وَاِنْ اَدْر۪ي لَعَلَّهُ فِتْنَةٌ لَكُمْ وَمَتَاعٌ اِلٰى ح۪ينٍ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Enbiyâ Sûresi, 111. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: enbiya suresi 111. ayet, enbiya 111, enbiya suresi, kader, mühlet, zaman, imtihan, fitne, sınav
-
“Bilmiyorum, belki de (azabın ertelenmesi sizi) denemek ve bir zamana kadar sizi dünyadan nasiplendirmek içindir.”
Bilmiyorum, belki de (azabm ertelenmesi) sizi denemek ve bir zamana kadar sizi dünyadan nasiplendirmek içindir. Âyet-i kerîmede Hz. Peygamber Bilmiyorum belki de azabm ertelenmesi sizi denemek (fitne) içindir diyor, ama onlar için neyin “fitne” olduğunu belirtmiyor. Fakat bazı müfessirler âyeti şöyle açıklamışlardır: Size sözünü ettiğim azabın ve kıyâmetin hayatta kalmanız ve bir zamana kadar dünyadan nasiplenmeniz için midir? Bunu bilmiyorum. (Bu durumda) size yakın olduğunu söylediğim azap ve kıyâmet sizin için bir fitne haline gelir; Muhammed’in bizi korkuttuğu azap ve kıyâmet gerçek olsaydı çoktan başımıza gelmiş olurdu, derdiniz. Ve benim bu sözüm sizin için bir fitne haline gelirdi. Yapılan bu açıklama ihtimal dâhilindedir. Bir başka açıklama şekli daha muhtemeldir, o da şudur: Hz. Peygamber “Artık size vâdolunan şey yakın mı uzak mı bilmiyorum” meâlindeki beyanla, başlarına azap gelmesi konusunda onları korkutmuş, fakat bunun ne zaman gerçekleşeceğini bildirmemişti. Şimdi ise şöyle demektedir: Bilmiyorum sizi gelecek azapla korkutmam ve vaktini de beyan etmemem belki de sizin için bir fitnedir. Çünkü dünyadan nasiplenmeleri için azabm ertelenmesi ve azaptan güven içinde olmaları kendilerine Hz. Peygamber’in korkuttuğu azabı yalan saymaya iter ve gelmesinden güvende oldukları azap kendileri için dünyadan bir nasiplenme olur. Çünkü azabm geleceği vakit açıklanmış olsaydı daima korku içinde olurlardı ve bu da [yaşantılarını] zehir eder ve dünyadan nasiplenmelerine engel olurdu. Azabm vakti açıklanmaz ve ertelenirse güven içinde olurlar ve dünyadan yararlanırlar. Hz. Peygamber de onlara diyor ki: Sizi korkutmam sizin için fitne midir bilmiyorum. Ya da “leallehû fitnetün leküm” cümlesini, şunu demek istiyor diye tefsir etmemek gerekir. Onlar bu cümleyle Resûl-i Ekrem’in neyi kastettiğini biliyorlardı. Dolayısıyla Hz. Peygamberden herhangi bir açıklama gelmedikçe bizim “Resûlullah (a.s.) bu cümleyle şunu kastetmiştir” diye tefsirde bulunmamız gerekmez.
Yorumu Yorumla
-
ve in (وَإِنْ)
Bağlaç olan "vav" ile burada nefy (olumsuzluk) edatı olarak kullanılan "in" kelimesinin birleşimidir. "Ve değil, ve inan ki (şu durumu) ben bilemem" anlamına gelir.
Bu edatın kurgusal (retorik) işlevini değerlendiren Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), buradaki "in" edatının sıradan bir olumsuzluktan ziyade, peygamberin kendi beşeri sınırlarını mutlak bir acziyetle çizdiği, gayb (bilinmeyen) alanına dair hiçbir iddiada bulunamayacağını ilan ettiği sarsılmaz bir "epistemolojik ret" kapısı olduğuna dikkat çeker.
edrî (أَدْرِي)
dal-ra-ye (د ر ي) kökünden türeyen muzari (şimdiki/geniş zaman), birinci tekil şahıs fiildir. Başındaki olumsuzluk edatıyla (ve in edrî) birlikte "Bilmiyorum, idrak edemiyorum, kavrayamıyorum" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "bir şeyi kurnazlıkla, incelikle, tuzak kurarak ve hileyle anlamak, bir avın izini sürmek" olduğunu, sonradan dilde "mutlak bilgi ve farkındalık" anlamı kazandığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "dirâyet" kavramının sıradan bir bilgi (ilim) olmadığını; gizli, anlaşılması zor ve ulaşılamaz bir şeyi aklın inceliklerini kullanarak, çaba sarf ederek "keşfetmek/kavramak" olduğunu aktarır.
Bu fiilin (in edrî) peygamberlik ontolojisindeki yerini analiz eden Prof. Dr. Hidayet Aydar, peygamberin bu itirafındaki muazzam dürüstlüğe dikkat çeker. İlahi azabın veya kıyametin ertelenme sebebini muhataplarına açıklarken "bilmiyorum" diyebilmek, peygamberin vahyin sahibi değil, sadece elçisi olduğunun en büyük felsefi kanıtıdır.
leallehu (لَعَلَّهُ)
Umut, ihtimal ve beklenti (teraccî/tavakkû) bildiren "lealle" (belki, umulur ki, ihtimaldir ki) edatı ile üçüncü tekil şahıs "-hu" (o) muttasıl zamirinin birleşimidir. "Belki de o (bu erteleme), ihtimaldir ki şu durum" anlamına gelir.
Bu ihtimal edatının yarattığı psikolojik gerilimi değerlendiren Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "lealle" kelimesinin burada muazzam bir teolojik asılı kalma (süspansiyon) inşa ettiğine dikkat çeker. Öztürk'e göre Allah, azabın gecikmesinin ardındaki mutlak gerçeği peygamberine bile kesin bir dille bildirmemiş, bunu bir "ihtimal" (lealle) perdesi arkasında tutarak; inkarcıların iç dünyasındaki o korku, belirsizlik ve varoluşsal endişeyi daima aktif tutmayı hedeflemiştir.
fitnetun (فِتْنَةٌ)
fe-te-nun (ف ت ن) kökünden türeyen, nekre (belirsiz) ve merfu bir mastar/isimdir. "Sınama, imtihan, bela, sarsıcı deneme, ateşe atılma" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "altın veya gümüş gibi madenleri, içindeki cürufu/pisliği asıl cevherden ayırmak için şiddetli ateşe atmak ve eritmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "fitne" kavramının insanın ahlaki kalitesini, niyetini ve asıl karakterini ortaya çıkarmak için onu zorlu bir duruma, acıya veya bazen cazip bir nimete (ateşe/imtihana) maruz bırakmak olduğunu aktarır.
Bu kavramın eskatolojik ve sosyolojik ağırlığını derinlemesine analiz eden Toshihiko Izutsu, buradaki muazzam ontolojik tersine çevirmeye (ironiye) dikkat çeker. Izutsu'ya göre müşrikler, Allah'ın azabının gelmemesini ve yeryüzündeki konforlarının devam etmesini kendi haklılıklarına veya tanrılarının gücüne yoruyorlardı. Ancak Kur'an, o gecikmenin ve konforun bir ödül olmadığını; tam tersine, içlerindeki o kibri ve şirki daha da büyütüp kendi ahlaki sonlarını hazırlayacakları devasa bir "ateşli fırın/imtihan" (fitne) olduğunu ilan eder. Konfor, en sinsi cezadır.
lekum (لَّكُمْ)
Tahsis ve yönelme bildiren "li" (için, -e/a) harf-i ceri ile ikinci çoğul şahıs "-kum" (sizin) muttasıl zamirinin birleşimidir; "sizin için, bizzat size yönelik" anlamına gelir. İmtihanın (fitnenin) genel bir doğa yasası olmaktan çıkıp, doğrudan doğruya o muhatap kitlenin (müşriklerin) şahsına tahsis edilmiş ontolojik bir tuzak olduğunu gramatikal olarak mühürler.
ve metâun (وَمَتَاعٌ)
Bağlaç "vav" ile mim-te-ayn (م ت ع) kökünden türeyen, nekre ve merfu "metâ" isminin birleşimidir. "Ve geçici bir faydalanma, kısa süreli bir zevk, fani bir kullanım eşyası" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "insana anlık bir fayda ve lezzet veren, ancak özünde kalıcılığı (bekası) olmayan, hızla tükenip giden geçici eşya/durum" olduğunu belirtir. Yolcunun azığına veya tencere/tabak gibi gündelik kullanım aletlerine bu yüzden "metâ" denir. Râgıb el-İsfahânî, metâ kavramının yeryüzündeki her türlü fiziksel hazzı ve konforu kapsadığını, ancak bunun "ebediyetin" (hulûd) tam zıttı bir varoluşsal kısalığı imlediğini aktarır.
Bu kelimenin zaman felsefesindeki yerini değerlendiren Dücane Cündioğlu, "metâ" kelimesindeki o sarsıcı yanılsamaya (illüzyona) dikkat çeker. Cündioğlu'na göre yeryüzündeki insan, sahip olduğu iktidarı, bedensel sağlığı ve malı "kalıcı bir mülk" zanneder. Kur'an ise bu kelimeyi kullanarak yeryüzündeki o şatafatlı hayatı, sadece kısa bir yolculukta kullanılıp sonra çöpe atılacak olan ucuz, geçici ve aldatıcı bir "kullanım eşyası" (metâ) seviyesine indirgeyerek müşriklerin o sahte zafer duygusunu felsefi olarak çökertir.
ilâ hîn (إِلَىٰ حِينٍ)
Gaye ve bitiş bildiren "ilâ" (-e/a kadar) edatı ile ha-ye-nun (ح ي ن) kökünden türeyen, nekre (belirsiz) ve mecrur "hîn" (zaman/vakit) isminin birleşimidir. "Belirli bir süreye kadar, vakti gelinceye dek, bir zamana kadar" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "miktarı ve sınırları sadece Allah tarafından bilinen, başlangıcı ve sonu olan mutlak bir zaman dilimi" olduğunu belirtir.
Bu kapanış tamlamasının içerdiği (eskatolojik) zaman felsefesini analiz eden Angelika Neuwirth ve Diyanet İslam Ansiklopedisi, buradaki muazzam psikolojik tehdide dikkat çekerler. Ayet "Yüz yıla kadar" veya "Ölümünüze kadar" gibi somut bir tarih vermez. "İlâ hîn" (bir süreye kadar) diyerek, o sürenin ne zaman dolacağını, o "metâ"nın (geçici faydanın) hangi saniye ellerinden çekilip alınacağını kasten meçhul (gayb) bırakır. Neuwirth'e göre bu ucu açık zaman sınırı (hîn), varoluşsal bir "Demokles'in kılıcı" işlevi görür; inkarcıların iç dünyasındaki o belirsizlik ve azap korkusunu, her an başlarına gelebilecek aktif ve dondurucu bir tehdit olarak sürekli canlı tutar.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla