. Tuzak bozma işini en iyi yapan Allah'tır.

      Hatırlar mısın? İnkar edenler seni etkisiz hale getirmek veya öldürmek ya da yurdundan çıkarmak için tuzaklar kuruyorlardı. Bazıları bu ayetin, "Bulunduğunuz yerde önemsenmeyecek kadar az olduğunüz, insanların sizi kapıp götürmelerinden korkar halde bulunduğunuz zamanı hatırlayın" mealindeki beyanın bağlantısı (sıla) olduğunu söylemektedir. Kafirlerin arasında onlar zayıf ve ezilmiş, kendi aralarında da korkan kimselerdi. Kafirler Resulullah'a tuzak kurmaya kalkıştılar. Ona karşı kurulan tuzak belirtildiği üzere onu öldürmek ve etkisiz hale getirmekti. Etkisiz hale getirmek ise hapis veya yurdundan çıkarmaktır. Sanki onlar Resulullah'a yönelik tavırları hakkında kendi aralarında istişare ederek danıştılar. Bazı rivayetlerde anlatıldığına göre bazıları öldürülmesini işaret etti, bazıları hapsedilmesini öngördü, bazıları da sürgün edilmesini istedi. Onların kendi aralarındaki istişareleri bu üç yöntem üzerine yoğunlaşmıştı. Ya öldürülecek ya hapsedilecek veya sürgün edilecekti. Sonra Allah, peygamberini onların gözleri önünde yurdundan çıkardı. Öyle ki bununla o, Allah'a itaatkar ve ibadet eden biri olmaktadır. Ayrıca onun çıkışı, Allah'ın emriyle olmuştu ki, bu çıkışı kafirlerin istediği yönün dışında bir yere olsun. Cenab-ı Hak onun çıkışını hicret olarak nitelemiştir. Yine Cenab-ı Hak, kendisi hakkında kurdukları tuzakları Resulullanın Allah katından öğrendiğini kafirler bilsinler ve onların gözleri önünde Mekke'den çıkışı ve aralarından ayrılmasından sonra, bu durum, onun nübüvvet ve risaletinin delili olsun diye böyle yapmıştır. Bu mucize, daha önce onların arasındayken gösterdiği mucizeler gibidir. İnkarCllar arasında iken Hz. ısa'nın zuhur eden mucizelerinin yanı sıra onlardan ayrılmasından sonra (göğe) yükseltilmesiyle oluşan mucizesinin durumuna benzer. İlk durum da böyledir. Eğer onlar sürgün etme dışında belirtmiş olduğumuz hapsetmek ve öldürmekte anlaşmamış olsalardı, onlar Resulullanı Mekke'den çıkarmaya kastetmiş olmalarına karşın, Cenab-ı Hak resulünü onların arasından çıkarmazdı. En doğrusunu Allah bilir.

      Hatırlar mısın? İnkar edenler seni etkisiz hale getirmek veya öldürmek ya da yurdundan çıkarmak için tuzaklar kuruyorlardı. Bu beyanda Cenab·ı Hakk'ın resulüne ve onun ashabına bahşetmiş olduğu nimetleri hatırlatma vardır. Çünkü Cenab-ı Hak, müminler onların arasında korku içerisindeyken güvenliklerini sağlamış, kaçak bir şekilde dağlarda mağaralardayken onları şehre yerleştirmiş, hayvanların ve yırtıcıların yiyeceklerini yerlerken onlara insanların temiz yiyeceklerini rızık olarak vermiştir.

      Cenab-ı Hak, müminleri kafirlerin arasından kurtarmak, Resulullah ile kafirlerin onun hakkında besledikleri niyetler, kalkıştıkları tuzaklar ve onu öldürme hedefleri arasına girerek buna engel olmak suretiyle onlara yönelik nimetlerini bildirmektedir. Allah Teclla, onlar tuzak kuruyorlardı Allah da bozuyordu. Tuzak bozma işini en iyi yapan Allah'tır mealindeki beyanla bunu bildirmektedir. Bu beyanda onlara karşı çeşitli deliller vardır. Bunlardan biri şudur: Belirttiğimiz üzere kafider ona tuzak kurmak için kendi aralarında istişare ettiler. Bu konuda kimseye bir şey de söylemediler. Sonra Resulullah bunu öğrendi ve kendisi şehirden çıktı. Bu durum, onların bunu Resulullah'a bildirenin Allah olduğunu bilmeleri içindir. İkincisi, Cenab-ı Hak, onları resulüne tuzak kurmaları sebebiyle ölümle korkutuyardu. Resulullah amaçladıkları şey başına gelmeden onların arasından çıktı. Cenab-ı Hakk'ın kafirleri korkutmuş olduğu ölüm ise onların başına geldi. Dolayısıyla onların Resulullana yönelik olarak kastettikleri ve amaçladıkları ölüm onların başına geldi. İşte bu durum, Allah'ın onlara kurmuş olduğu belirtilen tuzaktır.

      Allah da onların tuzaklarını bozuyordu. Tuzak bozma işini en iyi yapan Allah'tır. Bazıları şöyle demiştir: Onlar Resulullah'a karşı tuzaklarıyla kötülük yapmayı amaçladılar. Söz konusu kötülük, bu nuru söndürmekti, ki bu din ortadan kalksın ve izleri de silinsin. Allah onlardan bir grubun müslüman olmasını istedi ki bunlar Resulullana yardımcı ve destekçi olsunlar ve bundan nasiplerini alsınlar. O, tuzak bozma işini en iyi yapandır. Denildi ki: Onlar tuzak kuruyorlardı Allah da bozuyordu. Yani onlar Resulullah'ı öldürmek istediler. Allah da onların tuzaklarını bozdu. Yani Cenab-ı Hak, onları öldürmeyi diledi ki Bedir'de öldürdü. Tuzak bozma işini en iyi yapan Allah'tır. Yani tuzak konusunda onlardan daha üstündür. O'nun tuzağı kafirlerin tuzağına galebe çalmıştır. Bazıları da şöyle demiştir: Onlar tuzak kuruyorlardı Allah da bozuyordu. Yani onların tuzak kurmalarının karşılığını verir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Yemkuru (يَمْكُرُ)

        Kelimenin kökü m-k-r harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyi gizlemek, asıl niyeti saklayarak üstü kapalı bir şekilde plan ve tuzak kurmak" olduğunu belirtir. Kökün etimolojik doğasında hile, kurnazlık ve gizlilik barındıran stratejik bir zihinsel eylem yatar.

        Râgıb el-İsfahânî, "mekr" kavramını "bir kimseyi, hedeflediği veya yöneldiği amacından gizli bir tertiple çevirmek, onu engellemek" olarak tanımlar. Râgıb, bu eylemi "övülen" (mahmud) ve "yerilen" (mezmum) olmak üzere ikiye ayırır. Kötü niyetli tuzaklara karşı, daha üstün ve ince bir stratejiyle o tuzağı boşa çıkarmak "övülen mekr"dir. Ayette müşriklerin "mekr"i yerilen siyasi bir suikast planıyken; Allah'ın "mekr"i, o planı bütünüyle çökerten mutlak ve adil ilahi stratejidir.

        Toshihiko Izutsu, mekr kavramının Cahiliye dönemi Arap toplumundaki sosyolojik algısını inceler. Izutsu'ya göre bedevi kültüründe "mekr" (kurnazlık, hile ve düşmanı içten çökertme yeteneği), kabile şeflerinde bulunması gereken çok değerli bir siyasi zeka ve liderlik (seyyidlik) vasfıydı. Kur'an, Kureyş oligarşisinin en çok övündüğü bu siyasi kurnazlık kavramını almış ve "Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır" (vallâhu hayru’l-mâkirîn) diyerek; beşeri kurnazlığın, ilahi iradenin karşı-stratejisi (mekri) önünde ne kadar aciz, gülünç ve işlevsiz kaldığını teolojik olarak ispatlamıştır.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin arkasındaki doğrudan tarihsel bağlama dikkat çeker. Öztürk'e göre buradaki "yemkuru" fiili soyut bir düşmanlıktan ziyade; Mekke'nin parlamentosu sayılan Dâru'n-Nedve'de Kureyş liderlerinin toplanarak Hz. Peygamber'i fiziken ortadan kaldırmak, hapsetmek veya sürgün etmek için aldıkları son derece spesifik, resmi ve organize suikast/darbe kararını (komployu) temsil eder.

        Keferû (كَفَرُوا)

        Kelimenin kökü k-f-r harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, bu kökün etimolojik temelinin "bir şeyin üzerini örtmek, gizlemek ve üstünü kapatmak" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, küfür kavramını dini bağlamda "Allah'ın varlığına, birliğine ve verdiği nimetlere dair apaçık kanıtları inatla ve kasıtlı bir şekilde nankörlük ederek örtbas etmek" olarak açıklar.

        Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu ayetin bağlamında "küfredenler" kelimesinin yeniden analiz edilmesi gerektiğini belirtir. Dâru'n-Nedve suikastı bağlamında "keferû" eylemi, sadece kalpteki pasif bir inançsızlık durumu değildir. Aydar'a göre bu kelime burada; hakikatin üzerini örtme (küfür) işini, peygamberi fiziken yok ederek (kan dökerek) kurumsallaştırmaya çalışan ve bu uğurda örgütlü bir terör cephesi kuran siyasi inkar komitesini tanımlar.

        Liyusbitûke (لِيُثْبِتُوكَ)

        Kelimenin kökü s-b-t harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyin hareketini kesmek, onu yerinden oynamayacak şekilde sabitlemek, bağlamak ve hapsetmek" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "isbât" (veya tesbit) eylemini, bir insanı serbest hareket edemeyeceği bir şekilde bağlamak, hürriyetini elinden almak ve onu belirli bir yere çivilemek (hapsedip tecrit etmek) olarak açıklar.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Dâru'n-Nedve'deki üç siyasi tekliften ilki olan bu eylemin tarihsel karşılığına vurgu yapar. Öztürk'e göre Ebu'l-Bahterî tarafından sunulan "Onu demir zincirlerle bağlayıp, dışarıyla irtibatını keserek ölene kadar bir hücreye hapsedelim" şeklindeki komplo teklifi, Arapçada tam olarak "liyusbitûke" (seni sabitlemek/hapsetmek için) fiiliyle kavramsallaştırılmıştır. Bu, sadece bedeni değil, İslami tebliğin toplumsal hareketliliğini de zincire vurma çabasıdır.

        Yaktulûke (يَقْتُلُوكَ)

        Kelimenin kökü k-t-l harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, bu kökün "bir canlının ruhunu bedeninden ayırmak, onu fiziki olarak yok etmek" anlamına geldiğini belirtir.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), Dâru'n-Nedve'deki komplonun Kur'an tarafından aktarılışındaki psikolojik ve dramatik tırmanışa (eskalasyona) dikkat çeker. "Seni hapsetmek (liyusbitûke), YAHUT öldürmek (ev yaktulûke)..." şeklindeki sıralama, müşriklerin toplantısındaki kan susuzluğunun giderek artmasını yansıtır. Hapsetmeyi yetersiz gören Ebu Cehil'in "Her kabileden bir genç seçelim ve hepsi aynı anda kılıç vursun, böylece kan diyeti kabilelere dağılsın" şeklindeki nihai tasfiyesi, "katl" fiilinin içindeki o organize ve acımasız bedevi şiddetini temsil eder.

        Yuhricûke (يُخْرِجُوكَ)

        Kelimenin kökü h-r-c harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyin bulunduğu yerden, içten dışa doğru çıkması; gizli veya kapalı bir halden açık bir alana geçmesi" olduğunu belirtir. Eylem "ihraç" (çıkarmak) formunda olduğunda, bu gidişin kendi iradesiyle değil, dışarıdan uygulanan zorlayıcı bir güçle koparılma eylemi olduğunu ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, ihraç eylemini kişinin yurdundan, evinden ve ait olduğu toplumdan zor kullanılarak sürülmesi (nefyedilmesi) olarak tanımlar.

        Toshihiko Izutsu, Cahiliye dönemi bedevi toplumunda "sürgün" (ihraç) kavramının sosyolojik dehşetini inceler. Çöl şartlarında bir bireyin kabilesinden (Mekke'den) zorla çıkarılması, onun her türlü hukuki ve yaşamsal korumadan (himayeden) mahrum bırakılması demektir. Izutsu'ya göre sürgün, çölde tek başına ölüme terk edilmekle eşdeğerdir. Kur'an, hapis ve ölümün yanına üçüncü bir suikast alternatifi olarak "sürgünü" (yuhricûke) koyarken, o dönemin şartlarında bunun açık bir idam kararı olduğunu dilbilimsel olarak kayda geçirmiştir.

        Hayru (خَيْرُ)

        Kelimenin kökü h-y-r harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, bu kökün "insan doğasının ve aklının meylettiği, seçtiği, faydalı, üstün ve şerrin zıddı olan şey" anlamına geldiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, hayır kavramını herkes tarafından arzulanan mutlak iyilik ve üstünlük olarak açıklar. Ancak "Hayru'l-mâkirîn" (Tuzak kuranların/Plan yapanların en hayırlısı) şeklindeki isim tamlamasında kullanıldığında "hayır", sadece ahlaki bir iyiliği değil; kudret, nüfuz, isabet ve stratejik zeka bakımından "en üstün, en yetkin ve en yenilmez olan" anlamını taşır.

        Gabriel Said Reynolds, "Hayru" kelimesinin bu ayetin sonundaki teolojik işlevini (fasıla) Geç Antik Çağ monoteizmi bağlamında değerlendirir. Reynolds'a göre, insanların gizli siyasi komplolarına (mekr) karşı Allah'ın "en iyi/en üstün" (hayru) planlayıcı olması; Orta Doğu İbrahimi geleneğindeki "İlahi İnayet/Providence" (Kaderi elinde tutan Tanrı) tasavvurunun en çarpıcı ifadesidir. Bu kullanım, hiçbir beşeri siyasi kararın, ilahi iradenin aşkın (hayr) stratejisini alt edemeyeceğini vurgulayarak inananlara mutlak bir eskatolojik ve psikolojik güvence sunar.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X