وَحَرَامٌ عَلٰى قَرْيَةٍ اَهْلَكْنَاهَٓا اَنَّهُمْ لَا يَرْجِعُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Enbiyâ Sûresi, 95. Ayet
Daralt
X
-
“Helâk ettiğimiz bir belde için artık dönüş imkânsızdır; onlar geri dönemeyeceklerdir.”
Helâk ettiğimiz bir belde için artık dönüş imkânsızdır; onlar geri dönemeyeceklerdir. Âyetin başındaki “harâmun” kelimesi “hirmun” şeklinde de okunmuştur. Dil ve lisan âlimlerine göre “harâmun” ve “hirmun” aynı anlamdadır, aralarında bir fark yoktur. [İbn Kuteybe] bu kelime ile ilgili şu açıklamayı yapar: “Hıllün” ve “halâl” kelimelerinde olduğu gibi “hirmun aleyke kezâ” ve “harâmun aleyke kezâ” denilebilir. Her ikisi de şöyle yapmak sana haramdır, imkânsızdır anlamına gelir. Müfessirler bu iki kelime arasında fark görürler ve âyete “hirmun” kelimesi üzerinden âyette şöyle mâna verirler: Helâk ettiğimiz bir beldenin dönmeyeceği kesindir. Ya da şu anlamı verirler: Allah Teâlâ bir beldenin dönmeyeceğini, yani tövbe etmeyeceğini bildikten sonra onların helâk edilecekleri kesindir. Çünkü Cenâb-ı Hak onları ancak tövbe etmeyeceklerini bildiği için helâk edecektir. Âyete şöyle de mâna verilebilir: Allah’ın helâk etmeyi dilediği bir beldenin dönmeyeceği kesindir. Bu âyetin zâhirinin ifade ettiği mâna şu hususu vurgulamaktır: Allah Teâlâ’nm şu beyanına bakmaz mısın: “Nihayet Ye’cûc ve Mecûc (sedleri) açıldığı ve onlar her tepeden akın ettiği zaman” Çünkü bu ifadenin zâhirinden anlaşüan, Yecûc ve Mecûc (sedleri) açılıncaya ve “Şaşmaz sözün gerçekleşmesi yaklaşıncaya” kadar geri dönemeyeceklerdir. Ancak bunlar gerçekleşince döneceklerdir. Çünkü ileride “bir de bakarsın ki inkârcılarm gözleri yerinden fırlamış!” denilmektedir. Ya da onların dönüşlerinin imkânsız olduğundan söz edilmesi, bir grubun bunun aksini söylemelerinden dolayı da olabilir. Çünkü bir grup şöyle demiştir; İnsanlar bitkiler gibidir. Bitkiler topraktan biter sonra kurur sonra yine biter. İnsanlar da aynen böyledir. Ölecekler. Sonra tekrar geri dönecekler. Bazı Râfizîler de şunu söylemiştir; Ali ve filan kişi geri dönecektir (rec'at). Allah Teâlâ da onların görüşlerini reddetmek ve söylediklerini yalanlamak için geri dönmeyeceklerini haber veriyor. Çünkü onlar inkâr etseler de benzerini getirmekten aciz kaldıkları için artık Kur’ân onları bağlayan bir delil haline gelmiştir. Bütün bunların en doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
ve harâmun (وَحَرَامٌ)
Bağlaç olan "vav" ile ha-ra-mim (ح ر م) kökünden türeyen, merfu ve tenvin almış bir ismin birleşimidir. "Haramdır, yasaktır, kesinlikle engellenmiştir, imkansızdır" anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "bir şeye yaklaşmanın, dokunmanın veya onu yapmanın katı bir şekilde men edilmesi, engellenmesi ve helalin (serbestliğin) mutlak zıttı" olduğunu belirtir. Ayrıca korunması gereken ve saygı duyulan şeye (hürmet/mahremiyet) de dilde bu kökten türeyen isimler verilir. Râgıb el-İsfahânî, "haram" kavramının hem şer'an (dini hukukla) hem de aklen yapılması kesin olarak yasaklanmış şeyleri ifade ettiğini; ancak bazı durumlarda bu kelimenin hukuki bir yasaktan ziyade, doğası gereği gerçekleşmesi mümkün olmayan ontolojik bir "engellenmişliği/imkansızlığı" da kapsadığını aktarır.
Bu kelimenin ayetteki varoluşsal (ontolojik) ve hukuki ağırlığını analiz eden Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "harâmun" kelimesinin burada sıradan bir fıkhi yasak (içki veya domuz eti yasağı gibi) olmadığına dikkat çeker. Öztürk'e göre Allah, helak edilmiş bir kentin geri dönüşünü anlatırken "imkansızdır" (müstahildir) demek yerine "haramdır" kelimesini seçerek; bu imkansızlığın sadece fiziksel bir kural değil, bizzat Mutlak Otorite tarafından konulmuş, mühürlenmiş ve asla çiğnenemeyecek kozmik ve ilahi bir yasa (hüküm) olduğunu tesciller. Yok edilenlerin dünyaya veya hayata dönüşü, hukuken değil "varoluşsal olarak" yasaklanmıştır.
alâ karyetin (عَلَى قَرْيَةٍ)
Aleyhinde, üzerine anlamlarına gelen "alâ" harf-i ceri ile kaf-ra-ye (ق ر ي) kökünden türeyen, nekre (belirsiz) ve mecrur "karye" isminin birleşimidir. "Bir memlekete, bir şehre, bir topluluğa karşı" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "bir araya gelmek, toplanmak ve bir merkezde birikmek" olduğunu belirtir. Dilde suyun etrafa dağılmadan birikip toplandığı havuza (makrât) denilmesi bu yüzdendir. Râgıb el-İsfahânî, "karye" kelimesinin sadece binaları, sokakları veya coğrafyayı değil; asıl olarak o mekanı dolduran, ortak bir yasa veya yaşam biçimi etrafında "toplanmış" olan insan sosyolojisini (halkı) karşıladığını aktarır.
Bu kavramın ayetteki sosyolojik derinliğini değerlendiren Toshihiko Izutsu, "karye" kelimesinin Kur'an'ın helak (yıkım) anlatılarındaki merkeziliğine dikkat çeker. Izutsu'ya göre karye, sıradan bir yerleşim yeri değildir; o, insanların bireysel masumiyetlerini kabileci bir asabiyete veya ortak bir günaha feda ederek "kötülük etrafında organize olup toplandıkları" (k-r-y) homojen, şuursuz ve kibirli bir sosyolojik kütledir. İlahi ceza, bireylere değil, kötülüğü kurumsallaştıran bu organize "toplanma merkezlerine" (karye) inmiştir.
ehleknâhâ (أَهْلَكْنَاهَا)
he-lam-kef (ه ل ك) kökünden if'âl babında türeyen mazi (geçmiş zaman), birinci çoğul şahıs "ehleknâ" (Biz helak ettik) fiili ve "-hâ" (onu) nesne zamirinin birleşimidir. Zamir, müennes olan "karye" (şehir/toplum) kelimesine döner. "Onu yok ettik, kökünü kazıdık, çökerttik" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "bir şeyin kırılıp dökülmesi, parçalanması, işlevini yitirerek fani olması ve varlığının tamamen ortadan kalkması" (bekanın zıttı) olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "helak" eyleminin insanın veya nesnenin formunu ve yaşamsal bütünlüğünü yitirerek kullanılamaz, yaşayamaz ve tanınamaz bir kaosa sürüklenmesi olduğunu aktarır.
Bu eylemin içerdiği ilahi adalet felsefesini analiz eden Dücane Cündioğlu, fiilin failinin azamet çoğuluyla (Biz) gelmesindeki mutlak infaz vurgusuna dikkat çeker. Cündioğlu'na göre yeryüzündeki bazı şehirler deprem, sel veya savaşlarla yıkılabilir. Ancak ayet "ehleknâhâ" (Biz onu helak ettik) diyerek; o yozlaşmış toplumun çöküşünün tesadüfi bir doğal afet veya jeolojik bir hareketlilik olmadığını, doğrudan doğruya ilahi aklın ve adaletin planladığı, kusursuzca icra ettiği ve tarihten silip süpürdüğü ahlaki bir "arındırma operasyonu" olduğunu resmeder. Doğal afet yoktur, kozmik bir infaz vardır.
ennehum (أَنَّهُمْ)
Gerekçelendirme, açıklama ve pekiştirme bildiren "enne" (şüphesiz ki, muhakkak, ... olması) edatı ile üçüncü çoğul şahıs "-hum" (onlar) zamirinin birleşimidir. Kendinden önceki o mutlak yasağın (haramun) hedefini ve konusunu kendinden sonraki eyleme (lâ yerciûn) bağlayan, cümlenin anlamını gramatikal bir mühürle sabitleyen köprü edattır.
lâ yerciûn (لَا يَرْجِعُونَ)
Nefy (olumsuzluk) edatı "lâ" ile ra-cim-ayn (ر ج ع) kökünden türeyen muzari (şimdiki/geniş/gelecek zaman), üçüncü çoğul şahıs "yerciûn" fiilinin birleşimidir. "Geri dönmezler, dönemezler, rücu edemezler" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel etimolojik anlamının "bir şeyin başladığı ilk noktaya, asıl kökenine, ayrıldığı eski haline veya geriye doğru dönmesi" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "rücû" kavramının insanın varoluş serüveninde bir durumdan (örneğin ölümden) önceki duruma (hayata) doğru yapmaya çalıştığı tersine hareketi ifade ettiğini aktarır.
Bu fiilin ayetin başındaki "haram" kelimesiyle oluşturduğu çifte olumsuzluk (double negative) yapısını ve eskatolojik (ahirete dair) kapanışını derinlemesine analiz eden Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı) ve Prof. Dr. Hidayet Aydar, buradaki muazzam anlam katmanlarına dikkat çekerler. Klasik Arap dilbiliminde "Dönmemeleri haramdır" ifadesi mantıksal olarak "Mutlaka döneceklerdir" (Allah'ın huzuruna hesaba çekilmek üzere rücu edeceklerdir) şeklinde yorumlanmıştır. Ancak Bintü'ş-Şâtı ve Aydar, bağlamın dünyaya dönüşle ilgili yüzüne de vurgu yaparlar. Ayet; ilahi adaletin kılıcıyla helak edilmiş, defteri dürülmüş ve tarihi bitirilmiş bir toplumun; "Acaba tekrar dünyaya gelip, tövbe edip, eski günahlarını telafi edebilirler mi?" şeklindeki o son umut kırıntısını "lâ yerciûn" (asla dönemezler) kelimesiyle parçalar. Zamanın oku geriye işlemez. Helak mutlak, dünyevi kapanış kesindir; onların tek dönüşü (rücû) ancak ve ancak hesap vermek üzere Mutlak Otorite'nin huzurunadır. Ölüm, telafinin imkansızlaştığı o son sarsılmaz sınırdır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla