فَاِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ اٰذَنْتُكُمْ عَلٰى سَوَٓاءٍۜ وَاِنْ اَدْر۪ٓي اَقَر۪يبٌ اَمْ بَع۪يدٌ مَا تُوعَدُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Enbiyâ Sûresi, 109. Ayet
Daralt
X
-
“Eğer yüz çevirirlerse de ki: Ben gerçeği hepinize aynı şekilde açıkladım. Artık size vâdolunan şey yakın mı uzak mı bilmiyorum."
Eğer yüz çevirirlerse. Bu ifade bize bir öncekinin emir ve davet tarzında geldiğini göstermektedir. Çünkü Resûl-i Ekrem, Eğer size davet ettiğim şeyden yüz çevirirlerse de ki: Ben gerçeği hepinize aynı şekilde, yani adalet ve hak üzere açıkladım demiştir. Âyetteki “sevâin” kelimesi “De ki: Ey Ehl-i Kitap! Sizinle bizim aramızda müşterek olan bir söze gelin” meâlindeki beyanda da aynı anlama gelir. Buna göre Hz. Peygamber “Ey Ehl-i Kitap! Sizinle bizim aramızda adil ve hak olan bir söze gelin” demiş olmaktadır. Netice olarak tefsirini yapmakta olduğumuz âyetteki “alâ sevâin” kelimesi adalet ve hak üzere mânasında olur. Ben gerçeği hepinize aynı şekilde açıkladım cümlesi. Ben gerçeği size bildirdim. Sonunda ben ve sizler bilgi bakımmdan aynı olduk, mânasında da olabilir. Yani (birbirimize) düşmanlıkta, (birbirimize) muhalif olmakta ve her hususta aynı olduk. Âyet bu durumda “antlaşmayı derhal sona erdirdiğini onlara açıkça bildir” meâlindeki beyana benzer. Yani (onlarla yaptığın) antlaşmayı onlara at ki sen ve onlar antlaşmayı atma konusunda eşit şekilde bilgi sahibi olun. En doğrusunu Allah bilir.
Artık size vâdolunan şey yakın mı uzak mı bilmiyorum. Yani size vâdolunan şey yakın mı uzak mı ben bilmiyorum. Öte andan size vâdolunan şeyle onlara vâdolunan kıyâmet kastediliyor olabilir. Onlar “Ona inanmayanlar onun çabuk gelmesini istiyorlar” meâlindeki beyanda olduğu üzere kıyâmetin çabucak gelmesini istiyorlardı. İşte bu aceleye binaen Resûl-i Ekrem de size vâdolunan şey yakın mı uzak mı bilmiyorum diyor. Size vâdolunan şey tabiriyle Hz. Peygamberin dünyada iken başlarına geleceğini vâdettiği azap da olabilir. Onlar “Şayet dedikleriniz doğruysa ne zaman gerçekleşecek şu tehdit” meâlindeki beyanda ifade edildiği üzere bu azabın çabucak gelmesini istiyorlardı. Resûl-i Ekrem de onlara “Size vâdolunan azabın yakın mı uzak mı olduğunu ben bilmiyorum” demiş oluyor. En doğrusunu Allah bilir.
İbn Kuteybe “âzentüküm ale’s-sevâ” tabirini size bildirdim, artık ben de sizler de eşit hale geldik diye açıklamış ve şöyle demiştir: “Âzentüküm”, “ahbartüküm” ve “alemtüküm” fiilleriyle asıl söylemek istediği anlam işte budur. Yani biz bilgi bakımından eşit hale geldik demektir. Biz de bunu söylemiştik. Ebû Avsece “âzentüküm ale’s-sevâ” âyetini şöyle yorumlamıştır: “Ben gerçeği eşit şekilde, yani hepinize açıkladım”.
Yorumu Yorumla
-
fe in (فَإِن)
Bağlaç ve sonuç bildiren "fe" harfi ile şart edatı olan "in" (eğer, şayet, farz edelim ki) kelimesinin birleşimidir. "Buna rağmen eğer, şayet yine de" anlamına gelir. Bir önceki ayette yapılan o nihai tevhidi ve varoluşsal çağrıya (Müslüman olacak mısınız?) muhatabın verebileceği olası bir negatif tepkiyi (inkarı) şart kipine bağlayan gramatikal bir köprüdür.
tevellev (تَوَلَّوْا)
vav-lam-ye (و ل ي) kökünden tefe'ul babında türeyen mazi (geçmiş zaman), üçüncü çoğul şahıs fiilidir. Anlamın akışı (şart cümlesi) gereği gelecek/geniş zaman manası taşır; "yüz çevirirlerse, sırt dönüp giderlerse, arkalarını dönerlerse" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "iki şeyin aralarında hiçbir mesafe ve yabancılık kalmayacak şekilde birbirine yakınlaşması, bitişmesi ve peş peşe gelmesi" olduğunu belirtir. Veli ve vilayet kelimeleri bu yakınlıktan (dostluk/otorite) doğar. Ancak Râgıb el-İsfahânî, "tevellî" kavramının tefe'ul babında ve özellikle bağlamında insanın bedensel veya zihinsel olarak bir şeyden "tamamen kopmasını, yakınlığın zıttı olarak yüzünü başka bir yöne çevirip inatla uzaklaşmasını" ifade ettiğini aktarır.
Bu eylemin içerdiği psikolojik reddiyeyi analiz eden Prof. Dr. Mustafa Öztürk, buradaki "tevellî" (yüz çevirme) eyleminin sıradan bir ilgisizlik veya bilgisizlik olmadığına dikkat çeker. Öztürk'e göre muhatap kitle (müşrikler), Kur'an'ın o apaçık mantıksal ve teolojik çağrısını ("İlahınız tektir, teslim olacak mısınız?") duymuş, anlamış ve o hakikatle yüz yüze gelmiştir. Ancak onlar, argüman üretemedikleri bu hakikate karşı "bilinçli, kibirli ve inatçı bir şekilde" bedensel/zihinsel bir sırt dönüş (tevellî) sergileyerek masumiyetlerini tamamen yitirmişlerdir.
fe kul (فَقُلْ)
Bağlaç ve sonuç bildiren "fe" harfi ile kaf-vav-lam (ق و ل) kökünden türeyen emir, ikinci tekil şahıs "kul" (de ki) fiilinin birleşimidir. "O halde de ki, bunun üzerine onlara şöyle söyle" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "zihindeki bir inancı veya kararı dışarı vurmak, telaffuz etmek" olduğunu belirtir.
Bu emrin Kur'an'ın tebliğ felsefesindeki sınırlandırıcı işlevini değerlendiren Dücane Cündioğlu, "fe kul" (o halde de ki) emrindeki muazzam sükunete ve peygamberi role dikkat çeker. Cündioğlu'na göre, insanlar o eşsiz hakikate yüz çevirdiklerinde (tevellev), peygamberden beklenen şey onlara zor kullanmak, öfkelenmek, kılıç çekmek veya onları imana mecbur bırakmak (baskı kurmak) değildir. İlahi irade, peygamberin eylem alanını sadece ve sadece "söz söylemek/ilan etmek" (kul) fiiliyle sınırlandırarak, inanç özgürlüğünün ve elçilik (tebliğ) makamının ontolojik sınırlarını çizer. Elçi, zorba değil, sadece sözün (kavl) sadık taşıyıcısıdır.
âzentukum (آذَنتُكُمْ)
hemze-zel-nun (أ ذ ن) kökünden if'âl babında türeyen mazi (geçmiş zaman), birinci tekil şahıs "âzentu" (ben bildirdim/ilan ettim) fiili ve ikinci çoğul şahıs "-kum" (size) muttasıl zamirinin birleşimidir. "Size resmen bildirdim, size açıkça ilan ettim, sizi uyardım" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "işitme organı olan kulak (üzün), sesi algılamak ve bir bilgiyi şüpheye yer bırakmayacak şekilde birinin bilgisine/işitmesine sunmak" olduğunu belirtir. Ezan kelimesi de namaz vaktinin kamusal ilanıdır. Râgıb el-İsfahânî, "i'zân" (if'âl babı) kavramının, karşı tarafa mazeret bırakmayacak şekilde, bir durumu, özellikle de bir sözleşmenin bittiğini veya bir savaş durumunu kesin ve aleni olarak tebliğ etmek manasını taşıdığını aktarır.
Bu kelimenin (âzentukum) Arap sosyolojisindeki yerini ve teolojik ciddiyetini analiz eden Toshihiko Izutsu, buradaki muazzam diplomatik ve hukuki terminolojiye dikkat çeker. Izutsu'ya göre "i'zân", kadim Arap kabile kültüründe taraflar arasındaki bir barışın, ittifakın veya ateşkesin sona erdiğinin ve artık açık bir çatışma (veya ayrılık) durumuna geçildiğinin "resmi ve kamusal ilanıdır". Peygamber bu kelimeyi kullanarak; hakikati reddedenlerle arasındaki ontolojik bağın koptuğunu, artık inanç düzleminde iki farklı ve uzlaşmaz kamp olduklarını hiçbir kapalılığa mahal vermeden, dürüstçe ilan etmektedir.
alâ (عَلَىٰ)
Üzerine, -e dayalı olarak, bağlamında anlamlarına gelen harf-i cerdir. İlanın (i'zân) hangi ahlaki ve hukuki zemin üzerinde durduğunu gösteren bir köprü edatıdır.
sevâin (سَوَاءٍ)
sin-vav-ye (س و ي) kökünden türeyen, nekre (belirsiz) ve mecrur bir isimdir. "Eşitlik, adalet, dümdüz olma, orta yol, şeffaflık" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "iki nesnenin veya durumun birbirine denk olması, aralarında eğrilik, pürüz veya dengesizlik bulunmaması (istikamet)" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "sevâ" kavramının, adaletin ta kendisi olduğunu; taraflardan birinin diğerinden bir şey gizlememesi, açık ve eşit şartlarda buluşması manasını taşıdığını aktarır.
Bu iki kelimenin (alâ sevâin / eşitlik ve açıklık üzere) peygamberi ahlaktaki yerini derinlemesine analiz eden Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı) ve Diyanet İslam Ansiklopedisi, buradaki muazzam etik duruşa dikkat çekerler. Bintü'ş-Şâtı'ya göre, Araplar arasında yüz çeviren (tevellev) bir düşmana karşı genellikle hile, pusu veya gizli planlar yapılırdı. Ancak Kur'an, peygamberin ahlakını bu kabileci kurnazlıklardan arındırır. Peygamber "Ben size düşmanlığımı/ayrılığımı eşitlik ve şeffaflık (sevâ) içinde bildirdim" der. Yani; "Benim gizli bir ajandam yok, sizi arkadan vurmayacağım, size hile yapmayacağım; benim tutumum ne kadar açıksa, sizin durumunuzu bildiğim de o kadar açıktır. İkimiz de birbirimizin nerede durduğunu 'eşit' (sevâ) şekilde biliyoruz." Bu, uluhiyet davasının gerektirdiği o sarsılmaz ve dürüst tebliğ ahlakının mühürüdür.
ve in (وَإِنْ)
Bağlaç olan "vav" ile burada nefy (olumsuzluk) edatı (mâ anlamında) olarak kullanılan "in" kelimesinin birleşimidir; "Ve ... değil, ve inan ki (şunu) yapamıyorum/bilemiyorum" anlamına gelir.
edrî (أَدْرِي)
dal-ra-ye (د ر ي) kökünden türeyen muzari (şimdiki/geniş zaman), birinci tekil şahıs fiildir. Başındaki olumsuzluk edatıyla (in edrî) birlikte "Bilmiyorum, idrak edemiyorum, kavrayamıyorum" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "bir şeyi kurnazlıkla, incelikle, tuzak kurarak ve hileyle anlamak, bir avın izini sürmek" olduğunu, sonradan dilde "mutlak bilgi ve farkındalık" anlamı kazandığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "dirâyet" kavramının sıradan bir bilgi (ilim) olmadığını; gizli, anlaşılması zor ve ulaşılamaz bir şeyi aklın inceliklerini kullanarak, çaba sarf ederek "keşfetmek/kavramak" olduğunu aktarır.
Bu fiilin (in edrî / ben idrak edemem) peygamberlik ontolojisindeki yerini analiz eden Prof. Dr. Hidayet Aydar, buradaki muazzam epistemolojik itirafa dikkat çeker. Aydar'a göre müşrikler, peygamberden sürekli olarak kıyametin kopuş saatini veya azabın ne zaman geleceğini (mucize/kehanet olarak) soruyorlardı. Allah, peygamberine "Ben bilemem" (in edrî) dedirterek, peygamberin her şeyi bilen bir yarı-tanrı veya bir kahin olmadığını; onun sadece kendisine vahyedileni bilen, gaybın (bilinmeyenin) anahtarlarına sahip olmayan aciz bir "beşer" olduğunu tarihe ve muhataplara ilan ettirir. Elçinin gücü, bilmediğini dürüstçe söyleyebilmesindedir.
e karîbun (أَقَرِيبٌ)
Soru edatı olan "e" (mı/mi, acaba) ile kaf-ra-be (ق ر ب) kökünden türeyen, merfu formda bir isim/sıfat olan "karîb" (yakın) kelimesinin birleşimidir. "Yakın mıdır?" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "uzaklığın (bu'd) tam zıttı olarak, mesafece veya zamanca bir şeye doğru bitişmek/yaklaşmak" olduğunu belirtir.
em (أَم)
Karşılaştırma ve seçenek bildiren (denkleştirme) atıf edatıdır. "Yoksa, yahut, ya da" anlamına gelir.
baîdun (بَعِيدٌ)
be-ayn-dal (ب ع د) kökünden türeyen, merfu formda bir isim/sıfattır. "Uzak(tır), mesafeli(dir)" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "yakınlığın tam zıttı olarak, iki şey arasındaki mesafenin/zamanın açılması, şiddetli ayrılık ve ırak düşmek" olduğunu belirtir.
mâ (مَّا)
Kendisinden sonra gelen cümleyi isme dönüştüren ism-i mevsul (ilgi zamiri) edatıdır; "o şey ki, ...olan o durum" anlamına gelir.
tûadûn (تُوعَدُونَ)
vav-ayn-dal (و ع د) kökünden türeyen muzari, meçhul (edilgen) formda ve ikinci çoğul şahıs bir fiildir. "Size vaat edilen şey, tehdit edildiğiniz o durum/azap" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "gelecekte kesin olarak gerçekleşecek olan iyiliğin veya kötülüğün (tehdidin) haberi/sözleşmesi" olduğunu belirtir.
Bu kapanış tamlamasının (e karîbun em baîdun mâ tûadûn) Kur'an'ın eskatolojik (kıyamete dair) felsefesindeki gerilimini derinlemesine analiz eden Angelika Neuwirth, buradaki "belirsizlik" (ambiguity) sanatına dikkat çeker. Neuwirth'e göre, Kur'an kıyametin veya o zalimlere gelecek olan ilahi azabın (tehdidin) tarihini kasten ve mutlak bir şekilde gizli tutar (gayb). "Size vaat edilen o azap zaman olarak burnunuzun dibi kadar yakın mı (karîb), yoksa asırlar kadar uzak mı (baîd) ben bilemem" şeklindeki bu ilahi beyan, inkarcıların iç dünyasında muazzam bir psikolojik asılı kalma (süspansiyon) yaratır. Tehdidin zamanının bilinmemesi, tehdidin kendisinden çok daha sarsıcı ve dinamik bir etki doğurur; zira "yakın mı yoksa uzak mı" olduğu bilinmeyen bir son, insanın her an o sonla yüzleşebileceği ontolojik korkusunu ve uyanıklığını daima diri tutar. Zamanın meçhuliyeti, ilahi otoritenin mutlaklığıdır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla