Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Enbiyâ Sûresi, 96. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Enbiyâ Sûresi, 96. Ayet

    حَتّٰٓى اِذَا فُتِحَتْ يَأْجُوجُ وَمَأْجُوجُ وَهُمْ مِنْ كُلِّ حَدَبٍ يَنْسِلُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Hattâ iżâ futihat ye/cûcu veme/cûcu vehum min kulli hadebin yensilûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Nihayet Ye’cûc ve M e’cûc (sedleri) açıldığı ve onlar her tepeden akın ettiği zaman”

      Ye’cûc ve Me’cûc Sedleri

      Nihayet Ye’cûc ve Me’cûc (sedleri) açıldığı (zaman.) En doğrusunu Allah bilir ya, sanki Allah Teâlâ bu şeddin açılmasını kendilerine nispet etmektedir ki onlar da bir cemaattir. Aksi takdirde Arapça’da, “fütihat” fiilinin müennes kılınmasını gerektirecek bir gerekçe ben bilmiyorum. En doğrusunu Allah bilir.

      Ve onlar her tepeden akın ettiği zaman. Âyette geçen “hadeb” kelimesinin çevreye hâkim konumda olan nesne olduğunu söyleyenler olmuştur. Bazıları bu kelimenin yeryüzünün tümsek olan yerleri olduğunu ifade etmiştir. “Hadeb” kelimesinin tepe mânasında olduğunu söyleyenler de vardır. “Min külli hadebin” cümlesine, her yönden ve her mekândan akın ediyorlar, yani hızla geliyorlar mânası verenler olmuştur. Bazıları “yensilûne” fıiline yani “çıkarlar” anlamı vermişlerdir. Allah Teâlâ onların her yönden ve her cihetten hızla akın edeceklerini haber vermektedir. Sanki söz konusu Yecûc ve Mecûc şeddi önlerinde kapanınca, bu dünyada hayatta kalabilmeyi sürdürebilecekleri ve yiyeceklerini temin edecekleri yerlerle aralarında engel konulduğu zaman hayatlarını sürdürebilecekleri gıdaları elde etmek amacı ile o mekânlara dağılırlar. O şeddin açıldığı haberini aldıkları zaman dağıldıkları her yönden ve cihetten akın ederler, hızla gelirler. Çünkü onlar şeddin önlerinde kapandığı andan itibaren onu açma çabası içindedirler. Söz konusu sed açılınca hızla dışarı çıkarlar. “O gün biz onları, birbirine çarparak çalkalanır bir halde bırakmışızdır” meâlindeki beyanda sözü edilen olay işte budur.

      İbn Kuteybe “harâmun alâ karyetin” âyetine, onların geri dönmeleri haramdır, mânası vermiş ve şu açıklamayı yapmıştır: “Harâmun” kelimesinin “vâcibun”, yani gerekli oldu mânasına geldiği söylenmiştir. İbn Kuteybe devamla “hıllün ve halâlun” kelimelerinde olduğu gibi “hirmun ve harâmun” kelimelerinin aynı mânaya geldiğini ifade etmiştir. “Ve hüm min külli hadebin yensilûne” âyetine “Onlar her yerden ve tepeden (neşez)“ akın ettikleri zaman’ şeklinde mâna vermiştir. “Yensilûne” kelimesi, “neselân” kökündendir. Bu, kurdun acele ettiği zamanki yürümesi gibi kısa adımlar atarak koşma şeklidir. Ebû Avsece şöyle demiştir: “Hadeb” yeryüzünün yukarı doğru yükselen kısmıdır. Kelimenin tekili “hadebetün” şeklindedir. “Yensilûne” fiili, gelirler demektir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        hattâ izâ (حَتَّىٰ إِذَا)

        Gaye, sınır ve bitiş bildiren "hattâ" (ta ki, nihayet, -e kadar) edatı ile geçmiş veya gelecek zamana ait spesifik bir kesiti bildiren "izâ" (o vakit, ...-dığı zaman) zaman zarfının birleşimidir. "Nihayet o vakit geldiğinde, ta ki şu durum gerçekleştiğinde" anlamına gelir. Râgıb el-İsfahânî, "hattâ" edatının bir sürecin ontolojik veya zamansal olarak ulaştığı en son sınırı (gaye) belirlediğini; "izâ" edatının ise muhatabın dikkatini o sınırın aşıldığı sarsıcı anın tam merkezine çektiğini aktarır.

        Bu iki edatın yan yana gelişindeki eskatolojik (ahirete ve dünyanın sonuna dair) kopuşu değerlendiren Diyanet İslam Ansiklopedisi, "hattâ izâ" tamlamasının Kur'an kurgusunda genellikle normal tarihsel akışın aniden kesilip, kıyamet sahnelerine veya kozmik yıkımlara geçiş yapılan o korkutucu zaman aralığını (eşik) mühürlediğine dikkat çeker. Normal zaman burada bitmekte, kıyamet saati başlamaktadır.

        futihat (فُتِحَتْ)

        fe-te-ha (ف ت ح) kökünden türeyen mazi (geçmiş zaman), meçhul (edilgen) ve üçüncü tekil şahıs (dişil) bir fiildir. "Açıldı, kapıları ardına kadar aralandı, serbest bırakıldı" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "kilitli, kapalı veya düğümlü olan bir şeyin engelinin kaldırılarak geçişe müsait hale getirilmesi, kapalılığın zıttı" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, feth kavramının hem maddi bir kapının/kilidin açılmasını hem de manevi bir sırrın/hükmün açığa çıkmasını kapsadığını ifade eder.

        Bu fiilin meçhul (edilgen) yapısındaki teolojik ve kozmolojik şiddeti analiz eden Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "futihat" (açıldı) kelimesinin failinin gizlenmesindeki edebi ihtişama dikkat çeker. Öztürk'e göre bu varlıkları hapseden o devasa set (Zülkarneyn'in inşa ettiği engel), Ye'cûc ve Me'cûc'un kendi fiziksel çabalarıyla, teknolojileriyle veya iradeleriyle "açtıkları" bir şey değildir. Fiil "açtılar" (fetehû) şeklinde değil, "açıldı" (futihat) şeklinde gelerek; o engelin yıkılmasının doğrudan doğruya vakti saati geldiğinde ilahi aklın ve Mutlak Otorite'nin bir müdahalesiyle, yukarıdan gelen (kozmik) bir "açılış/serbest bırakılış" olduğunu hukuki bir dille tesciller. Kaos, ancak ilahi izinle (feth) serbest kalır.

        ye'cûcu ve me'cûcu (يَأْجُوجُ وَمَأْجُوجُ)

        Kur'an'ın eskatolojik anlatısında yer alan iki topluluğun (veya figürün) özel ismidir. Gayr-ı munsarıf (yabancı kökenli) oldukları için tenvin almazlar. El-Cevâlîkî ve Celaleddin el-Suyuti, bazı Arap dilbilimcilerin bu kelimeleri ateşi alevlendirmek anlamındaki "ecce" (أ ج ج) veya suyu püskürtmek anlamındaki "mecce" (م ج ج) köklerinden türetmeye çalıştıklarını; ancak bu kelimelerin kesinlikle saf Arapça olmadığını, kadim dillerden Arapçaya geçmiş (muarreb) yabancı (Sami) kökenli isimler olduklarını belirtirler.

        Kelimenin kökenbilimini tarihsel dilbilim ışığında inceleyen Arthur Jeffery, bu iki ismin İbranice Ahit'teki "Gog ve Magog" (Gog u-Magog) kelimelerinden Arapçaya uyarlanmış olduğunu ve muhtemelen çok daha antik olan Akadca veya Asurca metinlerdeki kuzeyli barbar kavimlere verilen isimlerin eskatolojik bir forma bürünmüş hali olduğunu tespit eder.

        Bu isimlerin Kur'an'ın kıyamet felsefesindeki (apokaliptik) yerini analiz eden Angelika Neuwirth, Ye'cûc ve Me'cûc'un salt tarihsel veya coğrafi birer kabile olmaktan ziyade, "kozmik kaosun" kişileştirilmiş ve toplumsallaştırılmış figürleri olduğuna dikkat çeker. Neuwirth'e göre yeryüzü (kozmos) ilahi bir nizamla ayakta durmaktadır; Ye'cûc ve Me'cûc ise o nizamı, medeniyeti ve sınırları yok etmek üzere setlerin arkasında bekleyen mutlak "barbarlığın ve yıkımın" (kaosun) sembolüdür. Onların "açılması", kozmosun yeniden kaosa teslim olduğu kıyamet anının simgesel mühürüdür.

        ve hum (وَهُمْ)

        Bağlaç olan "vav" (vav-ı haliyye / durum bildiren vav) ile üçüncü çoğul şahıs munfasıl (ayrık) zamiri "hum" (onlar) kelimesinin birleşimidir. "Oysa onlar, onlar tam o esnada ... bir haldeyken" anlamına gelir. Kendinden sonra gelen cümleyi o yıkıcı kütlenin "durumunu ve hareket tarzını" (halini) tasvir eden bir sinematografik sahneye çevirir.

        min kulli (مِن كُلِّ)

        Ayrılma ve başlangıç noktası bildiren "min" (-den/dan) edatı ile kef-lam-lam (ك ل ل) kökünden türeyen "küll" (her, bütün, tamamı) kelimesinin birleşimidir. "Her bir ...-den, istisnasız tamamından" anlamına gelir. İbn Fâris, "küll" kelimesinin dağınık parçaları bir araya getirip kapsamak, bütünü ihata etmek ve geride hiçbir açık/boşluk bırakmamak manasını taşıdığını belirtir. Saldırının bölgesel değil, yeryüzünün "her" milimetresini kapsayan küresel bir felaket olduğunu mühürler.

        hadebin (حَدَبٍ)

        ha-dal-be (ح د ب) kökünden türeyen, nekre (belirsiz) ve mecrur bir isimdir. "Yüksek yer, tepe, tümsek, dalga, tümsekli arazi" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "bir şeyin yükselmesi, yukarı doğru kavis çizmesi ve sırttaki tümsek/kambur" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "hadeb" kavramının düz arazideki kabartıları, tepeleri ve suların yükselerek oluşturduğu dev dalga kavislerini ifade ettiğini aktarır.

        Bu kelimenin ayette oluşturduğu apokaliptik topografyayı (coğrafi vizyonu) analiz eden Toshihiko Izutsu, "hadeb" kelimesinin seçilmesindeki edebi korkutuculuğa dikkat çeker. Izutsu'ya göre ayet "dağlardan" (cibâl) demez; çünkü dağlar sabit ve tanıdıktır. Ancak "her bir tümsekten/tepeden" (min kulli hadebin) denilmesi, yeryüzünün o tanıdık ve düz coğrafyasının adeta bir canavarın sırtındaki kamburlar gibi yabancılaştığını, ufuktaki her bir kabartının ve tepenin bu barbarca akının çıkış noktasına (sıçrama tahtasına) dönüştüğünü resmeder. Yeryüzü, adeta o kaotik kitleyi (Ye'cûc ve Me'cûc'u) insanların üzerine kusan delik deşik bir tümsekler okyanusuna dönüşmüştür.

        yensilûn (يَنسِلُونَ)

        nun-sin-lam (ن س ل) kökünden türeyen muzari (şimdiki/geniş zaman), cemi müzekker (eril çoğul) bir fiildir. "Akın ederler, hızla boşalırlar, kayıp inerler, sel gibi akarlar" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "bir şeyin yerinden hızla çıkması, ayrılması; tüyün bedenden kopup dökülmesi veya canlının karnından neslin/yavruların seri halde dışarı fırlaması" olduğunu belirtir. (İnsanın soyuna da bu yüzden "nesil" denir). Râgıb el-İsfahânî, "nesl" kavramının hızlı, engellenemez, akıcı ve seri bir yürüyüşü/fırlayışı ifade ettiğini aktarır. Kurtların avlarına doğru koşarken adımlarını hızla atıp akmalarına da dilde "nesele'z-zi'bu" denilir.

        Bu fiilin içerdiği sosyolojik patlamayı ve o devasa estetik dehşeti analiz eden Dücane Cündioğlu ve Prof. Dr. Sadık Kılıç, "yensilûn" (akıp inerler) kelimesinin muazzam bir "insansızlaştırma" metaforu olduğuna dikkat çekerler. Cündioğlu'na göre bu fiil, aklı başında insanların şuurlu bir ordu yürüyüşünü tasvir etmez; bu, adeta kovanından fırlayan milyarlarca böceğin, durdurulamaz bir çekirge sürüsünün veya yüksekten aşağıya doğru kontrolsüzce akan/kayan (yensilûn) koyu bir lav kütlesinin hareketidir. Kılıç ise buradaki sosyolojik çöküşü vurgular: Set açıldığında (futihat), karşımıza konuşulabilen veya savaşılan bir düşman değil; medeniyeti, ahlakı ve sınırı olmayan, sadece biyolojik bir üreme (nesil/yensilûn) ve yutma içgüdüsüyle yeryüzündeki her bir tepeden (hadeb) aşağıya doğru şelale gibi dökülen mutlak bir barbarlık ve "nicelik patlaması" çıkar. İnsanlık (kozmos), aklın bittiği yerdeki bu kör çoğalmanın (kaosun) seli altında kalarak kıyametini yaşar.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X