اِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ حَصَبُ جَهَنَّمَۜ اَنْتُمْ لَهَا وَارِدُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Enbiyâ Sûresi, 98. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: enbiya suresi, cehennem, enbiya 98, enbiya suresi 98. ayet, putlar, yakıt, insan, allah, ibadet
-
“Şüphe yok ki siz ve Allah’tan başka tapttğmız tanrılar cehennem yakıtısınız, hepiniz oraya gideceksiniz.”
Şüphe yok ki siz ve Allah’tan başka taptığınız tanrılar cehennem yakıtısınız. Arap dilinde kaide olarak denilir ki: “men” insanlar için, “mâ” harfi de insanların dışında (canlı-cansız) bütün diğer varlıklar için kullanılır. Sözü edilen bu kaideye göre o [kâfirlerin], “taptıklarınız” fiilinden Hz. îsâ, Üzeyir ve melekleri anlamaları mümkün değildir. Onlar diyorlar ki Allah Teâlâ bir yana bırakılıp sözü edüen Hz. îsâ, Üzeyir ve meleklere tapıldı. O halde onlar sizin iddianıza göre cehennem yakıtları olacaklardır. Müfessirler bu kanaati benimsemişler ve şöyle demişlerdir: Bundan sonra “Daha önce bizden en güzel sonucun vâdini almış olanlara gelince, işte onlar cehennemden uzak tutulurlar” meâlindeki beyan inmiştir. Sonra şöyle devam etmişlerdir: Allah Teâlâ kendisinden başka tapılanlarm arasından daha önce kendisinden “güzel sonucun vâdini alanlar”ı istisna etmektedir. Bunlar da Üzeyir, îsâ ve şu meleklerdir. Fakat biz dedik ki âyetin o ifadesinden bu belirtilen mâna anlaşılmaz. Fakat “Yakıtı insanlar ve” taptıkları “taşlar olan ateşten sakmm” örneğinde olduğu gibi taptıkları putlar ve taşlar anlaşılır. Ya da Allah’tan başka taptıklarından maksat, kendilerine Allah’tan başkasına tapmayı emreden ve buna çağıran şeytanlar da olabilir. Bu durumda Allah’tan başkasına ibadet, gerçek mânada şeytana yapılmış olur. Çünkü bunu emreden ve çağrıda bulunan söz konusu Üzeyir, îsâ ve melekler değil şeytandır. Çünkü bunlar, yani îsâ, Üzeyir ve melekler kendilerini Allah’tan başkasına tapmaya davet etmemişlerdir. Bu açıklamaya göre yüce Allah âdeta şöyle demiş olmaktadır: Sizler ve Allah’tan başka taptığınız şeytanlar cehennem yakıtısınız. Bu mâna başka âyetlerde meâlen şöyle ifade edilmiştir: “(Allah, görevlilere buyurur:) ‘Toplayın o zâlimleri, onların yoldaşlarını ve Allah’ın dışında taptıklarını; [hepsini cehennemin yoluna s ü r ü n ! “(Cennet sohbetinde) birbirine dönüp karşılıklı sorular sorarlar. İçlerinden biri şöyle der: Benim bir arkadaşım vardı” Âyetin ibaresi, bize burada “arkadaş” kelimesinden maksadın şeytan olduğunu göstermektedir. Tıpkı şu İlâhî beyanda olduğu gibi: “Bir şeytan tahsis ederiz; artık bu onun arkadaşıdır”.
“Hasabu cehennem” kelimelerinin “hatabu cehennem” şeklinde de kırâati vardır. İbn Abbâs şöyle demiştir: “Hasab” kelimesi Habeşçe’de “hatab”, yani odun anlamındadır. Bazıları bu kelimenin Habeş lisanında odun anlamına geldiğini söylemişlerdir. Aynı kelimenin “dâd” harfi ile “hadabu cehennem” şeklinde de okunuşu vardır. Bazıları şöyle demişlerdir: “Hasbu” kehmesi atmak anlamına gelir. Bu durumda mâna cehennem onları atacaktır, firlatacaktır şeklinde olur. “Hatab” kelimesinin ne anlama geldiği mâlumdur o da odun mânasıdır. “Hadab” kızıştırmak, harekete geçirmek demektir. Buna göre âyetin mânası şöyle olur; Cehennem ateşi üzerlerine kızıştırılır. Kisâî şu açıklamayı yapar: “Hasabeti’n-nâru” cümlesi ateşe odun atıldı demektir. Hz. Âişe’nin âyeti “dâd” harfiyle “hadabu cehennem” şeklinde okuduğu rivayet edilmiştir. Hepiniz oraya gideceksiniz, yani hepiniz orada yerinizi alacaksınız.
Yorumu Yorumla
-
innekum (إِنَّكُمْ)
Pekiştirme, tahkik ve mutlak kesinlik bildiren "inne" (şüphesiz ki, muhakkak ki) edatı ile ikinci çoğul şahıs "-kum" (siz) muttasıl zamirinin birleşimidir; "Şüphesiz ki siz, muhakkak ki sizler" anlamına gelir.
Bu edatın ayetin girişindeki edebi ve psikolojik (retorik) işlevini değerlendiren Râgıb el-İsfahânî, "inne" edatının sıradan bir dilbilgisi kuralı olmaktan çıkıp, muhatabın zihnindeki her türlü inkar, şüphe ve kaçış ihtimalini kökünden kazıyan, verilecek olan kozmik hükmü (cezayı) hiçbir itiraza yer bırakmayacak bir kesinlikle mühürleyen bir sarsıcı başlangıç olduğunu aktarır. İlahi mahkeme, kararı tartışmaya açmaz; "innekum" diyerek infazı doğrudan sanıkların (müşriklerin) yüzüne okur.
ve mâ (وَمَا)
Bağlaç olan "vav" ile akılsız varlıklar, durumlar veya nesneler için kullanılan ism-i mevsul (ilgi zamiri) edatı "mâ" (o şey ki, o şeyler ki) kelimesinin birleşimidir. "Ve o ... olan şeyler" anlamına gelir.
Bu edatın (mâ) putperest sosyolojideki teolojik yıkıcılığını analiz eden Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), gramatikal bir aşağılama (tahkir) sanatına dikkat çeker. Arapçada akıl ve şuur sahibi varlıklar (insanlar/melekler) için genellikle "men" (kimse) zamiri kullanılır. Ayet, müşriklerin kendilerine taptıkları, ilahlaştırdıkları ve uğruna peygamberlerle savaştıkları o putları (veya sahte tanrıları) "men" ile değil, akılsız nesneleri niteleyen "mâ" (şey) edatıyla anarak; o sahte ilahları ontolojik olarak tahta, taş ve cansız birer "eşya/nesne" statüsüne indirger. Onlar tanrı değil, sadece birer "şeydir" (mâ).
ta'budûne (تَعْبُدُونَ)
ayn-be-dal (ع ب د) kökünden türeyen muzari (şimdiki/geniş zaman), ikinci çoğul şahıs bir fiildir. "İbadet ediyorsunuz, tapıyorsunuz, mutlak bir teslimiyetle boyun eğiyorsunuz" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "boyun eğmek, itaat etmek, yumuşamak ve mutlak bir zillet (hiçlik) içine girmek" olduğunu belirtir. Ayakların çiğneyerek yumuşattığı ve düzleştirdiği yola da dilde "tarîk-i muabbed" denilmesi bu yüzdendir.
Bu fiilin putperest aklı nasıl ifşa ettiğini inceleyen Toshihiko Izutsu, "ibadet" kavramının pagan (müşrik) bağlamındaki trajedisine dikkat çeker. Izutsu'ya göre ibadet, insanın kendi ontolojik özgürlüğünü ve aklını bir üst otoriteye kayıtsız şartsız devretmesidir (zillet). Müşrikler, evrenin mutlak Yaratıcısı'na yapılması gereken bu yüce "boyun eğişi/teslimiyeti", kendi elleriyle yonttukları, akılsız ve cansız nesnelere (mâ) yaparak insanlık onurunu ve aklını korkunç bir şekilde aşağılamışlardır. Fiilin muzari (ta'budûne) formunda gelmesi, bu ahmakça ritüelin anlık bir hata değil, onların hayat tarzı (sürekli eylemi) olduğunu mühürler.
min dûnillâhi (مِن دُونِ اللَّهِ)
Ayrılma ve dışındalık bildiren "min" edatı, dal-vav-nun (د و ن) kökünden türeyen "dûn" zarfı ve "Allah" lafza-i celalinin oluşturduğu isim tamlamasıdır. "Allah'ın dışında, O'nu bırakıp da, O'nun astında olanlardan" anlamına gelir. İbn Fâris, "dûn" kökünün temel etimolojik anlamının "bir şeyin konum veya mertebe olarak aşağısında bulunmak, ona göre daha alçak bir seviyede/düşük statüde olmak ve ondan farklılaşmak" olduğunu belirtir.
Bu tamlamanın oluşturduğu o muazzam mekansal ve felsefi hiyerarşiyi analiz eden Dücane Cündioğlu, "min dûn" kavramının Kur'an'ın tevhid ontolojisindeki merkeziliğine dikkat çeker. Cündioğlu'na göre yeryüzündeki tüm varlıklar (melekler, peygamberler, doğa güçleri veya putlar) Allah karşısında "dûn" (aşağı/ast/mahluk) statüsündedir. Şirk (putperestlik) felsefesi, yeni bir tanrı yaratmak değil; ontolojik olarak "aşağıda" (dûn) olan fani bir nesneyi/şahsı alıp, onu mutlak otoritenin (Allah'ın) hizasına çıkarmaya çalışmaktır. Kur'an, "Allah'ın dışında/astında" (min dûnillâhi) diyerek varlık hiyerarşisini tekrar asıl fıtri dengesine oturtur.
hasabu (حَصَبُ)
ha-sad-be (ح ص ب) kökünden türeyen ve muzaf (tamlayan) konumunda olan bir isimdir. "Yakıt, ateşe atılan odun, çakıl taşı, atılan çer çöp" anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "küçük taşlar (çakıl), bir şeyi taşlamak veya ateşi alevlendirmek için içine fırlatılan parça/yakıt" olduğunu belirtir. Rüzgarın savurduğu çakıl ve toz fırtınasına da "hâsıb" denilir. Râgıb el-İsfahânî, "hasab" kelimesinin, cehennem ateşini tutuşturmak için kullanılan, hiçbir değeri olmayan ve sadece yanmak/yakmak işlevi gören atık madde (yakıt) manasını taşıdığını aktarır.
Bu kelimenin (yakıt/odun anlamındaki diğer kelimeler yerine) ayette bilhassa seçilmesindeki edebi ve psikolojik şiddeti derinlemesine analiz eden Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Kur'an'ın burada sıradan bir "hatab" (odun) kelimesini kullanmadığına dikkat çeker. Öztürk'e göre "hasab" kelimesi, değersiz bir çakıl taşının veya bir çöpün ateşe fırlatılıp atılması (taşlama/tahkir) eylemini içinde barındırır. Müşrikler dünyadayken o putlara altınlar giydirip, önlerinde secde edip onlara saygı gösterirken; ilahi adalet o koca sahte tanrıları (ve onlara tapanları) hiçbir değer atfetmeksizin, adeta cehennemin fırınına fırlatılan birer "ucuz çakıl taşı/çöp yakıtı" (hasab) seviyesine indirgeyerek onları ontolojik bir hiçliğe mahkum eder. Sahte tanrılar, ateşin odunu olmuştur.
cehenneme (جَهَنَّمَ)
Ahiretteki azap mahallinin özel ismidir. Cümlede muzafun ileyh (tamlanan) konumundadır; gayr-ı munsarıf (yabancı kökenli) olduğu için esre yerine üstün (fetha) almıştır. Tamlama (hasabu cehenneme) "cehennemin yakıtı/odunu" anlamına gelir. El-Cevâlîkî ve Celaleddin el-Suyuti, bu kelimenin saf Arapça olmadığını, kadim dillerden Arapçaya geçmiş (muarreb) yabancı kökenli bir isim olduğunu belirtirler. Arapça c-h-m (derin kuyu) köküne benzetilse de bu bir halk etimolojisidir.
Sözcüğün tarihsel dilbilim serüvenini inceleyen Arthur Jeffery, kelimenin İbranicedeki "Ge-hinnom" (Hinnom Vadisi) tamlamasından Aramice aracılığıyla Arapçaya geçtiğini tespit eder. Hinnom Vadisi, antik Kudüs'ün güneyinde, pagan dönemlerde çocukların ateşe atılarak kurban edildiği, daha sonra ise şehrin tüm pisliklerinin ve leşlerinin yakıldığı, sürekli ateş yanan lanetli bir çöplüktür. Bu ismin Kur'an'ın eskatolojik (kıyamet felsefesi) kurgusundaki yerini değerlendiren Angelika Neuwirth, "Cehennem" kavramının salt bir işkence odası olmaktan ziyade, kozmik bir "incinerator" (imha ve arıtma fırını) işlevi gördüğüne dikkat çeker. Yeryüzünde üretilen tüm ahlaki pislikler, şirkin ürettiği sahte tanrılar (putlar) ve fıtratı bozan zalimler; evrenin o devasa arıtma/yakma tesisine (cehenneme) birer "yakıt" (hasab) olarak dökülüp evrenden temizlenecektir.
entum (أَنتُمْ)
Arapçada ikinci çoğul şahıs munfasıl (ayrık) zamiridir; "sizler, bizzat siz" anlamına gelir.
Bu zamirin ayetin kurgusunda yaratmış olduğu şok edici yüzleşmeyi analiz eden Prof. Dr. Hidayet Aydar, cümlenin akışındaki psikolojik daralmaya dikkat çeker. Ayet önce "Siz ve taptıklarınız (putlar) cehennemin yakıtısınız" demiş, zihin putların ateşe atılmasına odaklanmışken; aniden "entum" (sizler) zamiriyle kamera tekrar o müşriklerin gözlerinin içine zum yapar. Ateş sadece putlar için değil; o putları üreten, onlara tapan ve vahye direnen insan aklı ("bizzat siz") içindir.
lehâ (لَهَا)
Yönelme ve aidiyet bildiren "li" (için, -e/a) harf-i ceri ve üçüncü tekil şahıs (müennes) "-hâ" (ona) muttasıl zamirinin birleşimidir. Zamir, dişil kabul edilen "cehennem" ismine döner; "ona, o cehenneme" anlamına gelir.
vâridûn (وَارِدُونَ)
vav-ra-dal (و ر د) kökünden türeyen, ism-i fâil (özne) formunda ve cemi müzekker (eril çoğul) bir kelimedir. "Varanlarsınız, ulaşanlarsınız, girecek olanlarsınız" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "suya ulaşmak, susuzluğu gidermek için bir su kaynağına (pınara/kuyuya) inmek ve oraya varmak" olduğunu belirtir. Suya giden yola ve suyun kendisine de "vird" denilir. Râgıb el-İsfahânî, vürûd kavramının aslen suya kavuşmayı ifade ettiğini, ancak Kur'an'da genellikle şiddetli bir varış noktasına veya cehenneme girişi (duhul) belirtmek için istiare (metafor) yoluyla kullanıldığını aktarır.
Bu kelimenin (vâridûn) etimolojik kökeniyle ayetin cehennem bağlamı arasında oluşan o korkunç felsefi ironiyi (tersine çevirmeyi) derinlemesine analiz eden Prof. Dr. Sadık Kılıç, buradaki sarsıcı anlamsal şoka dikkat çeker. Kılıç'a göre Arap (çöl) sosyolojisinde bir göçebenin suya ulaşması (vürûd), susuzluğun bitmesi, hayatın kurtulması, ferahlık ve "yaşam" demektir. Ancak Kur'an, dünyadayken hakikat pınarından yüz çeviren ve sahte tanrıların (serapların) peşinde koşan müşriklere; "Sizin o susuzlukla koşarak varacağınız yer (vâridûn/suya varış), serin bir pınar değil, bizzat fokurdayan cehennem ateşinin ta kendisi olacaktır" diyerek muazzam bir trajikomik (ironik) tablo çizer. Onların kurtuluş zannedip vardıkları yer, ebedi susuzluklarının ve yanışlarının merkezidir. Su (vird) beklentisi, ateş (cehennem) gerçekliğiyle cezalandırılmıştır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla