وَمَنْ يُوَلِّهِمْ يَوْمَئِذٍ دُبُرَهُٓ اِلَّا مُتَحَرِّفاً لِقِتَالٍ اَوْ مُتَحَيِّزاً اِلٰى فِئَةٍ فَقَدْ بَٓاءَ بِغَضَبٍ مِنَ اللّٰهِ وَمَأْوٰيهُ جَهَنَّمُۜ وَبِئْسَ الْمَص۪يرُ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Enfâl Sûresi, 16. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: cehennem, enfal suresi 16. ayet, savaş taktiği, enfal 16, enfal suresi, kötü son, gazap, allah
-
15. Ey müminler! İnkar edenlerle savaşta karşı karşıya gelince onlara arkanızı dönüp kaçmayın.
16. Kim savaş için yer değiştirmek veya başka bir birliğe katılmak amacıyla olmaksızın savaş sırasında düşmana arkasını dönüp kaçarsa Allah'ın öfkesine uğramış olur, onun varacağı yer cehennemdir, ne kötü bir son!
Ey müminler! İnkar edenlerle savaşta karşı karşıya gelince onlara arkanızı dönüp kaçmayın. Sanki ilk savaş emri ve savaşın farz kılınması, kişinin kendisini helaka atması içindi. Çünkü Cenab-ı Hak burada "zahf" (الزحف) kavramını zikretmiştir. "Zahf" (الزحف) sayılamayacak kadar kalabalık bir sayı ve topluluktur. Bir kişi kalabalık bir topluluğa karşı çıkamaz. Bu durumda savaş emri, kişinin kendisini ölüme atması içindir. "Eğer sizden sabırlı yirmi kişi bulunursa inkar edenlerden iki yüz kişiyi yener" mealindeki ilahi beyan bu anlama gelir. Bir kimsenin, kuşatılması durumunda on kişiye karşı durması gücü dahilinde değildir. Savaş için kişinin kendisini ölüme atmasının farz kılınması caizdir. Tıpkı şu ilahi beyanda bildirildiği gibi: "Eğer onlara kendinizi öldürün yahut yurtlarınızdan çıkın diye emretmiş olsaydık, pek azı müstesna bunu yapmazlardı". Cenab-ı Hak, böyle bir emirde bulunduğu takdirde çok azı müstesna onların bunu yapmayacaklarını bildirmiştir. Dolayısıyla onları imtihan etme sebebiyle böyle bir emir vermesi caizdir. Belirttiğimiz bu yoruma göre "Sanki ölüme sürükleniyorlarmış gibi" mealindeki ilahi beyan hakikat anlamındadır. Zira gerçekte de buna sürükleniyorlar. Bu ayete başka bir anlam da verilebilir, o da şudur: Allah bunu, mucize olsun ve her biri bunu kendi gücüyle değil, Allah'ın sayesinde yaptığını bilsin diye emretmiştir. Zira kuşatılması durumunda hiç kimsenin on kişiye veya bir topluluğa kendi kuvvetiyle karşı koyması mümkün değildir. Eğer belirttiğimiz anlam söz konusu ise bu, mucize olur. En doğrusunu Allah bilir.
Onlara arkanızı dönüp kaçmayın. Kim savaş için yer değiştirmek veya başka bir birliğe katılmak amacıyla olmaksızın savaş sırasında düşmana arkasını dönüp kaçarsa. Savaş için yer değiştiren kimse, savaş için bir yerden başka bir yere intikal eden kişidir. Bir birliğe katılan kimse, onlara dönme ve savaş yönünde başka bir birliğe katılan kişidir. "Tehavvezte" (تحوزت) ve "tehayyezte" (تحيزت) sözleri, hem "vav" hem "ya' harfiyle, bir kimse savaşa yöneldiğinde kullanılır. Bu ayete bozguna uğrama ve düşmandan kaçma yasağı vardır. Sadece belirtilen savaş için yer değiştirme veya başka bir birliğe katılma halinde düşmana arkasını dönmek caizdir. Devamında Cenab-ı Hak belirtilen sebeplerin dışında düşmanın arkasını dönüp kaçanın Allah'ın öfkesine uğramış olduğunu, onun varacağı yerin cehennem olduğunu ve bunun ne kötü bir son olduğunu bildirmiştir.
Büyük Günah İşleyenin Durumu Hakkında Mûtezile'ye Reddiye
Mıltezile şöyle demiştir: Savaş amacı olmaksızın yer değiştiren ve başka bir birliğe katılmaksızın ayrılanların Allah'ın öfkesine uğramış olur mealindeki beyanla tehdit edilmesi (vaid), büyük günah işleyenlerin ebediyyen cehennemde kalacağını göstermektedir. Çünkü ayetin başlangıcında bunların mümin oldukları belirtilmiştir. Ey müminler! İnkar edenlerle savaşta karşı karşıya gelince mealindeki ilahi beyanda hitap müminlere yöneliktir. Sonra Cenab-ı Hak, onlara şiddetli azap tehdidinde (vaid) bulunmuştur. Bu tür bir tehdit, iman ehlinin değil, cehennem ehlinin karşı karşıya kaldığı bir tehdittir. Bu durum böyle bir kişinin büyük günah işlemekle imandan çıktığını ve cehennemde ebedi kalacağını göstermektedir. Yine şöyle dediler: Ayetin münafıklar hakkında olması mümkün değildir. Çünkü rivayette bildirildiğine göre Bedir günü münafık yoktu.
Fakat bu görüş yanlıştır. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "O sırada münafıklar ve kalpleri çürük olanlar, 'Bunları dinleri aldattı' diyorlardı". Bu sözü, onlar Bedir günü söylemişlerdir. Böyle belirtilmiştir. En doğrusunu Allah bilir. Eğer savaş için yer değiştirmek veya başka bir birliğe katılmak amacıyla olmaksızın beyanı, Allah'ın öfkesine uğramış olur anlamındaki beyandan istisna edilmişse, bunda dönüp kaçmanın ruhsatı yok demektir. Aksine bunda belirtilen tehdidi savmak vardır. Eğer kim düşmana arkasını dönüp kaçarsa anlamındaki beyandan istisna edilmişse, bu durumda belirtilen durumlar için dönüp kaçma ruhsatı var demektir. Ayrıca söz konusu beyanın öncekinden değil de bundan istisna edildiğine deliL, birden çok sahabenin belirtilen sebeplerle dönüp kaçtıklarına dair gelen haberlerdir. Aynı şekilde Resulullah'tan (s.a.) rivayet edilen "Ben her müslümanın sığınacağı birliğiyim" sözü de buna delil teşkil eder. Ayrıca, Bedir günü müslümanların kaçarak katılacakları bir birliği yoktu. Bu durum da söz konusu ilahi beyanın münafıklar ve kafirler hakkında olduğunu göstermektedir. En doğrusunu Allah bilir.
Yine şöyle denilir: Belirtilen tehdit dönüp kaçma ve yüz çevirmenin anlamından dolayıdır. Yoksa sadece dönüp kaçmanın kendisinden dolayı değildir. Zira başka bir ayette dönüp kaçma ve bunun bağışlanmasından söz edilmiştir. Bu da şu ilahi beyandır: "İki ordunun karşılaştığı gün sizden bozguna uğrayanlar var ya sırf yaptıkları bazı eylemler yüzünden şeytan onların ayaklarını kaydırmıştı. Şüphe yok ki Allah onları affetmiştir, Allah çok bağışlayıcıdır, pek halimdir". Eğer denilirse ki: Belki tövbe içeriğinde gizlidir, tövbe ettiler de Allah onları bağışladı. Buna şöyle cevap verilir: Eğer bunda tövbenin gizli olması mümkünse, geri dönüp kaçmanın içeriğinde dinden dönmenin de gizli olması mümkün olur. Bunda tövbenin gizli olması, [diğerinde] dinden dönmenin gizli olmasından daha evla değildir. Ayette belirli anlamların gizlenmesine (izmar) işaret eden anlamlar vardır. Belirtilen tehdidi gerektiren hususların gizlenmesi gibi. En doğrusunu Allah bilir. Bunlardan biri başka bir birliğe katılmanın zikredilmiş olmasıdır. Eğer müslümanın katılacağı başka bir birlik yoksa başka bir gruba katıldığında ancak düşman birliğine katılabilir. Bu ise belirtmiş olduğumuz dinden dönmedir. İkincisi, bazı rivayetlerde anlatılan şu hadisedir: Topluluk hizaya girip saf tutunca Resulullah ellerini kaldırıp "Ya Rabbi! Eğer bu topluluk helak olursa artık bundan sonra yeryüzünde sana ibadet edecek kimse kalmayacaktır" buyurmuştur. Böylesi bir durumda kim kaçar veya gerisin geriye dönerse, ancak Allah'a ibadet edilmemesini amaçlamış olur, bu ise dini inkar etmektir. Üçüncüsü, Cenab-ı Hak onlara düşmana karşı yardım ve zafer vadinde bulunmuştur. Dolayısıyla kim gerisin geriye dönerse, ancak kendilerine yapılan vadi yalanlamak için dönmüş olur.
Yorumu Yorumla
-
Yuvellihim (يُوَلِّهِمْ)
Kelimenin kökü v-l-y harflerinden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeye yönelmek, arka arkaya gelmek, bitişik olmak" olduğunu; ayrıca "sırtını veya yüzünü bir tarafa çevirmek" eyleminin de bu kökten türediğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "tevelli" kavramını, kişinin bulunduğu durumdan veya inançtan yüz çevirmesi, sırtını dönerek uzaklaşması olarak açıklar. Ayetteki kullanımı, savaş meydanında düşmanla göğüs göğüse çarpışırken can korkusuyla sırtını dönüp kaçma (firar) eylemini kesin bir dille ifade eder.
Duburehu (دُبُرَهُ)
Kelimenin kökü d-b-r harflerinden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün "bir şeyin arkası, arka tarafı ve peşi" anlamına geldiğini, ön tarafı ifade eden "kubul" kelimesinin yapısal zıddı olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "dübûr" (arka/sırt) kelimesinin savaş terminolojisindeki mecazi kullanımına dikkat çeker. Düşmana sırt dönmek (tevelli'l-edbâr), mücadelenin kaybedildiğini kabullenmek ve firar etmek demektir.
Toshihiko Izutsu, Cahiliye dönemi Arap toplumunda savaşta düşmana sırt dönmenin kabilevi bir utanç ve korkaklık (zillet) sayıldığını belirtir. Kur'an, bu arkaik bedevi savaş ahlakını almış ve onu teolojik bir boyuta taşıyarak; savaş meydanında düşmana sırt dönmeyi sadece kabilevi bir ayıp değil, doğrudan ilahi otoriteye ihanet sayılan büyük bir günah (kebâir) olarak yeniden konumlandırmıştır.
Muteharrifen (مُتَحَرِّفًا)
Kelimenin kökü h-r-f harflerinden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyin ucu, kenarı, sınırı veya bir yöne doğru meyletmesi" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "tahrif" ve "teharruf" kavramlarını, insanın veya nesnenin bulunduğu asıl merkezden, çizgiden veya durumdan kenara doğru kayması, yön değiştirmesi olarak açıklar. Savaş bağlamında bu kelime, korkup kaçmak için değil; düşmanı aldatmak, ona daha iyi bir açıdan saldırmak veya taktiksel bir manevra yapmak amacıyla cephede yer değiştiren yetkin bir askerin eylemini tanımlar ve kaçma günahından istisna tutulur.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin kullanımındaki askeri gerçekçiliğe dikkat çeker. Kur'an, savaşı salt ruhani bir çarpışma olarak değil, kendi içinde taktikleri (manevra/teharruf) olan rasyonel bir askeri organizasyon olarak görür. Düşmanı şaşırtmak için sağa sola kaymak (muteharrif), firar değil, savaşın doğasına uygun zekice bir hamledir.
Kıtâlin (قِتَالٍ)
Kelimenin kökü k-t-l harflerinden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün "bir canlının ruhunu bedeninden ayırmak, onu yok etmek ve şiddet uygulayarak üstün gelmek" anlamına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, kıtal kelimesinin müfâale babında (karşılıklı eylem bildiren formda) kullanılmasının önemini vurgular. Bu kelime, tek taraflı bir cinayeti veya öldürmeyi değil, iki tarafın da birbirini öldürme kastıyla, organize ve şiddetli bir biçimde vuruştuğu sıcak savaşı ifade eder.
Mutehayyizen (مُتَحَيِّزًا)
Kelimenin kökü h-v-z harflerinden oluşur.
İbn Fâris, kök anlamını "bir şeyi toplamak, bir araya getirmek, kendine çekmek ve belirli bir alana sığınmak" olarak açıklar.
Râgıb el-İsfahânî, "tehayyüz" eylemini, dağılmış bir şeyin bir merkeze toplanması veya yalnız kalan birinin destek bulmak amacıyla bir cemaate/gruba katılması olarak tanımlar. Ayetteki "mutehayyiz" asker, savaştan kaçan kişi değil; kendi birliği dağıldığı için cephenin başka bir bölgesindeki kendi ana ordusuna veya destek birliğine katılmak üzere stratejik olarak geri çekilen, güç toplayan savaşçıdır.
Fietin (فِئَةٍ)
Kelimenin kökü f-y-e harflerinden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün "dönmek, geri gelmek, sığınılacak yer" anlamlarına geldiğini belirtir. Fiet (birlik/grup) kelimesinin kökeni, savaşta dağılan veya zor durumda kalan askerin, yardım ve güç almak için "geri döndüğü", ona sığındığı kendi topluluğu veya destek kıtası olmasından kaynaklanır.
Râgıb el-İsfahânî, fiet kelimesini, savaşta birbirini destekleyen, birbirine arka çıkan ve zafiyet anında ana gövde işlevi gören askeri zümre olarak açıklar.
Bâe (بَاءَ)
Kelimenin kökü b-v-e harflerinden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir yere geri dönmek, yerleşmek, karar kılmak ve bir yükü üzerine almak" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, eylemin sadece bedensel bir geri dönüş olmadığını; kişinin işlediği bir eylemin sonucunu, faturasını veya vebalini omuzlarına yüklenerek, bu ağır yükle birlikte geri dönmesi ve o sonuca yerleşmesi anlamına geldiğini ifade eder. Taktiksel mazereti olmaksızın savaştan kaçan kişinin "bâe" eylemiyle nitelenmesi, onun cepheden fiziksel olarak kaçsa da, ilahi öfkeyi (ğadab) ayrılmaz bir yük olarak sırtına vurup kendi sonunu hazırladığını betimler.
Ğadabin (غَضَبٍ)
Kelimenin kökü ğ-d-b harflerinden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün etimolojik temelinin "sertlik, katılık, şiddet ve zorluk" olduğunu belirtir. Örneğin sert ve sarp kayalıklara bu kökten isim verilmiştir.
Râgıb el-İsfahânî, gazap kavramını "nefsin intikam almak veya cezalandırmak amacıyla kabarması, şiddetli öfke" olarak tanımlar. Allah'a nispet edildiğinde ise bu kelime, insani bir duygu patlaması veya psikolojik bir öfke krizinden ziyade; ilahi adaletin ihlali karşısında, suçluya yönelik kesin, sert ve sarsılmaz bir cezalandırma iradesini, ilahi bir yaptırım kararını ifade eder.
Me'vâhu (وَمَأْوَاهُ)
Kelimenin kökü e-v-y harflerinden oluşur.
İbn Fâris, kök anlamını "bir şeye yönelmek, ona sığınmak, geceliğin bir yere katılıp barınmak" olarak verir.
Râgıb el-İsfahânî, "me'vâ" kelimesini "insanın dışarıdaki tehlikelerden kaçarak kendisine güvenli bir barınak, bir kalıcılık ve sığınak edindiği yer" olarak tanımlar. Ayette savaştan kaçarak dünyevi bir güvenlik arayan kişinin sığınağının cehennem olması, eylemin doğasıyla ironik bir zıtlık oluşturur; dünyada sığınak arayan, ahirette ateşten bir barınağa mecbur bırakılır.
Cehennem (جَهَنَّمُ)
Kelime köken itibarıyla yabancı asıllıdır (muarreb).
İbn Fâris, Arap dilcilerinin bu kelimeyi "cihnam" (dibi çok derin kuyu) veya "cehm" (yüzü asık, sert ve korkunç olan) köklerinden türetmeye çalıştığını, ancak kelimenin yabancı bir kökenden gelme ihtimalinin yüksek olduğunu belirtir.
Arthur Jeffery, kelimenin kesinlikle Arapça olmadığını ve İbranice "Gehinnom" (Hinnom Vadisi) kelimesinden türediğini kanıtlarıyla ortaya koyar. Tarihsel olarak Kudüs'te çocuk kurban edilen ve daha sonra çöplük olarak yakılan bu lanetli vadi, Yahudi ve Hıristiyan eskatolojisinde ebedi azap yerinin (Gehenna) adı olmuş, oradan da Süryanice/Aramice aracılığıyla İslam öncesi dönemde Arapçaya geçmiştir.
Theodor Nöldeke, Jeffery'nin tespitlerini doğrulayarak, "Cehennem" kelimesinin Kur'an'daki varlığının, İslam'ın Orta Doğu'daki monoteistik dinlerin ortak eskatolojik (ahiret bilimi) kelime dağarcığını kullandığının ve bu kültürel-dini mirası kendi teolojisi içinde yeniden ürettiğinin en belirgin göstergelerinden biri olduğunu kaydeder.
el-Mesîr (الْمَصِيرُ)
Kelimenin kökü s-y-r harflerinden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir yerden başka bir yere yürümek, ilerlemek, bir halden başka bir hale dönüşmek ve işin nihayetine varmak" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "mesîr" kavramını, her türlü eylemin, sürecin ve gidişatın zorunlu olarak varıp dayanacağı nihai durak, en son sonuç olarak tanımlar. Ayetin sonunda cehennemin "ne kötü bir mesîr" olarak nitelenmesi, savaş meydanından kaçışla başlayan yanlış gidişatın (seyir), eninde sonunda teolojik bir fiyaskoyla, kaçınılmaz ve kalıcı bir yıkım noktasında son bulacağını ifade eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla