ذٰلِكُمْ وَاَنَّ اللّٰهَ مُوهِنُ كَيْدِ الْكَافِر۪ينَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Enfâl Sûresi, 18. Ayet
Daralt
X
-
İşte size lütfu! Allah inkar edenlerin tuzaklarını hep bozmaktadır.
İşte bu! Allah inkar edenlerin tuzaklarını hep bozmaktadır. İşte bu! Yani onların başına gelen ölüm, esaret ve hezimet. Çünkü yüce Allah onların tuzaklarını zayıflatmıştır. Bu beyanın "Bunu da müminlere kendinden güzel bir lütufta bulunmuş olmak için yaptı" mealindeki ilahi beyanın bağlantı (sıla) cümlesi olması mümkündür. Yani Allah'ın size bahşetmiş olduğu bu lütuf ve nimet ki Allah onların tuzaklarını zayıflatmıştır. Bu durum müminlerin tümü içindir. Her mümin her durumda Allah'ın kafirlerin tuzaklarını zayıflatması suretiyle O'nun tarafından bir lütuf ve nimete mazhar olmuştur.
Yorumu Yorumla
-
Mûhinu (مُوهِنُ)
Kelimenin kökü v-h-n harflerinden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyin özündeki zayıflık, gevşeklik, güçten ve dirençten düşme hali" olduğunu belirtir. Kemik erimesi veya yaşlılık zafiyeti gibi fiziksel durumlar için kullanıldığı gibi, mecazi olarak bir fikrin veya planın çürümesi, zayıflaması için de kullanılır.
Râgıb el-İsfahânî, "vehn" kavramını bedensel (fiziksel zayıflık) ve ruhsal/soyut (irade veya güç kaybı) olmak üzere ikiye ayırır. Fiilin buradaki if'al formu olan "mûhin" ismi fâili, bir gücü veya yapıyı dışarıdan müdahale ederek içeriden çökerten, onun dayanıklılığını emip onu son derece zayıf ve kırılgan hale getiren aktif fâili (Allah'ı) tanımlar.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, Allah'ın Bedir savaşında müşriklerin planlarını "zayıflatıcı" (mûhin) sıfatıyla anılmasının sahadaki karşılığına dikkat çeker. Aydar'a göre bu zayıflatma eylemi, sadece düşmanın kalbine soyut bir korku salınması değil; müşrik ordusunun iletişiminin kopması, liderlerinin kibrinden doğan stratejik hatalar yapmaları ve kalabalık ordunun savaş meydanında işlevsiz, hantal bir yığına dönüşmesi şeklinde sahada pratik olarak gerçekleşen ontolojik bir çökertme işlemidir.
Keydi (كَيْدِ)
Kelimenin kökü k-y-d harflerinden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "gizlice bir iş çevirmek, tuzak kurmak, hile ve kurnazlıkla birine zarar vermeyi planlamak" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "keyd" kelimesini "birine zarar vermek maksadıyla ince ve gizli bir plan yapmak" olarak tanımlar. Râgıb, keyd kavramının "mekr" (hile) kelimesinden farkının, keyd eyleminin içinde daha yoğun bir pratik çaba, hazırlık ve eyleme dönüşme potansiyeli barındırması olduğunu ifade eder.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik alanında "keyd" kavramını müşriklerin İslami tebliğe karşı geliştirdikleri organize muhalefetin adı olarak konumlandırır. Izutsu'ya göre keyd, sıradan ve basit bir hile değil; Mekke oligarşisinin yeni kurulan ilahi düzeni (İslam'ı) boğmak için bütün ekonomik, askeri ve siyasi güçlerini seferber ederek ördükleri sistematik "kurumsal tuzağı" ifade eder.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Bedir tarihi bağlamında bu kelimenin doğrudan Kureyş'in askeri manevralarını ve organizasyonunu temsil ettiğini belirtir. Müşriklerin silahlanarak Bedir'e gelmesi, sayısal üstünlüklerine ve teçhizatlarına güvenerek Müslümanları tamamen yeryüzünden silmek üzere kurdukları o devasa imha stratejisi bu ayette "keyd" olarak tanımlanmıştır. Ancak Kur'an, bu büyük askeri kurgunun, ilahi irade (mûhin) karşısında hiçbir ağırlığının olmadığını, içinin boşaltılarak zayıflatıldığını tescillemiştir.
el-Kâfirîn (الْكَافِرِينَ)
Kelimenin kökü k-f-r harflerinden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün etimolojik temelinin "bir şeyin üzerini örtmek, gizlemek ve karanlıkta bırakmak" olduğunu belirtir. Tohumu toprağın altına gizlediği için tarımla uğraşan çiftçiye veya gece karanlığıyla her şeyin üstünü örten zamana da bu eyleminden dolayı "kâfir" denilmiştir.
Râgıb el-İsfahânî, küfür kavramını, dini terminolojide "Allah'ın varlığına, birliğine ve O'nun verdiği nimetlere dair apaçık kanıtları inatla, bilinçli ve kasıtlı bir şekilde nankörlük ederek örtbas etmek" olarak detaylandırır. Kâfir, hakikati hiç bilmeyen cahil biri değil; hakikati idrak ettiği veya onun izlerini gördüğü halde kendi kibri ve menfaati uğruna onun üzerini örten kişidir.
Toshihiko Izutsu, küfür mefhumunu Kur'an'ın anlamsal dünyasında imanın ontolojik tam zıddı olarak konumlandırır. Ayette Allah'ın tuzaklarını zayıflattığı düşmanların "müşrikler" veya "Kureyşliler" gibi sosyolojik veya kabilevi bir isimle değil de doğrudan "kâfirler" (hakikati örtenler) sıfatıyla anılması son derece kritiktir. Izutsu'ya göre bu kullanım, savaşın sadece siyasi veya kabilevi bir hegemonya çatışması olmadığını; doğrudan ilahi hakikatin üzerini örtmeye çalışan küresel ve organize bir "inkar cephesi" ile tevhid cephesi arasındaki varoluşsal, teolojik bir savaş olduğunu kesinleştirir.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla