اِنَّ ف۪ي هٰذَا لَبَلَاغاً لِقَوْمٍ عَابِد۪ينَۜ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Enbiyâ Sûresi, 106. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: mesaj, enbiya 106, kuran, tebliğ, enbiya suresi, enbiya suresi 106. ayet, ibadet, kavim, topluluk, halk
-
“İşte bunda, Allah’a kulluk eden topluluk için yeterli açıklama vardır:”
İşte bunda, Allah’a kulluk eden topluluk için yeterli açıklama vardır. Bunda (fî hâzâ) kelimesiyle daha önce sözü edilen “Andolsun zikirden sonra Zebûr’da da, ‘Yeryüzü iyi kullarıma kalacaktık diye yazmıştık” meâlindeki beyana atıf yapılıyor olabilir. (Buna göre âyetin mânası) İşte bunda kulluk eden, düşünceleri ibadet etmek olan ya da itaat eden ve Allah’ı bir kabul eden topluluk için yeterli açıklama vardır şeklinde olur. Bunda kelimesiyle daha önce geçen âyetlere işaret ediliyor da olabilir. O âyetlerin “Şaşmaz sözün gerçekleşmesi yaklaşmıştır” meâlindeki beyanla başlayıp “hepiniz oraya gideceksiniz” anlamındaki cümle ile sona eren ifadeler olması mümkündür. Bunu, “Daha önce bizden en güzel sonucun vâdini almış olanlara gelince” cümlesiyle başlayıp sonuna kadar olan ifadelerde belirtilen “Allah’a kulluk eden topluluk için yeterli açıklama vardır” diye anlamak da mümkündür. Bunun (sadece Allah’a kulluk eden topluluğa değü) İşte bu bütün insanlara yapılmış bir bildirimdir beyanında olduğu gibi tüm insanlar için yeterli açıklama olması da muhtemeldir. Bu durumda “li kavmin âbidin” ifadesi, kendilerini ibadet etmekle bağlı hisseden topluluk için demek olur, bazıları da bunda anlamına gelen “inne fî hâzâ” kelimesiyle Kur’ânm kastedildiğini ve âyetin mânasınm, îşte bu Kur’ân’da Allah’a kulluk eden topluluk için O’nun adına tebliğ ettiğim yeterli açıklama vardır”, demek olduğunu söylemişlerdir. İbn Mesûd’un mushafmda âyet-i kerîme “inne fî hâze’z-zikri le belâğan li kavmin âbidin” şeklindedir.
Yorumu Yorumla
-
inne (إِنَّ)
Pekiştirme, tahkik ve mutlak kesinlik bildiren "inne" (şüphesiz ki, muhakkak ki) edatıdır.
Bu edatın ayetin girişindeki mantıksal ve felsefi (retorik) işlevini değerlendiren Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "inne" edatının Kur'an'da bir konuyu sadece doğrulamak için değil, aynı zamanda verilecek olan hükmün (bir sonraki ifadenin) tartışılamaz, nesnel ve evrensel bir "hakikat" olduğunu muhatabın zihnine kazımak için kullanıldığını belirtir. Surenin başından beri anlatılan o devasa peygamber kıssaları, kozmik yıkım sahneleri ve ilahi vaatlerin ardından; bu edat, tüm o anlatıları tek bir "sonuç bildirgesi"ne bağlayan sarsılmaz bir başlangıç mühürüdür.
fî hâzâ (فِي هَٰذَا)
Zarfiyet (içindelik) bildiren "fî" harf-i ceri ile yakın nesne veya durumları gösteren ism-i işaret (işaret zamiri) "hâzâ" (bu) kelimesinin birleşimidir. "İşte bunda, şu (zikredilenlerin) içinde" anlamına gelir.
Bu işaret zamirinin neyi kapsadığı konusundaki teolojik derinliği analiz eden Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "hâzâ" (bu) kelimesinin burada iki boyutlu bir işaret taşıdığına dikkat çeker. Öztürk'e göre bu zamir; ya doğrudan doğruya "Enbiya Suresi"nin başından beri anlatılan o ibret verici kıssaları, tevhidi uyarıları ve ahlaki yasaları ya da daha geniş anlamda bizzat "Kur'an'ın kendisini" (vahyi) işaret eder. "İşte bu vahyettiğimiz hakikatlerin tam merkezinde..." demektir.
le belâgan (لَبَلَاغًا)
Tekit (pekiştirme) bildiren "le" harfi ile be-lam-gayn (ب ل غ) kökünden türeyen, nekre (belirsiz) ve mansub formda bir mastar olan "belâg" kelimesinin birleşimidir. "Mutlaka bir tebliğ, yeterli bir duyuru, hedefe ulaştıran bir bildiri, tam bir kifaittir" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "bir şeyin sınırına, son noktasına ve asıl hedefine (gaye) ulaşması, erişmesi" (vüsul) olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "belâg" kavramının sadece bir haberi iletmek değil; o haberin muhatabın zihnine ve kalbine tam bir "yeterlilikle" nüfuz etmesi, ona kurtuluş için gereken tüm yolu/yöntemi eksiksiz sunması (kifayet) olduğunu aktarır.
Bu kelimenin ayetteki işlevsel (fonksiyonel) ağırlığını analiz eden Toshihiko Izutsu, "belâg" kelimesinin Kur'an'ın iletişim ontolojisindeki merkeziliğine dikkat çeker. Izutsu'ya göre "belâg", ilahi kelamın yeryüzündeki serüveninin son noktasıdır. Allah'ın vahiyle (bu surenin içeriğiyle) sunduğu şey, insanın karanlıktan aydınlığa çıkması, haktan haberdar olması ve ebedi kurtuluşu elde etmesi için "mutlak surette yeterli" (belâg) olan o nihai ve en üstün duyurudur. Artık mazeret kapısı kapanmış, "yeterli bildiri" (belâg) her bir zerreye ulaşmıştır.
li kavmin (لِّقَوْمٍ)
Tahsis ve yönelme bildiren "li" (için, -e/a) harf-i ceri ile kaf-vav-mim (ق و م) kökünden türeyen, nekre (belirsiz) ve mecrur "kavm" isminin birleşimidir. "Bir topluluk için, bir grup insan için" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "ayakta durmak, süreklilik, bir işi omuzlamak ve azimle yönelmek" (kıyâm) olduğunu belirtir.
âbidîn (عَابِدِينَ)
ayn-be-dal (ع ب d) kökünden türeyen, ism-i fâil (özne) formunda, cemi müzekker (eril çoğul) ve ayetteki konumu (sıfat) gereği mecrur formda gelen bir kelimedir. "İbadet edenler, kulluk bilincinde olanlar, mutlak teslimiyet gösterenler" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "boyun eğmek, itaat etmek, yumuşamak ve mutlak bir zillet (ego ve kibrin yokluğu)" olduğunu belirtir. Ayakların çiğneyerek yumuşattığı, pürüzlerinden arındırdığı yola dilde "tarîk-i muabbed" denilmesi bu yüzdendir.
Bu sıfat tamlamasının (li kavmin âbidîn) ayetin sonundaki o sarsıcı liyakat (şart) felsefesini analiz eden Prof. Dr. Sadık Kılıç ve Dücane Cündioğlu, buradaki muazzam seçiciliğe dikkat çekerler. Kılıç'a göre, Kur'an'ın sunduğu o yeterli bildiri (belâg), her önünden geçene otomatik olarak fayda sağlayan sihirli bir metin değildir. Bu bildirinin bir "kurtuluş reçetesi" olarak hedefe ulaşabilmesi için, muhatabın o mesajı alacak, o mesaja "boyun eğecek" ve hayatını o mesajın disiplinine göre "yumuşatacak" (âbidîn) bir kulluk ufkuna ve niyetine sahip olması şarttır. Cündioğlu ise ayetin sonundaki bu "âbidîn" (kulluk edenler) vurgusunun; peygamberlerin, meleklerin ve kainatın o devasa tesbihinin anlatıldığı surenin en başında ve sonunda yer alarak, insanın yeryüzündeki tek onurlu ve "belâğ"ı (mesajı) hak eden makamının "mutlak tevazu ve kulluk" (ubudiyet) olduğunu mühürlediğini belirtir. Mesaj, ancak talip olan (kul olan) gönülde karşılık bulur.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla