Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Enfâl Sûresi, 23. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Enfâl Sûresi, 23. Ayet

    وَلَوْ عَلِمَ اللّٰهُ ف۪يهِمْ خَيْراً لَاَسْمَعَهُمْۜ وَلَوْ اَسْمَعَهُمْ لَتَوَلَّوْا وَهُمْ مُعْرِضُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Velev ‘alima(A)llâhu fîhim ḣayran leesme’ahum(s) velev esme’ahum letevellev vehum mu’ridûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Allah onlarda (inkarcılarda) bir hayır görseydi elbette kendilerine işittirirdi, eğer işittirseydi yine reddederek yüz çevirirlerdi.

      Allah onlarda (inkarcılarda) bir hayır görseydi elbette kendilerine işittirirdi. Denildi ki: Ayet kafirlerin azgınları hakkında inmiştir. İbn Abbas şöyle demiştir: Bunlar Abdüddaroğullarından bir gruptur. Bunlar Resulullah'tan peş peşe ayet istiyorlardı. ° da onlara bundan önce ayetler vermişti de kabul etmemişlerdi. Bunun üzerine Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur: Allah onlarda (inkarcılarda) bir hayır görseydi; öyle ki onlar sordukları meselelerin cevabını kabul etselerdi, Allah onlara yönelik vahiy indirir ve onlara işittirirdi. Fakat Cenab-ı Hak, sormuş oldukları meselelerin cevabını onlara işittirmiş olsaydı da onların kabul etmeyeceklerini bilmekteydi. Mıltezile şöyle demiştir: Ayet, Cenab-ı Hakk'ın kendi katında verilebilecek her şeyi onlara verdiğini, fakat onların bunu kabul etmediğini göstermektedir. Çünkü Onlarda bir hayır görseydi elbette kendilerine işittirirdi buyurmuştur. Bu ayet, Cenab-ı Hak'ta onlara verilebilecek bir lütuf bulunmadığını göstermektedir. Yoksa Cenab-ı Hak katında onların kabul edebileceği bir şey olsaydı onlara işittirirdi. Fakat bu gerçeğe uzak bir görüştür. Çünkü Cenab-ı Hak şöyle buyurmamıştır: Allah kendi katında hayır olduğunu bilseydi, kendilerine işittirirdi. Aksine 0, Allah onlarda hayır olduğunu bilseydi buyurmuştur. Dolayısıyla Allah, onlarda hayrın bulunmadığını beyan ederek haklarında olumsuz bir bilgiye sahip olduğunu açıklamıştır. İlahi beyanın yorumu belirttiğimiz şekildedir. Yani Allah, onların hayırlı bir davranışta bulunacaklarını bilseydi, onlara vahyini indirir ve onlara işittirirdi. Fakat Cenab-ı Hak, onların kabul etmeyeceklerini bildi, şu beyanda belirtildiği gibi: Eğer işittirseydi yine reddederek yüz çevirirlerdi. Yani inat etmek ve azgınlık yapmak suretiyle sordukları meselenin cevabını yalanlayarak. Cenab-ı Hak, onların doğru bilgi almak için değil, inatlaşmak ve azgınlık yapmak üzere soru sorduklarını bildirmiştir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Alime (عَلِمَ)

        Kelimenin kökü a-l-m harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyin izini sürmek, işaretini kavramak ve onun hakikatine, özüne kesin olarak vakıf olmak" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, ilim kavramını "bir nesneyi veya durumu olduğu gibi, tüm gerçekliğiyle idrak etmek" olarak tanımlar. Allah'a nispet edildiğinde bu eylem, zamana veya mekana bağlı bir öğrenme süreci değil; varlığın içindeki en gizli niyeti, kapasiteyi ve özü mutlak bir şekilde ihata etmektir. Ayette "Allah onlarda bir hayır bilseydi" ifadesindeki bilme eylemi, inkarcıların iç dünyalarındaki o değişmez, katılaşmış ve hakikate tamamen kapalı ontolojik durumu Allah'ın ezelden beri tüm çıplaklığıyla görmesini ifade eder.

        Hayran (خَيْرًا)

        Kelimenin kökü h-y-r harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, bu kökün "insan doğasının ve aklının meylettiği, seçtiği, faydalı ve iyi olan şey" anlamına geldiğini belirtir. Şerrin tam zıddıdır.

        Râgıb el-İsfahânî, hayır kavramını herkes tarafından arzulanan akıl, adalet ve erdem gibi mutlak iyilikler olarak açıklar. Bu ayetin özel bağlamında ise "hayır", insanın iç dünyasında hakkı kabullenmeye, gerçeği dinlemeye ve ilahi mesaja boyun eğmeye dair bulunan o asgari "manevi kapasite ve niyet" olarak tanımlanır.

        Toshihiko Izutsu, hayır kelimesinin Cahiliye dönemi ile Kur'an dönemi arasındaki semantik uçurumunu analiz eder. Cahiliye'de "hayır", kabileye fayda sağlayan maddi zenginlik, ganimet veya soy üstünlüğüyken; Kur'an bu kelimeyi alıp tamamen içselleştirmiş ve teolojikleştirmiştir. Ayetteki kullanımıyla hayır, insanın ilahi logosa (mesaja) muhatap olabilmesini sağlayan o ontolojik "iyilik/anlama potansiyelidir". Müşriklerde bu potansiyel tamamen tükenmiştir.

        Esmeahum (أَسْمَعَهُمْ)

        Kelimenin kökü s-m-a harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, kök anlamını "ses dalgalarını kulak vasıtasıyla idrak etmek" olarak verir. Eylemin bu ayetteki formu (if'al babı), "işittirmek, duyurmak" anlamı taşır.

        Râgıb el-İsfahânî, "isma'" (işittirme) eyleminin sadece kulak zarına sesin ulaştırılması olmadığını; asıl gayenin o sesin içerdiği manayı muhatabın kalbine, aklına ulaştırmak ve ona kavratmak (fehm) olduğunu belirtir.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu eylemin edebi ve psikolojik boyutuna dikkat çeker. Ona göre ayette "Eğer onlarda bir hayır (niyet/kapasite) olsaydı, Allah onlara mutlaka işittirirdi" denmesi, hidayetin zorla beynin içine enjekte edilen mekanik bir eylem olmadığını gösterir. İnsan iradesi (hayra meyli) olmadan, Allah mesajı fiziksel olarak en yüksek perdeden işittirse bile (mucizelerle), kalpteki o alıcı mekanizma kapalı olduğu için işitme (idrak/kabul) gerçekleşmeyecektir.

        Tevellev (تَوَلَّوا)

        Kelimenin kökü v-l-y harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeye yönelmek, arka arkaya gelmek" ve fiilin formuna göre "sırtını veya yüzünü bir tarafa çevirmek" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "tevelli" eylemini bir inançtan, haktan veya emirden yüz çevirerek, bedenen veya zihnen sırt dönüp uzaklaşmak olarak açıklar. Ayetteki kullanımı, hakikati işitmek zorunda kalsalar bile, içlerindeki o katı kibir yüzünden haktan hızla ve nefretle kopup kaçma eylemidir.

        Toshihiko Izutsu, tevelli eyleminin fiziksel bir dönüşten ziyade, teo-politik bir isyanı betimlediğini vurgular. Mesaja sırt dönmek, sadece kişisel bir ilgisizlik değil, ilahi otoritenin kurmak istediği nizamı kasıtlı olarak reddederek Cahiliye asabiyetine (eski düzene) geri kaçmaktır.

        Mu'ridûn (مُّعْرِضُونَ)

        Kelimenin kökü a-r-d harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, bu kökün "bir şeyin eni, genişliği, ortaya çıkması" anlamlarına geldiğini, ancak "i'râz" formunda kullanıldığında kişinin bir şeyden yan çizmesi, yüzünü ve ilgisini başka yöne çevirmesi anlamına evrildiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "i'râz" kelimesini, kişinin dikkate alması ve değer vermesi gereken bir meseleyi kasıtlı olarak görmezden gelmesi, ona değer vermeyerek yüz çevirmesi olarak detaylandırır. Tevelli (sırt dönme) ile İ'râz (yüz çevirme) eylemlerinin peş peşe kullanılması, inkarın şiddetini ve sürekliliğini pekiştirir.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, i'raz kavramının Mekkeli müşriklerin sosyo-ekonomik psikolojisindeki karşılığına vurgu yapar. Onların Kur'an'ın mesajından "i'raz etmeleri" (yüz çevirmeleri), mesajı anlamamalarından veya akılsız olmalarından değil; bu mesajın eşitlikçi, tevhid eksenli yapısının onların köleliğe ve şirke dayalı ekonomik hegemonyalarını yıkacağını çok iyi "akletmelerindendir". Bu yüzden onların yüz çevirmesi son derece bilinçli, politik ve menfaatperest bir direnç (i'raz) halidir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X