وَاعْلَمُٓوا اَنَّـمَٓا اَمْوَالُكُمْ وَاَوْلَادُكُمْ فِتْنَةٌۙ وَاَنَّ اللّٰهَ عِنْدَهُٓ اَجْرٌ عَظ۪يمٌ۟
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Enfâl Sûresi, 28. Ayet
Daralt
X
-
Mal ve çocuklarınızın sizin için birer imtihan olduğunu ve büyük mükafatın Allah katında bulunduğunu bilin.
Mal ve çocuklarınızın sizin için birer imtihan olduğunu bilin. Yani Cenab-ı Hak çocukları ve malları onlara oyun olsun diye ve boşuna vermemiştir. Veya sadece onların çocukları ve malları olsun diye de vermemiştir. Aksine bunları onlara imtihan aracı olarak vermiştir. Aynı şekilde Cenab-ı Hak dünyada bizim için yarattığı her şeyi bir imtihan vesilesi olarak yaratmıştır. Tıpkı şu beyanlarda ve daha başkalarında buyurulduğu gibi: "Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla; mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle sınayacağız. Sabredenleri müjdele!"; "Denemek için sizi kötü ve iyi durumlarla imtihan ederiz. Sonunda bize geleceksiniz"; "Bu sonuncuları, belki dönüş yaparlar diye, iyi durumlarla da kötü durumlarla da imtihan ettik". Bu durum, Cenab-ı Hakk'ın dünyada yarattığı her şeyi insanları sınadığı bir imtihan aracı olarak yarattığına delil teşkil etmektedir, şu beyanlarda belirtildiği gibi: Mal ve çocuklarınız sizin için birer imtihandır. Yani Cenab-ı Hak bunlar aracılığıyla, eğitim ve öğretim türlerinde, muhafaza etme ve bizi yükümlü kıldığı, görev verdiği haklarda bizleri imtihan etmektedir. Şu beyanlarda belirtildiği gibi: "Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıt ı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun". Cenab-ı Hak mallarda bazı sorumluluklarla bizi yükümlü kılmıştır ki bu hakları yerine getirmekle bizleri imtihan etmiştir. Aynı şekilde Allanın yaratılmışlara yönelik emir ve yasaklarının tümü böyledir. Cenab-ı Hak yaratılmışların menfaati ve onlardan herhangi bir zararı gidermek için bunları emretmiş ve yasaklamıştır. Yoksa bu emir ve yasakların sebebi kendisine dönük bir menfaat elde edilmesi veya kendisine yönelik bir zararın veya bir ihtiyacın giderilmesi değildir. Zira göklerin ve yerin mülkü ona aittir. O, zatı bakımından izzet sahibidir. Onun hiç bir şeye ihtiyacı olmaz. O, bunlardan münezzehtir.
Büyük mükafat Allah katındadır. Bu mükafat, Allah ve resulüne hainlik etmeyenler içindir. Cenab-ı Hak, onları imtihan ettiği mallar ve çocuklar hakkında gereğini yerine getirmeleri durumunda onlara büyük bir mükafat vadetmiştir. Nitekim şöyle buyurmuştur: Büyük mükafat Allah katındadır.
Yorumu Yorumla
-
Va'lemû (وَاعْلَمُوا)
Kelimenin kökü a-l-m harflerinden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyin izini sürmek, işaretini kavramak ve onun hakikatine, özüne kesin olarak vakıf olmak" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, ilim kavramını "bir nesneyi veya durumu olduğu gibi, hiçbir zan ve şüpheye yer bırakmaksızın mutlak gerçekliğiyle idrak etmek" olarak açıklar. Ayetteki "bilin ki" şeklindeki emir, sıradan bir bilgi aktarımı değil; malların ve çocukların birer imtihan aracı olduğu gerçeğinin müminlerin zihnine ve kalbine sarsılmaz bir dogma (kesin bilgi) olarak kazınması yönündeki teolojik bir talimattır.
Emvâlukum (أَمْوَالُكُمْ)
Kelimenin kökü m-v-l harflerinden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün sözlük anlamının "zenginlik, mülk ve insanın sahip olduğu şeyler" olduğunu belirtir. Ayrıca "meyl" (bir şeye doğru eğilmek, arzu duymak) kelimesinin de bu kökle olan etimolojik akrabalığına dikkat çeker. Mala bu ismin verilmesinin sebebi, insan doğasının ona karşı şiddetli bir meyil, arzu ve tutku hissetmesidir.
Râgıb el-İsfahânî, mal kelimesini, insanın sahip olmak istediği, biriktirdiği ve kalbinin bağlandığı her türlü maddi varlık olarak tanımlar.
Toshihiko Izutsu, mal kavramının Cahiliye Arap toplumundaki sosyolojik değerini inceler. Bedevi toplumda servet ve mal, gücün, sosyal statünün ve kabilevi asaletin mutlak göstergesidir; hayatın bizatihi amacıdır. Kur'an, ayette malı "fitne" (sınav) olarak niteleyerek, onun ontolojik değerini kökten değiştirmiş; malı bir amaç olmaktan çıkarıp, ilahi otoriteye sadakati test eden geçici ve tehlikeli bir araca dönüştürmüştür.
Evlâdukum (وَأَوْلَادُكُمْ)
Kelimenin kökü v-l-d harflerinden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün "doğurmak, dünyaya getirmek, nesil ve üreme" anlamlarına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, evlat kelimesini kişinin kendi soyundan gelen çocuklar olarak açıklar.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayette malların hemen yanına çocukların eklenmesinin tarihsel ve sosyolojik gerçekliğine dikkat çeker. Öztürk'e göre asabiyet (kan bağı) üzerine kurulu bedevi Arap toplumunda erkek çocuklar, kabilenin askeri gücü, kişinin sosyal güvencesi ve övünç kaynağıdır. Kur'an, en çok güvenilen ve en çok sevilen bu iki dünyevi unsuru (mal ve evlat) yan yana getirerek, insanın ilahi sorumluluklardan ve cihat gibi zorlu görevlerden kaçmasına sebep olabilecek en güçlü iki psikolojik bağı (zaafı) teşhis etmiştir.
Fitnetun (فِتْنَةٌ)
Kelimenin kökü f-t-n harflerinden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün etimolojik temelinin "altın veya gümüşü, içindeki cüruftan (pislikten) ayırmak ve saflığını test etmek için ateşte yakmak, eritmek" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, ateşle sınanma metaforundan hareketle fitneyi; insanın gerçek ahlaki karakterini, imanının sağlamlığını ve sadakatini ortaya çıkaran her türlü şiddetli imtihan olarak tanımlar.
Toshihiko Izutsu, "fitne" kelimesinin bu ayetteki özel kullanımına dikkat çeker. Burada fitne; savaş, dış saldırı veya sosyal bir kargaşa değil, insanın kendi evinin içindeki "sevgi dolu ve cazip" düşmandır. Mal ve çocuklara duyulan doğal sevginin, Allah'ın emirlerine (örneğin infak etmeye veya savaşa gitmeye) engel olacak bir boyuta ulaşması, altını eriten ateş gibi insanın imanını eriten ve test eden ontolojik bir fitnedir (sınavdır).
Ecrun (أَجْرٌ)
Kelimenin kökü e-c-r harflerinden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "yapılan bir işin, çekilen bir emeğin karşılığını ödemek, bedel" olduğunu belirtir. Kırılan bir kemiğin sarılarak iyileştirilmesine (cebr) de acıların telafisi bağlamında bu kökten isim verilmiştir.
Râgıb el-İsfahânî, ecr kavramını, iki taraf arasındaki bir sözleşmeye (akit) veya yapılan iyi bir eyleme dayalı olarak hak edilen mükafat ve karşılık olarak tanımlar.
Arthur Jeffery, kelimenin etimolojik yolculuğunda Aramice ve Süryanicedeki "agra" (ücret, bedel, mükafat) kelimesinin Arapçaya geçişine işaret eder. Jeffery'e göre Kur'an, Orta Doğu ticaretinin bu gündelik "ticari" kelimesini almış ve onu eskatolojik (ahiret odaklı) bir boyuta taşıyarak; dünyada maldan ve evlattan yana fedakarlık yapanların Allah katında alacakları "ilahi ödemenin" (uhrevi mükafatın) sarsılmaz bir sözleşmesi olarak yeniden üretmiştir.
Azîm (عَظِيمٌ)
Kelimenin kökü a-z-m harflerinden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün etimolojik temelinin "kemik" (azm) kelimesinden geldiğini belirtir. Bedenin ayakta durmasını sağlayan, en sert, en yoğun ve en büyük yapı taşı kemik olduğu için; kelime zamanla fiziki büyüklüğü, ihtişamı, gücü ve devasa boyutları ifade eden "azamet" kavramına evrilmiştir.
Râgıb el-İsfahânî, azîm sıfatını, hem gözün algılayabileceği fiziksel boyutları hem de aklın ve hayal gücünün kavramakta aciz kalacağı manevi, soyut büyüklüğü ihtiva eden bir kelime olarak tanımlar. Ayette Allah katındaki mükafatın (ecrin) "azîm" olarak nitelenmesi; insanların uğruna kendilerini helak ettikleri dünyevi malların ve çocukların değerinin, ilahi mükafatın sonsuz büyüklüğü, ağırlığı ve ihtişamı (azameti) karşısında bir hiç konumunda olduğunu bildiren çok güçlü bir teolojik kıyastır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla